Gücün Çocukları
Son günlerde yaşanan vali, emniyet müfettişi, yazar, öğretmen, iş adamı çocuklarının sebep oldukları; bazen cinayet, bazen cinayet gibi kaza ya da Kahramanmaraş’ta olduğu gibi katliam gibi olaylar toplumda büyük endişelere sebep oldu.
Kahramanmaraş’ta Müfettiş babanın sükûneti dikkat çekici bir durum…
Edebiyat öğretmeni anne, rehberlik hocasının oğlunun durumu hakkındaki görüşme isteğini; “oğlunun aşırı zeki olduğundan uyum sorunu yaşadığını ileri sürerek” telefonu kapatarak ret ettiğini, basından okuyoruz.
Tunceli Valisi’nin oğlunun Gülistan Doku’yu öldürdüğü iddia edilen olayda, Vali güçlü delillere rağmen oğlunu suçsuz göstermek için harcadığı çaba ayrıca trajik bir durum…
Ehliyetsiz oğlunun sebep olduğu kaza ile bir kişinin öldüğü olayda yazar Eylem Tok’un oğlunu güçlü bağlantılarını kullanarak yurt dışına kaçırması da gösteriyor ki her meslekte güç ve makam sahibi ebeveynlerin aslında çocuklarını korurken, onları suç aracı haline getirmeleri toplumsal yapımızın bir parçaları değil mi?
Ve daha birçok ailesi güçlü çocukların sebep oldukları adli olayların aslında üzerinde durulması gereken, doğru analiz edilip ders çıkarılması gereken bir dizi imtihanlar olduğunu düşünüyorum.
Aşırı korumacı anne babalar aslında çocuklarını öz güvenli yetiştireceğiz derken onları sorumsuz duygularının hapsine neden olduklarını çok acı tecrübelerle fark ediyorlar.
Yıllar önce bir baba görmüştüm. Oğluna öz güven kazandırmaya çalıştığı belliydi.
Beş altı yaşlarında çocuğuna şöyle demişti;
İlerde yine kendi yaşında yalnız duran çocuğu göstererek; “git şu çocuğa tokat at” demişti. Çocuk da gidip gerçekten o çocuğa tokat atmıştı.
Tokat yiyen çocuğun babası çocuğu babasına şikâyet ettiğinde;
Baba oğluna kızıyor gibi yaparak; !neden vurdun oğlum” dediğinde;
Çocuk: “baba sen dedin ya!” cevabı verdiğinde, babanın sadece oğluna kızarak kendi yaptığını gizlemeye çalışıyordu.
Tokat yiyen çocuğun babası çok ayıp ettiniz. Çok kötü yapıyorsunuz, derken baba bütün yüzsüzlüğü ile susuyordu.
Trafikte suç işleyen, ehliyetsiz çocuklar, hız radarına yakalanan gençler ya da başka bir sebepten ceza alan gücün çocukları hemen babalarını, tanıdıklarını, hatta devlet içinde onlardan faydalanan görevlileri aradıklarına hepimiz şahit olmuşuzdur.
Bütün bunlar maalesef dengesiz bir neslin yetişmesinde önemli sebepler.
Çocukluğumdan beri hep dikkat etmişimdir.
Babası güçlü olan ya da makam mevki sahibi olan ailelerin çocuklarında maalesef kendi kişiliği ile değil ailenin gücüyle davranan çocuk ve gençler, bizlerle beraber toplum içindeler.
Bazen makam sahibi baba ne kadar hassas olursa olsun annenin korumasında çocuğun babanın gücünü kolayca kullandığını gördüm…
Bazen makam sahibi babanın çocuklarının kendi makamından ve gücünden yararlanırken gösterdiği genişliğin çocuğun kişiliğine ve davranışlarına zarar verdiğini fark etmediğini gördüm
Ya da çevre; güç sahibi insanların çocuklarına sahip olmadıkları kişilik güçleri varmış gibi davranıp çocuklarla ilişki kurarak, onları kendi kullanım amaçlarına göre yönlendirenlere şahit oldum.
Bazen de anne babalar işe ya da normal yaşamlarına kendilerini kaptırarak çocukların ihtiyaçlarını fark etmeden çocuk yetiştirirken asosyal bir kişiliği inşa ettiklerin gördüm.
Öyle anne ve babalar vardı ki, biz görmedik onlar yaşasın isteği ile çocuklarına sınırsız imkânların kapılarını aralarken, çocuklarının ruhlarını ve bilinçlerini sınırladıklarını düşünmüyorlardı
Hatta çocukları her türlü isteklerine cevap vererek, çocukları sonsuz beklentiye soktuklarını bütün sorunlarını bu imkânlarla çözebileceklerine inandırıldıklarını fark ettim.
Bazı babalar ve anneler çocukların sorumluluk bilinci ile yetiştirilmelerinin gereksiz olduğuna bütün mal ve imkânlarının yedi nesillerine yeteceğini söylediklerine şahit oldum.
Öyle çocuklarla karşılaştım ki kültür, adalet, vicdan sadece ailesinin gücü ile ilgili gibi davranıyorlardı,
Hatta kişilikleri ailesinin varlığı kadardı ki ailesinin gücünü zaman zaman mutlak bir güçmüş gibi algılıyorlardı.
Öyle anne babalar vardı ki, gelişmemiş sadece parasal büyüklüğe erişmiş güç çok güçlü olmuş ve bu güç hem kendileri için hem de çocukları için toplum üstü bir konum oluşturuyor ya da öyle sanıyorlardı.
Hatta devletin bile varlıkları onlar için kullanılabilir, suiistimal edilebilir bir ayrıcalıktı.
Ve bu çocuklara bu statünün gerçek olduğunu söyleyen, devlet içinde, iş çevresinde ve toplumda faydacı bir kesim vardı.
Ve çocuk bu ortamda büyümeye çalışıyordu.
Çocuk yetişiyordu ama sorumluluk bilinci oluşmadan
Beklentiler yükseltiliyor,
İstekler kamçılanıyor,
Yapay imkânlar seferber ediliyor.
Bilinç ihmal ediliyor,
Sorumluluk yok sayılıyor,
Güç saygınlığın temeli sayılıyor,
Edep sadece kendilerine yapılan bir saygı biçimi haline geliyor,
Ve öyle bir hale geliyorlar ki bakış açıları ‘’onlar ve insanlar’’ diye ikiye ayrılıyor.
İnsanüstü bir varlık olarak onlar insanların çaresizliklerini aptallıklarını konuşurken; Cümleleri “insanlar” diye başlıyor. Çünkü onlar başka bir varlık oluyor.
Ve bütün bunlara çok önemli bir güç daha katılıyor. “Sosyal medya internet”.
Artık öyle bir döneme girdik ki algılarla yönetilen bir toplum inşa ediliyor. Yani güçleri de kontrol eden bir güç peyda oldu.
Artık aileler bile çocukları kontrol edemiyor çünkü onlar da bu yeni gücün kontrolünde
Sonuç insan insanlığını kaybederek yaşamayı öğreniyor.
En büyük güç; bütün toplumları yönetmek istiyor.
Teslim olmuş bir ruh halimizle çaresiz bir haldeyiz.
Belki de bunları doğru okursak, rüyadan uyanır ya da hayalden kurtulursak ki bu mümkün bir başlangıç yapabiliriz.
Yoksa gücün ve makamın kendini ayrıcalıklı gören çocukları ile edepsiz küresel güç farkında olmadan iş birliği yaparken insanlık görülmemiş itibar kaybediyor ve çaresizleşiyor!..
Yaşananları bir hafta geçmeden unuttuk mu yoksa!
