Tevfik OVACIK
Köşe Yazarı
Tevfik OVACIK
 

Tepkisiz Ruhlarımız

Tepkisiz Ruhlarımız Mahalleden küresel yaşama insanlık adeta ruhsal bir duyarsızlığa bürünmüş görünüyor. Birey öyle bir hale geldi ki, kendisinden başka hiçbir şeyi düşünemez hale geldi. Hatta kendisini bile düşünüyor desek abartılı olur. Artık insan ihtiyacını karşılama yerine isteklerine sahip olama güdüsü ile hareket ederek imkânları ölçüsünde satın alma makinası haline getirildi. Tasarruf unutuldu. Küresel nizam da bunu teşvik ediyor. Onun için ne kadara tüketim olursa sistem o kadar düzgün çalışır, nizam sürdürülebilir olur. İsteklerin satın alınma şartları ve imkânları da sistemin gereği olarak doğru kurgulanmış. Borçlanabilme kabiliyeti en güçlü imkan haline gelmiş. İsteklerimizin kaynağı hırslarımızı kamçılayan imkânlar oluşturulmuş. Şimdilerde yapay zekâ ve sosyal medya öyle bir hale gelmiş ki merak ettiğimiz her şeyi satın alma güdüsüne dönüştürüyor. Önceleri televizyonla uyuşuyorduk şimdilerde sosyal medya irademizi ele geçirdi. Artık sosyal medyanın içine yerleştirilen algı algoritması ile hiç hayal etmediğimiz, düşünmediğimiz hayatların içinde buluyoruz kendimizi. Bir dava çok ilgimi çekti. Amerika’da 20 yaşındaki bir gencin Meta Ve You Tube’a dava açtığı dava ilginç. Çocuk ; ‘’ çocukken sosyal medyaya bağımlı hale geldiğini ve bu bağımlılığın ruh sağlığı ile ilgili sorunlarını ağırlaştırdığını’’ iddia ederek açtığı davayı kazanarak tazminata hak kazandı. Bir uyanışa vesile olabilir mi? Erken. İnsan nefsi tarihin her evresinden bir şekilde uyuşmaya meyilli. Nizama hâkim güçler;  ama küresel ama mahallede fark etmiyor, insanların duygusal eksikliklerini tatmin ederek onları kullanıyor. İnsan çevresinde gelişen olaylara ilgi duyacak zamanı bulamıyor. İlgisi gelişmeyen insanın tepkisinden bahsetmek sanırım boş bir varsayım olur. Küresel nizam önce bireyi sözüm ona özgüven adı altında bireyselleştirdi. Tüketim toplumunun bir kölesi haline getirdi. Dayanışmayı, iş bölümünü, tamamlanmayı itibarsızlaştırdı. Sonuç yalnız, başkaları tarafından kullanıma elverişli bireyler oluştu. Bu bireylerin oluşturduğu mahalle, köy, ilçe, il devlet hatta global düzende, sakinler kullanılırken onları kullanan güçler türediler. İş adamı, politikacı, bürokrat, sivil toplum örgütü yöneticileri bireyleri bilinçlendirip toplumun bilinç düzeyini güçlendirme yerine onları kullanabilecekleri konuma soktular. Bu gizli dayanışmayı yaparken de yaptıkları her şeyi toplum adına yapmış gibi pazarlıyorlar. Kendileri küçük fayda ekipleri halinde örgütlenerek güçlerini pekiştirme yoluna gittiler. Bu arada bunları seçenler yine bireyler oldukları için bireylerin iradelerini ipotek altına alabilecekleri taraftarlık ruhları inşa ettiler. Böylece sevgi ve nefret duyguları ile tercih eden taraf yine onlara hizmet etmiş oldu. Sonuç; Çevremize bakalım; Sakinlerinin önemini kaybettiği köy, mahalle, şehirler, Vatandaşların itibarını kaybettiği ülkeler, Adaletsizliğin yerlerde süründüğü,   refahın hızla bozulduğu sadece azınlık gücün zenginleştiği küresel nizam… Hatta güç olduklarını sanan belirli odakların ve devletlerin de aslında küresel nizamın bir taşeronu haline gelmesi, Parasal olarak zengin ülkelerin aslında kâğıttan bir kule haline gelmesi, Sudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi. Küresel nizamın ilkelerini sağlama iddiası ile kurulan başta Birleşmiş milletler olmak üzere, Güvenlik Konseyi, Lahey Adalet Divanı gibi kurumların paçavraya dönmüş durumda, Adaletsizlik, bozulmuş refah, insanlık kavramının itibarsızlaşması, Vicdanın işlemez hale getirilmesi, Korku, taciz, tecavüz, yıldırma ile ayakta durmaya çalışan bu narsist, freni patlamış düzen,  en kötü anı bekliyor. Dibi görmeden yeni düzen kurulmayacak. Bir an evvel uyanmalıyız. Erken uyanan ya da bu dönemde uyumayan insanlar ve toplumlar gelecek dünya düzeninin kurucusu olacaklar. Meydana gelen bütün bu düzensizliklere ilgili hale gelip, duyarlılığımız güçlendirmeliyiz. Bilinçli olduğunu düşünen herkes, her güç ve makam sahibi önce kendini sonra çevresini uyarmalı. Öncelikle varlıklarımıza sahip çıkalım. Mahallemize, şehrimize yapılacak yapılmakta olan her şeye daha duyarlı olalım. Faydalı olanı destekleyelim olmayanı yaptırmayalım. Politikacılar, seçilmiş ve atanmış yöneticilerimiz sivil toplum örgütleri temsilcilerimiz artık etliye sütlüye karşımama dönemi bitti. Başkalarının eksiğini ortaya koyarak yerinizi koyamadığınız gibi bir yere de gelemezsiniz. Mahallemizin, şehrimizin ülkemizin potansiyeline uygun projeler zamanı geldi. Herkes önce kendisi olmak üzere en az bir kişiyi bilinçlendirsin. Duyarsızlıktan kurtulalım. Okuyalım, yazalım, tartışalım, konuşalım ama sürekli iletişim halinde olalım ki ilgimiz dağılmasın. Dünyaya korku salan, korku ve tacizle yönetilen bu düzen kendi kendini imha ediyor, edecek artık bütün foyaları meydana çıkıyor. Bizler de bu uyanışın, içinde rol alalım. Gücün bu pervasızlığını besleyen tepkisiz yaşamımız, ruhsal duyarsızlığımız,  bencil yaşam biçimimiz sinmiş ruhumuzdur. Başta kendimiz köyümüz ilçemiz hep beraber ülkemiz ile yeni düzene hazırlık yapmalıyız. Ne yapabilirim ki? Ben kimim ki demeyin. Dünyası sadece yediği havuç kadar olan tavşanlardan farkımız vardır elbet. Her şey bizden başlıyor bizim harekete geçmediğimiz hayatta kimse hayata geçmez.  
Ekleme Tarihi: 30 Mart 2026 -Pazartesi

