Tevfik OVACIK
Köşe Yazarı
Tevfik OVACIK
 

Her Zorlukta Bir Kolaylık Vardır

Her Zorlukta Bir Kolaylık Vardır “Korku iblisin silahıdır” Muhyiddin İbnul Arabi hazretleri ile ilgili bir sohbette işitmiştim. Günümüz toplumuna bakınca bu sözün ne kadar anlamlı olduğunu görürüz. Bir tarafta endişe, kaygı kaynaklı korkunun etkisinde kalmış çoğunluk bir tarafta korkuyu silah olarak kullanan güç odakları. Bireyden küresel yönetime kadar korku genelde bir yönetim biçimi olarak kullanılıyor. Süper güç diye tanımladığımız korku imparatorlukları küresel yaşamda gözünün kestirdiğine o benim alacam diyor ve almak için bütün gücünü kullanıyor. Korkunun etkisini arttırmak için kolayına gelen devletleri ve milletleri önce bağımlı hale getiriyor sonra ‘’ben olmazsam sen olmazsın’’ anlayışını o ülkeler üzerinde hâkim kılmaya çalışıyor. Eğer kendine güvenin gelir iradesini kullanırsa onu etkisizleştirmeye çalışıyor. Bireyleri de imkanlarını arttırmak yerine beklentilerini tahrik ederek onları hem isteyen sürekli sahip olmaya çalışan insan haline getirerek küresel bağımlılık politikalarını uyguluyorlar. Küresel şirketler de bütün devletleri kullanılabilir halde tutmak için bu süper devletleri korku altında tutuyor. Epstein Dosyaları şantaj araçlarını kullanıyorlar. Devletler de kendi içinde benzer etkileşimler içerisinde korkuya dayalı güçler oluşturuyor. Bir zamanlar TUSİAD gazete ilanları ile devlete ayar veriyordu. Ordu demokrasinin, devletin dolayısıyla milletin ayar mekanizması gibiydi. Muhtıralar, ihtilaller, darbeler hepsi birer korku kaynağıydı. “Devleti yönetenler de öyle biz olmazsak devlet batar” iktidara gelen bütün hükümetlerin kullandığı bir yöntemdi, hala kullanılıyor. Muhalefet de korkuyu hep bir silah olarak kullandı. En normal zamanda bile “devlet batıyor, demokrasi elden gidiyor” felaket tellallığı ile güç devşirmeye çalışıyordu/çalışıyor. Şirketler de öyle yönetiliyor. “Patron kızar” “patron istedi” “Patron da ben istersem her şeyi yapabilirim” tavrı ile kendi korku iklimini oluşturuyor. Organizasyondaki yöneticiler de öyle; İnsanların zayıf noktasını gözle, bul ve onu yönetmek için kullan taktiği ile insanların ruhunu bükme, insanları kendine bağımlı hale getirme gayretini güdüyorlar. İnsanların hatalarını biriktir onları yanlış olarak sun ve kendini organizasyonun koruyucusu olarak pazarla. Belki de kendi kusurları affedilmeyecek derecede. Aynı şey okullarda, Bürokrasid , En kötüsü ailede korkunun kullanılıyor olması. Evladı üzerinde eşi üzerinde otorite kurmak için korkuyu, endişeyi, yönetim biçimi haline getirme gayreti var. Hep korkarak korkutarak… Korku bu açıdan bakarsan küresel yönetim kültürü diyebiliriz. Az olanın çoğunluğu kontrol etme yöntemi.. Korku çözmekten ikan etmekten daha kolay. İkna, birlikte çözmek dayanışmak toplumda uzun ama kültür haline geldiğinde güçlü ve kalıcı bir yaşam biçimidir. “Çözüm odaklı olmak” diye dilimize doladığımız bir yöntem var ama onu savunanlar bile korku yöntemini kullanmaktan geri kalmıyorlar. Hal bu ki; çözmeyi gerçekten istesek odağımız çözmek olsa çözüm her zaman bir şekilde karşımıza çıkıyor. Üstelik korku silahı yerine çözümü öncelik haline getiren, imkânları güçlendirip beklentilerimizle uyumlu bir yaşamı kursak o zaman korku yerini ümide bırakacak. Norveçli kaşif Fridtjof Nansen'in “Zoru hemen yaparız, imkansız biraz zaman alır” sözü ne kadar yüreklendirici bir söz. Sorunu dile getirip, gündemde tutarak ben işin sahibiyim mesajını vermeye çalışmak belki de o kişinin zayıflığını gizleme yöntemi hatta kendi korkusundan kaçma yöntemi olabilir. Oysa sorunla yüzleşip çözüm üretmek çevreyi çözüm üretme amacı ile bir araya getirmek belki de korkuları etkisiz hale getirmenin bir yöntemi değil mi? Bütün varlıklar yaratılırken bir gaye, sorumluluk için yaratılır. O potansiyeli harekete geçirmek belki de en doğru bakış açışınsa sahip olmak demektir. “Her zorlukta bir kolaylık vardır” yaratıcımız aslında çözümsüz bir sorun olmadığını ifade etmiyor mu? Belki de öncelikle iblisin korku silahının menzilinden uzak durmak gerekiyor. Sonra başkalarının ne düşündüğünden önce bizim neler yapabileceğimize odaklanmak yola koyulmak demek. Başkalarının yargısından irademizin kontrolüne geçmiş oluruz. Ruhu cesaretle beslemek, doğrularla kıymetlendirmek, güzel şeylerle geliştirmek yolumuzda bize güç verecektir. Artık ruhumuzun yönü korkudan ışığa doğru dönmüş olacak. Yolda yürüdükçe imkanlarımız beklentilerimizden daha hızlı gelişecek. Kibirden alçak gönüllüğe dönmüş davranışlarımız kibrin kararttığı ruhumuzu aydınlığa dönüştürecek. Bu sadece kendimizi harekete geçirmeyecek çevremize de ilham verir hale gelecektir. Artık korku ile beslenen ümitsizlik, kaygı endişe bizden daha uzakta olacak. Korkuyu etki aracı olarak kullanan bencil, kibirli insanların etki alanından uzaklaştıkça özgüvenimiz artacak Kendi yolumuzu inşa ettikçe bu yolda kararlı bir şekilde istikamet aldıkça artık sorunun değil çözümün bir parçası olduğumuzun idraki uyanacak. Bir zorlukla karşılaştığımızda bir kolaylığın var olduğunu onu arama sorumluluğu ile irademizi kullanacağız.  
Ekleme Tarihi: 01 Haziran 2026 -Pazartesi

