Tevfik OVACIK
Köşe Yazarı
Tevfik OVACIK
 

Tekâlif-i Milliye Cumhuriyeti

Tekâlif-i Milliye Cumhuriyeti Kütahya Eskişehir Savaşları sonrası (dolayısıyla Sakarya Meydan Muharebesi öncesi) ordunun ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla Mustafa Kemal’in Başkomutanlık yetkisine dayanarak, 7 ve 8 Ağustos 1921 günleri yayımladığı on maddelik emire Tekâlif-i Milliye Emirleri denir. Milli yükümlülükler emri diyebiliriz. Kısaca amaç; Ordunun silah ihtiyacını karşılamak Ordunun giyecek ve taşıt ihtiyacını karşılamak Ordunun personel ve asker ihtiyacını karşılamak   Devlet bu yardımı geri ödenmek şartı ile toplamış ve sonrasında tamamen ödemiştir. Türk milleti bu çağrıya ziyadesi ile karşılık vermiş. Birçok ilde konuyu anlatmak ve doğru organize etmek için mitingler düzenlemişlerdir. Toplanan malzemeler kısa zamanda orduya ulaştırılmıştır. Hiç kuşkusuz Türk halkı, yalnızca “Tekâlif-i Milliye Emirlerini” yerine getirerek Kurtuluş Savaşı’nın finansmanını sağlamamış; T.B.M.M. hükümetlerinin gelir arttırıcı vergilerini ödeyerek, Büyük Taarruza hazırlık döneminde çıkarılan Askeri Ulaştırma Yükümlülüğü Kanunu’nun hükümlerini uygulayarak malı ve canı ile bağımsızlığının bedelini ödemiştir.     Cumhur kendi hürriyeti için önce canla, başla, mal ile top yekûn varlığını ortaya koymuştur. İstiklal ve istikbal için milli dayanışmanın en güçlü tecellisini cumhur; hür iradesini Sakarya meydan muharebesinden önce bu çağrıya karşılık vererek göstermiştir.   Bu cumhuriyet hareketi öncelikle devlet ve millet dayanışmasının nasıl yönetileceğini göstermiştir. Milliyetçilik ruhunu tecelli ettirmiştir. Bütün hücrelerine kadar milli ruh halinin temelleri atılmıştır. Halk yüksek sorumluluk bilinci ile bu kurtuluş mücadelesini dayanışma ruhu ortaya koyarak başarıya ulaştırmıştır. Gerçek Halkçılık nasıl bir değer olduğu bir vücuda bürünmüştür. Devlet halkın fedakârlığını;  samimi, şeffaf ve ikna edici bir kararla çıkardığı on maddelik emri gönüllü fedakârlığa dönüştüren bir organizasyon yapmış. Zaferden sonra da aldığı malzemelerin araç ve gereçleri halka söz verdiği gibi ödeyerek muhteşem bir devletçilik örneği vermiştir. Laikliğin gerçek manası korumak demektir. Bu mana ile bakarsak devlet, millet,  milletin bütün unsurları ve inançlar bir birlerini ötekileştirmeden, faydacı zihniyetten uzak sadece vatan ve milletin bekasını korumak için laikliğin gerçek manasını tecelli ettirmişlerdir. Devlet aynı zamanda verdiği sözü tutarak halktan aldıkları ile beraber Osmanlı’dan kalan borçları da ödeyerek yapılacak yatırımlar, ekonomik atılımların ihtiyacı olan güven ortamı ve halkın buna inancını tesis ederek,  yeni sosyal ve ekonomik düzen için inkılapların önünü açmıştır. Burada devletin halka halkın devlete güveni söz konusudur. Günümüz şartlarında Cumhuriyetin doğru uygulanamamasının en bariz sebebi başta cumhuriyet olmak üzere Atatürk ilkelerinin doğru anlaşılamamasıdır. İlkelerin gerçek manasının çok ötesinde anlamlar yükleyerek,  kurtuluş savaşı ve sonrası oluşumları emperyalist ilkelere uydurma gayreti ile cumhuriyeti yaşamaya çalışmamızdır. Şöyle bir bakalım Tekâlif-i Milliye emirleri uygulanırken ne nasıl istenmiş? Burada sol sağ diye bir ideolojik yaklaşım var mı? Yok. İnanç farklılığı ile farklı baş çeken var mı? Yok. Olan da ikna edilmiş. Osmanlıdan kalan Türk milletinin bütün unsurları bir birini tamamlamış mı? Evet.   