Tepkisiz Ruhlarımız

Tepkisiz Ruhlarımız

Mahalleden küresel yaşama insanlık adeta ruhsal bir duyarsızlığa bürünmüş görünüyor.

Birey öyle bir hale geldi ki, kendisinden başka hiçbir şeyi düşünemez hale geldi.

Hatta kendisini bile düşünüyor desek abartılı olur.

Artık insan ihtiyacını karşılama yerine isteklerine sahip olama güdüsü ile hareket ederek imkânları ölçüsünde satın alma makinası haline getirildi. Tasarruf unutuldu.

Küresel nizam da bunu teşvik ediyor. Onun için ne kadara tüketim olursa sistem o kadar düzgün çalışır, nizam sürdürülebilir olur.

İsteklerin satın alınma şartları ve imkânları da sistemin gereği olarak doğru kurgulanmış. Borçlanabilme kabiliyeti en güçlü imkan haline gelmiş.

İsteklerimizin kaynağı hırslarımızı kamçılayan imkânlar oluşturulmuş.

Şimdilerde yapay zekâ ve sosyal medya öyle bir hale gelmiş ki merak ettiğimiz her şeyi satın alma güdüsüne dönüştürüyor.

Önceleri televizyonla uyuşuyorduk şimdilerde sosyal medya irademizi ele geçirdi. Artık sosyal medyanın içine yerleştirilen algı algoritması ile hiç hayal etmediğimiz, düşünmediğimiz hayatların içinde buluyoruz kendimizi.

Bir dava çok ilgimi çekti.

Amerika’da 20 yaşındaki bir gencin Meta Ve You Tube’a dava açtığı dava ilginç.

Çocuk ; ‘’ çocukken sosyal medyaya bağımlı hale geldiğini ve bu bağımlılığın ruh sağlığı ile ilgili sorunlarını ağırlaştırdığını’’ iddia ederek açtığı davayı kazanarak tazminata hak kazandı. Bir uyanışa vesile olabilir mi? Erken.

İnsan nefsi tarihin her evresinden bir şekilde uyuşmaya meyilli.

Nizama hâkim güçler;  ama küresel ama mahallede fark etmiyor, insanların duygusal eksikliklerini tatmin ederek onları kullanıyor.

İnsan çevresinde gelişen olaylara ilgi duyacak zamanı bulamıyor. İlgisi gelişmeyen insanın tepkisinden bahsetmek sanırım boş bir varsayım olur.