Her Zorlukta Bir Kolaylık Vardır

Her Zorlukta Bir Kolaylık Vardır

Korku iblisin silahıdır” Muhyiddin İbnul Arabi hazretleri ile ilgili bir sohbette işitmiştim.

Günümüz toplumuna bakınca bu sözün ne kadar anlamlı olduğunu görürüz.

Bir tarafta endişe, kaygı kaynaklı korkunun etkisinde kalmış çoğunluk bir tarafta korkuyu silah olarak kullanan güç odakları.

Bireyden küresel yönetime kadar korku genelde bir yönetim biçimi olarak kullanılıyor.

Süper güç diye tanımladığımız korku imparatorlukları küresel yaşamda gözünün kestirdiğine o benim alacam diyor ve almak için bütün gücünü kullanıyor.

Korkunun etkisini arttırmak için kolayına gelen devletleri ve milletleri önce bağımlı hale getiriyor sonra ‘’ben olmazsam sen olmazsın’’ anlayışını o ülkeler üzerinde hâkim kılmaya çalışıyor. Eğer kendine güvenin gelir iradesini kullanırsa onu etkisizleştirmeye çalışıyor.

Bireyleri de imkanlarını arttırmak yerine beklentilerini tahrik ederek onları hem isteyen sürekli sahip olmaya çalışan insan haline getirerek küresel bağımlılık politikalarını uyguluyorlar.

Küresel şirketler de bütün devletleri kullanılabilir halde tutmak için bu süper devletleri korku altında tutuyor. Epstein Dosyaları şantaj araçlarını kullanıyorlar.

Devletler de kendi içinde benzer etkileşimler içerisinde korkuya dayalı güçler oluşturuyor.

Bir zamanlar TUSİAD gazete ilanları ile devlete ayar veriyordu. Ordu demokrasinin, devletin dolayısıyla milletin ayar mekanizması gibiydi. Muhtıralar, ihtilaller, darbeler hepsi birer korku kaynağıydı.

“Devleti yönetenler de öyle biz olmazsak devlet batar” iktidara gelen bütün hükümetlerin kullandığı bir yöntemdi, hala kullanılıyor.