Şimdi ne yapıyoruz? Laikliği Fransız anayasasına benzeterek uygulamaya çalışıyoruz. Milliyetçiliği hedef birliğinden ırkçılığa indirgemişiz. İnkılapçılığı ihtilale benzeterek devrimcilik demeye çalışıyoruz, üstelik yeniliklere karşı duruşumuz çok kuvvetli. Halkçılığı hepimiz diğerini ötekileştirerek bir birini dinlemeden uzlaşmadan paramparça yapmışız. Devletçiliği,  devleti arpalık olarak gören bir algıyla devletten kişisel güç devşirmenin peşindeyiz. Böyle olunca cumhurun hür iradesi tecelli etmiyor. Çünkü mekanizma liyakati iktidara taşıyamıyor. Her iktidar döneminin yandaşı olmalı anlayışı inancını içselleştirmişiz. Adalet devletin en anlamlı gücü olacakken gücün etkisinden kurtulamayan bir devlet yapısıyla devlete inancı en çok zedeleyen noksan yanımız olmuş. Refahı sağlama görevi devlet refahı güçlülere paylaştıran bir politik sarmalın mahkûmu olmuş. Dini referans alan partilerin takvadan uzak halleri, emperyal güçlerin payandası olma halleri devlete ve yönetenlere güvensizliğe sebep olmuş. Hal bu ki, kültürel değerlerimizin kaynağı inançlarımızı uygularken önce iktidarın ve birlikte çalıştığı köye kadar organize olmuş ekibin takvasını kontrol etmesi gerekir. Milliyetçiyim diyen partiler ülkü fakirleri. Devrimciyim diyen partiler yenilik yapamıyor.   Oysa cumhuriyetin içinde inançlar, milliyetler, inkılaplar hep halkı yücelten istiklali hedefleyen istikbali güvenli hale getiren unsurlarla donatılarak gerçek manası bulması lazım.   Aydınlarımız hep bir yerleri referans alarak sistem kurmaya çalışıyor. Yenilikler keşiften uzaklar. Öyle olmuşuz ki kim yönetme gelirse gelsin emperyal ideolojilerin savunucusu konumuna düşmekten kurtulamıyor. Küresel güçlerin oyuncağı olmaktan kurtulamıyor. Cumhuriyeti eğer savunacaksak önce cumhuriyeti yaşamaya karar verelim. Yani ötekileştirmeden ve faşizan duygulardan arınarak… Sonra milli değerlerimizi ve milli varlıklarımızı evrensel kriterlere göre güçlendirelim. Halkın tamamının refahını ihmal etmeden yönetmeye çalışalım. Güçsüz gördüklerimizi ikinci plana atmadan yönetelim. Devletten şahsi çıkarlarımıza fayda sağlamasından çok adaleti sağlamasını ve refahı doğru dağıtmasını talep edelim. Cumhuriyeti öyle ilkelerle donatalım ki; devlet güçlü olsun, dirayetli olsun onu yönetenler bile iki dudağı arasına alamasın. Öyle güçlü bir yapı kuralım ki güçlüler devleti ruhunu ele geçiremesin. Bunda en büyü sorumluluk iktidara gelenlerin. Gelirken doğru adımlarla gelirsen kimseye gebe kalmazsan devleti ve milleti kimseye ipotek etmezsin. Eğer iktidara gelmişsen en tepeden ayakucuna kadar yönetme sorumluluğu olan herkesin tavrını düzenleme sorumluluğu ve iradesi iktidara ait. En güçlü araç adalet, Adaleti uygulamayı önce kendinden başlayacaksın. Muhtarlıktan devlet başkanlığına kadar bütün yöneticilerimiz cumhurun hürriyetini tecelli ettirme ülküsünden sapmadan yönetim yaparlarsa ülkemiz insanlık tarihinde hak ettiği yere gelecektir. Yoksa cumhuriyet kadük (değerini, önemini yitirmiş) kalır. İnandıklarımız rol yapmaktan öte gidemez.  
Ekleme Tarihi: 26 Ekim 2025 -Pazar

Tekâlif-i Milliye Cumhuriyeti

Tekâlif-i Milliye Cumhuriyeti

Kütahya Eskişehir Savaşları sonrası (dolayısıyla Sakarya Meydan Muharebesi öncesi) ordunun ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla Mustafa Kemal’in Başkomutanlık yetkisine dayanarak, 7 ve 8 Ağustos 1921 günleri yayımladığı on maddelik emire Tekâlif-i Milliye Emirleri denir.

