İpotekli hayatlar
Yirminci yüzyılın belki de etkili insan kontrol aracını sizlerle paylaşmak istiyorum.
İpotek edilmiş hayatlar.
Ben o kanaate vardım. Sizler ne düşünüyorsunuz acaba?
Bu sonuca beni götüren gerçek sebep, insanların kendilerini ve çevrelerini birlikte ilgilendiren konularda gittikçe artan oranda duyarsızlaşması, toplumsal iradenin zayıflamaya başlamasıdır.
Bu bireysel duyarsızlığın ötesinde bir konu olarak duyarsızlığı irdelemek istedim
Bireysel duyarsızlık kişinin geçmişten günümüze yaşadığı, etkilendiği olaylarla ilgili birikimlerin sonucu olabilir. Yoğun travmalar; özellikle çocukluk çağı travmaları, Savunma mekanizmaları (beynin kendini korumaya alması amacıyla, duyguları bloke etmesi duygusal körlük),depresyon, kişilik bozuklukları, tükenmişlik; iş ve sosyal yaşamda karşılaşılan uzun dönemli zorluklar olabilir.
Elbette kişisel rahatsızlıklar ve yaşanmışlıklar da duyarsızlığa sebep olabilir ama sağlıklı insanların duyarsızlığı çok farklı olsa gerek.
Toplumsal duyarsızlığın sebepleri;
- Tükenmişlik ve ruhun çekilmesi gibi bireysel sebeplerin yoğunlaşması olabilir
- Seyirci etkisi; nasıl olsa bunu birisi yapar düşüncesiyle sorumluluktan kaçınmak, sosyal kaytarma,
- Birisi benim yerime muhakkak yapar, ihbar eder, ilgilenir hem ben ilgilenirsem başıma iş açarım onunla ilgilenecek zamanım yok, zamanımı ayırsam da başka işlerimi engeller.
- Empati gücünün hızla zayıflaması, çevre ve toplumla olan bağların zayıflaması,
- Modern çağın kutsallaştırılan gücü bireysellik. Kişinin aşırı derece kendi faydasına odaklanması,
- Merkeze konan bireysel faydacılığın akıllı olmanın yerine uyanıklık kültürünün konması yaşamın asıl kaynağı haline getirilmesi
- Hissizleşmek, merhamet dayanışma ruhunun zayıflaması
Bu gelişmelerin iki ana tarafı var;
- Duyarsızlaşan taraf
- Duyarsızlığı kullanan güçler
Duyarsızlaşan taraf; bireyler; yukarıda saydığım sebeplerle toplumsal yaşamdan kendini soyutlayan, sadece kendine vakit ayırabilen ve faydası olmadığı işlerden kaçınan.
Bunun sonucu olarak.
Toplumsal gelişmelere gittikçe artan oranda kayıtsız kalmak,
Her olaya benim bunda ne faydam var sorusu ile kısa vadeli çıkarlarına göre davranmak.
Eğer fayda sağladığı bir konunun toplumsal zararları varsa, faydasının kaybetmemek, kazançtan yoksun kalmamak için sessizliğe bürünmek ya da duymazlıktan gelmek
Belki de en önemli sorun. Topluma ve yaşama zararlı konularda o işi zarar vermeden yapmanın yolunu araştırmak, önlemler alınmasını sağlamak gerekli girişimleri yapabileceği halde hiçbir girişimde bulunmamak.
Bunun örneği;
Bir bölgeye güçlü bir yatırım yapılacak diyelim. Yatırımcılar maliyeti düşürmek için insan sağlığına, çevreye, doğal yaşama zarar veren yatırımlardan kaçınıyor. Toplumun yaşadığı mahalleri yaşanmaz hale getirmek için gürültü, trafik yoğunluğu, düzensiz yerleşim, sınırsız davranma isteği bu yolla bölgesel halkın ya da topluma ait alanların yavaş yavaş istila ederek kendi varlığını tesis ediyor.
Bunu zarar vermeden yapabilir mi?
Tabii ki?
İşte tam burada duyarsızlığı kullanan güçler devreye giriyor.
Sonra ne yapıyor?
Önce bölgede sponsorluklarla seçilmiş ve atanmışların yönettiği kurumların iradesini ipotek altına alıyor.
Sonra bölgeden etkili olabilecek ailelerin fertlerini işe alıyor.
Bölgenin etkili iş çevrelerine iş veriyor.
Çoğu zaman ekonomik zorluklarla işe girmek isteyen masum insanlar bu işi kabul ediyor. İşe girdikten sonra da bu fırsatı kullanıyor.
Masum insanların dışında faydacı olan çalışan ve iş alan kesimler iş aldıkları sürece bu kayıtsızlığı memnuniyetle yapıyorlar. Fayda miktarı arttıkça müsamaha aralığı da artıyor. Öyle durumlara varıyor ki yaşadığı bölgede kendinden başka insanlar yok olsa da rahatsız olmayacak duruma geliyorlar. Onlar iradesini satmaya zaten razılar.
Bir de başarı(!) peşinde koşan seçilmiş ve atanmışlar var ki onlar da bu güçlerin kullanışlı aparatları olmak için hazırlar. Sorumluluğu altındaki toplumsal imkânları kendi başarıları adına ipotek altına almaktan çekinmezler.
Duyarsızlığı kullanan bu güçler bu yöneticilerin ve kişilerin zayıf noktasını çok iyi bilirler.
Bu sadece küçük yerlerde değildir.
Büyük yerlerde büyük faydalar vardır. Güçler imkânlarını artırmak sürekli hale getirmek, seçilmiş ve atanmışları kullanışlı hale getirmek için sağladıkları imkânlar kadar onların uyanabileceği zamanlarda susturmak için zamanla hediye, imkân sağlamak, hatta zayıf noktaları parasal faydalar ve nefsi zaaflar gibi zayıflıkları belgelendirerek tehditle onları kullanmayı hedeflerler.
Bunun en güçlü örneği, Epstein dosyası ile kontrol altında tutulan küresel liderler ve iş adamları.
Öyle bir ipotek altına girmişler ki sadece bir bölge değil ülke değil insanlık yok olurken güçlü uygar insan ve devletler duyarsız hale gelmişlerdir.
Bir anlık zevk bir anlık rahatlama ile bir yaşamın ve çevresinin ipotek altına alınması.
İpotek altına alınmış yaşamları temsil eden insanlar küresel ve bölgesel korku araçları ile sindirilmiş insanlardır.
Ama onların ihtiyaçları ama onların hırsları yalnız kendilerini değil toplumun geleceğini de ipotek altına alınmasına vesile olmaktadır.
Bireysel düzeyde “Az aşım ağrımaz başım” “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” “Gemisini kurtaran kaptandır” “Ağlamayan çocuğa meme vermezler” diye veciz sözlerle de bilinçaltına duyarsızlık aşılayan bir toplumsal yapı da var.
Hayatımız ipotek altına alındıkça duyarsızlığımız da artıyor.
Toplumu güçlendiren bireysel ahlaki gücümüz ve irademiz zayıflarken, faydamız daha doğrusu çıkarımız arttıkça kendimizi ve çevremizi daha kolay ipotek ediyoruz.
İpotek ettikçe bireysel edebimiz zayıflıyor kazandığımız güçle bunu telefi etmeye çalışıyoruz.