Muhalefet de korkuyu hep bir silah olarak kullandı. En normal zamanda bile “devlet batıyor, demokrasi elden gidiyor” felaket tellallığı ile güç devşirmeye çalışıyordu/çalışıyor.

Şirketler de öyle yönetiliyor.

“Patron kızar” “patron istedi”

“Patron da ben istersem her şeyi yapabilirim” tavrı ile kendi korku iklimini oluşturuyor.

Organizasyondaki yöneticiler de öyle; İnsanların zayıf noktasını gözle, bul ve onu yönetmek için kullan taktiği ile insanların ruhunu bükme, insanları kendine bağımlı hale getirme gayretini güdüyorlar. İnsanların hatalarını biriktir onları yanlış olarak sun ve kendini organizasyonun koruyucusu olarak pazarla. Belki de kendi kusurları affedilmeyecek derecede.

Aynı şey okullarda,

Bürokrasid ,

En kötüsü ailede korkunun kullanılıyor olması. Evladı üzerinde eşi üzerinde otorite kurmak için korkuyu, endişeyi, yönetim biçimi haline getirme gayreti var.

Hep korkarak korkutarak…

Korku bu açıdan bakarsan küresel yönetim kültürü diyebiliriz. Az olanın çoğunluğu kontrol etme yöntemi..

Korku çözmekten ikan etmekten daha kolay.

İkna, birlikte çözmek dayanışmak toplumda uzun ama kültür haline geldiğinde güçlü ve kalıcı bir yaşam biçimidir.

“Çözüm odaklı olmak” diye dilimize doladığımız bir yöntem var ama onu savunanlar bile korku yöntemini kullanmaktan geri kalmıyorlar.

Hal bu ki; çözmeyi gerçekten istesek odağımız çözmek olsa çözüm her zaman bir şekilde karşımıza çıkıyor.

Üstelik korku silahı yerine çözümü öncelik haline getiren, imkânları güçlendirip beklentilerimizle uyumlu bir yaşamı kursak o zaman korku yerini ümide bırakacak.

Norveçli kaşif Fridtjof Nansen'in “Zoru hemen yaparız, imkansız biraz zaman alır” sözü ne kadar yüreklendirici bir söz.

Sorunu dile getirip, gündemde tutarak ben işin sahibiyim mesajını vermeye çalışmak belki de o kişinin zayıflığını gizleme yöntemi hatta kendi korkusundan kaçma yöntemi olabilir.

Oysa sorunla yüzleşip çözüm üretmek çevreyi çözüm üretme amacı ile bir araya getirmek belki de korkuları etkisiz hale getirmenin bir yöntemi değil mi?

Bütün varlıklar yaratılırken bir gaye, sorumluluk için yaratılır. O potansiyeli harekete geçirmek belki de en doğru bakış açışınsa sahip olmak demektir.

“Her zorlukta bir kolaylık vardır” yaratıcımız aslında çözümsüz bir sorun olmadığını ifade etmiyor mu?

Belki de öncelikle iblisin korku silahının menzilinden uzak durmak gerekiyor.

Sonra başkalarının ne düşündüğünden önce bizim neler yapabileceğimize odaklanmak yola koyulmak demek. Başkalarının yargısından irademizin kontrolüne geçmiş oluruz.

Ruhu cesaretle beslemek, doğrularla kıymetlendirmek, güzel şeylerle geliştirmek yolumuzda bize güç verecektir.

Artık ruhumuzun yönü korkudan ışığa doğru dönmüş olacak.

Yolda yürüdükçe imkanlarımız beklentilerimizden daha hızlı gelişecek.

Kibirden alçak gönüllüğe dönmüş davranışlarımız kibrin kararttığı ruhumuzu aydınlığa dönüştürecek.

Bu sadece kendimizi harekete geçirmeyecek çevremize de ilham verir hale gelecektir.

Artık korku ile beslenen ümitsizlik, kaygı endişe bizden daha uzakta olacak.

Korkuyu etki aracı olarak kullanan bencil, kibirli insanların etki alanından uzaklaştıkça özgüvenimiz artacak

Kendi yolumuzu inşa ettikçe bu yolda kararlı bir şekilde istikamet aldıkça artık sorunun değil çözümün bir parçası olduğumuzun idraki uyanacak.

Bir zorlukla karşılaştığımızda bir kolaylığın var olduğunu onu arama sorumluluğu ile irademizi kullanacağız.

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve silifkesesimiz.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.