Milli yükümlülükler emri diyebiliriz.

Kısaca amaç;

  • Ordunun silah ihtiyacını karşılamak
  • Ordunun giyecek ve taşıt ihtiyacını karşılamak
  • Ordunun personel ve asker ihtiyacını karşılamak

 

Devlet bu yardımı geri ödenmek şartı ile toplamış ve sonrasında tamamen ödemiştir.

Türk milleti bu çağrıya ziyadesi ile karşılık vermiş. Birçok ilde konuyu anlatmak ve doğru organize etmek için mitingler düzenlemişlerdir.

Toplanan malzemeler kısa zamanda orduya ulaştırılmıştır.

Hiç kuşkusuz Türk halkı, yalnızca “Tekâlif-i Milliye Emirlerini” yerine getirerek Kurtuluş Savaşı’nın finansmanını sağlamamış; T.B.M.M. hükümetlerinin gelir arttırıcı vergilerini ödeyerek, Büyük Taarruza hazırlık döneminde çıkarılan Askeri Ulaştırma Yükümlülüğü Kanunu’nun hükümlerini uygulayarak malı ve canı ile bağımsızlığının bedelini ödemiştir.  

 

Cumhur kendi hürriyeti için önce canla, başla, mal ile top yekûn varlığını ortaya koymuştur.

İstiklal ve istikbal için milli dayanışmanın en güçlü tecellisini cumhur; hür iradesini Sakarya meydan muharebesinden önce bu çağrıya karşılık vererek göstermiştir.

 

Bu cumhuriyet hareketi öncelikle devlet ve millet dayanışmasının nasıl yönetileceğini göstermiştir.

Milliyetçilik ruhunu tecelli ettirmiştir. Bütün hücrelerine kadar milli ruh halinin temelleri atılmıştır.

Halk yüksek sorumluluk bilinci ile bu kurtuluş mücadelesini dayanışma ruhu ortaya koyarak başarıya ulaştırmıştır. Gerçek Halkçılık nasıl bir değer olduğu bir vücuda bürünmüştür.

Devlet halkın fedakârlığını;  samimi, şeffaf ve ikna edici bir kararla çıkardığı on maddelik emri gönüllü fedakârlığa dönüştüren bir organizasyon yapmış. Zaferden sonra da aldığı malzemelerin araç ve gereçleri halka söz verdiği gibi ödeyerek muhteşem bir devletçilik örneği vermiştir.

Laikliğin gerçek manası korumak demektir. Bu mana ile bakarsak devlet, millet,  milletin bütün unsurları ve inançlar bir birlerini ötekileştirmeden, faydacı zihniyetten uzak sadece vatan ve milletin bekasını korumak için laikliğin gerçek manasını tecelli ettirmişlerdir.

Devlet aynı zamanda verdiği sözü tutarak halktan aldıkları ile beraber Osmanlı’dan kalan borçları da ödeyerek yapılacak yatırımlar, ekonomik atılımların ihtiyacı olan güven ortamı ve halkın buna inancını tesis ederek,  yeni sosyal ve ekonomik düzen için inkılapların önünü açmıştır.

Burada devletin halka halkın devlete güveni söz konusudur.

Günümüz şartlarında Cumhuriyetin doğru uygulanamamasının en bariz sebebi başta cumhuriyet olmak üzere Atatürk ilkelerinin doğru anlaşılamamasıdır.

İlkelerin gerçek manasının çok ötesinde anlamlar yükleyerek,  kurtuluş savaşı ve sonrası oluşumları emperyalist ilkelere uydurma gayreti ile cumhuriyeti yaşamaya çalışmamızdır.

Şöyle bir bakalım Tekâlif-i Milliye emirleri uygulanırken ne nasıl istenmiş?

Burada sol sağ diye bir ideolojik yaklaşım var mı? Yok.