Küresel nizam önce bireyi sözüm ona özgüven adı altında bireyselleştirdi. Tüketim toplumunun bir kölesi haline getirdi.

Dayanışmayı, iş bölümünü, tamamlanmayı itibarsızlaştırdı.

Sonuç yalnız, başkaları tarafından kullanıma elverişli bireyler oluştu.

Bu bireylerin oluşturduğu mahalle, köy, ilçe, il devlet hatta global düzende, sakinler kullanılırken onları kullanan güçler türediler.

İş adamı, politikacı, bürokrat, sivil toplum örgütü yöneticileri bireyleri bilinçlendirip toplumun bilinç düzeyini güçlendirme yerine onları kullanabilecekleri konuma soktular. Bu gizli dayanışmayı yaparken de yaptıkları her şeyi toplum adına yapmış gibi pazarlıyorlar.

Kendileri küçük fayda ekipleri halinde örgütlenerek güçlerini pekiştirme yoluna gittiler.

Bu arada bunları seçenler yine bireyler oldukları için bireylerin iradelerini ipotek altına alabilecekleri taraftarlık ruhları inşa ettiler. Böylece sevgi ve nefret duyguları ile tercih eden taraf yine onlara hizmet etmiş oldu.

Sonuç;

Çevremize bakalım;

Sakinlerinin önemini kaybettiği köy, mahalle, şehirler,

Vatandaşların itibarını kaybettiği ülkeler,

Adaletsizliğin yerlerde süründüğü,   refahın hızla bozulduğu sadece azınlık gücün zenginleştiği küresel nizam…

Hatta güç olduklarını sanan belirli odakların ve devletlerin de aslında küresel nizamın bir taşeronu haline gelmesi,
Parasal olarak zengin ülkelerin aslında kâğıttan bir kule haline gelmesi, Sudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi.

Küresel nizamın ilkelerini sağlama iddiası ile kurulan başta Birleşmiş milletler olmak üzere, Güvenlik Konseyi, Lahey Adalet Divanı gibi kurumların paçavraya dönmüş durumda,
Adaletsizlik, bozulmuş refah, insanlık kavramının itibarsızlaşması,

Vicdanın işlemez hale getirilmesi,

Korku, taciz, tecavüz, yıldırma ile ayakta durmaya çalışan bu narsist, freni patlamış düzen,  en kötü anı bekliyor. Dibi görmeden yeni düzen kurulmayacak.

Bir an evvel uyanmalıyız. Erken uyanan ya da bu dönemde uyumayan insanlar ve toplumlar gelecek dünya düzeninin kurucusu olacaklar.

Meydana gelen bütün bu düzensizliklere ilgili hale gelip, duyarlılığımız güçlendirmeliyiz.

Bilinçli olduğunu düşünen herkes, her güç ve makam sahibi önce kendini sonra çevresini uyarmalı.

Öncelikle varlıklarımıza sahip çıkalım.
Mahallemize, şehrimize yapılacak yapılmakta olan her şeye daha duyarlı olalım. Faydalı olanı destekleyelim olmayanı yaptırmayalım.

Politikacılar, seçilmiş ve atanmış yöneticilerimiz sivil toplum örgütleri temsilcilerimiz artık etliye sütlüye karşımama dönemi bitti.
Başkalarının eksiğini ortaya koyarak yerinizi koyamadığınız gibi bir yere de gelemezsiniz.

Mahallemizin, şehrimizin ülkemizin potansiyeline uygun projeler zamanı geldi.

Herkes önce kendisi olmak üzere en az bir kişiyi bilinçlendirsin.

Duyarsızlıktan kurtulalım.

Okuyalım, yazalım, tartışalım, konuşalım ama sürekli iletişim halinde olalım ki ilgimiz dağılmasın.

Dünyaya korku salan, korku ve tacizle yönetilen bu düzen kendi kendini imha ediyor, edecek artık bütün foyaları meydana çıkıyor. Bizler de bu uyanışın, içinde rol alalım.

Gücün bu pervasızlığını besleyen tepkisiz yaşamımız, ruhsal duyarsızlığımız,  bencil yaşam biçimimiz sinmiş ruhumuzdur.

Başta kendimiz köyümüz ilçemiz hep beraber ülkemiz ile yeni düzene hazırlık yapmalıyız.

Ne yapabilirim ki? Ben kimim ki demeyin.

Dünyası sadece yediği havuç kadar olan tavşanlardan farkımız vardır elbet.

Her şey bizden başlıyor bizim harekete geçmediğimiz hayatta kimse hayata geçmez.

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (1)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve silifkesesimiz.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Lerzan Özgenç
(30.03.2026 12:49 - #3224)
Günümüzün özeti teşekkürler sağolun varolun iyi çalışmalar diliyorum.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve silifkesesimiz.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.