İnanç farklılığı ile farklı baş çeken var mı? Yok. Olan da ikna edilmiş.

Osmanlıdan kalan Türk milletinin bütün unsurları bir birini tamamlamış mı? Evet.

 

Şimdi ne yapıyoruz?

Laikliği Fransız anayasasına benzeterek uygulamaya çalışıyoruz.

Milliyetçiliği hedef birliğinden ırkçılığa indirgemişiz.

İnkılapçılığı ihtilale benzeterek devrimcilik demeye çalışıyoruz, üstelik yeniliklere karşı duruşumuz çok kuvvetli.

Halkçılığı hepimiz diğerini ötekileştirerek bir birini dinlemeden uzlaşmadan paramparça yapmışız.

Devletçiliği,  devleti arpalık olarak gören bir algıyla devletten kişisel güç devşirmenin peşindeyiz.

Böyle olunca cumhurun hür iradesi tecelli etmiyor.

Çünkü mekanizma liyakati iktidara taşıyamıyor. Her iktidar döneminin yandaşı olmalı anlayışı inancını içselleştirmişiz.

Adalet devletin en anlamlı gücü olacakken gücün etkisinden kurtulamayan bir devlet yapısıyla devlete inancı en çok zedeleyen noksan yanımız olmuş.

Refahı sağlama görevi devlet refahı güçlülere paylaştıran bir politik sarmalın mahkûmu olmuş.

Dini referans alan partilerin takvadan uzak halleri, emperyal güçlerin payandası olma halleri devlete ve yönetenlere güvensizliğe sebep olmuş.

Hal bu ki, kültürel değerlerimizin kaynağı inançlarımızı uygularken önce iktidarın ve birlikte çalıştığı köye kadar organize olmuş ekibin takvasını kontrol etmesi gerekir.

Milliyetçiyim diyen partiler ülkü fakirleri.

Devrimciyim diyen partiler yenilik yapamıyor.  

Oysa cumhuriyetin içinde inançlar, milliyetler, inkılaplar hep halkı yücelten istiklali hedefleyen istikbali güvenli hale getiren unsurlarla donatılarak gerçek manası bulması lazım.

 

Aydınlarımız hep bir yerleri referans alarak sistem kurmaya çalışıyor.

Yenilikler keşiften uzaklar.

Öyle olmuşuz ki kim yönetme gelirse gelsin emperyal ideolojilerin savunucusu konumuna düşmekten kurtulamıyor.

Küresel güçlerin oyuncağı olmaktan kurtulamıyor.

Cumhuriyeti eğer savunacaksak önce cumhuriyeti yaşamaya karar verelim.

Yani ötekileştirmeden ve faşizan duygulardan arınarak…

Sonra milli değerlerimizi ve milli varlıklarımızı evrensel kriterlere göre güçlendirelim.

Halkın tamamının refahını ihmal etmeden yönetmeye çalışalım. Güçsüz gördüklerimizi ikinci plana atmadan yönetelim.

Devletten şahsi çıkarlarımıza fayda sağlamasından çok adaleti sağlamasını ve refahı doğru dağıtmasını talep edelim.

Cumhuriyeti öyle ilkelerle donatalım ki; devlet güçlü olsun, dirayetli olsun onu yönetenler bile iki dudağı arasına alamasın.
Öyle güçlü bir yapı kuralım ki güçlüler devleti ruhunu ele geçiremesin.

Bunda en büyü sorumluluk iktidara gelenlerin.

Gelirken doğru adımlarla gelirsen kimseye gebe kalmazsan devleti ve milleti kimseye ipotek etmezsin.

Eğer iktidara gelmişsen en tepeden ayakucuna kadar yönetme sorumluluğu olan herkesin tavrını düzenleme sorumluluğu ve iradesi iktidara ait.

En güçlü araç adalet, Adaleti uygulamayı önce kendinden başlayacaksın.

Muhtarlıktan devlet başkanlığına kadar bütün yöneticilerimiz cumhurun hürriyetini tecelli ettirme ülküsünden sapmadan yönetim yaparlarsa ülkemiz insanlık tarihinde hak ettiği yere gelecektir.

Yoksa cumhuriyet kadük (değerini, önemini yitirmiş) kalır.

İnandıklarımız rol yapmaktan öte gidemez.

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve silifkesesimiz.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.