Tevfik OVACIK
Köşe Yazarı
Tevfik OVACIK
 

Bir Kitabın Penceresinden

Bir Kitabın Penceresinden Bu ay Çalıkuşu Okuma Grubumuzun konuğu Sâmiha Ayverdi’nin “İbrahim Efendi Konağı” adlı romanıydı. “Meram Bağı” işletmesinin yüz elli yıllık meşe ağaçlarının gölgesinde nezih bir ortamda çay, börek ve işletmenin ikramı kayışlar eşliğinde kitabın penceresinden edebiyata ve tarihin derinliklerinde bir milletin yolculuğuna dâhil olduk. Kitabı okurken bu kitabı tarihçi ve edebiyatçılarla beraber okumamız lazım diye düşündüm. İki dünyanın da en nezih bilgi aktarımları ile bizlere kendi dünyamızı da yeniden düşündüren etkili anlatımlarla heyecanlandık. Zengin kelime dağarcığı içerisinde bilmediğimiz kelimeler altta izah edilirken, bildiğimiz ve eksik kullandığımız kelimelerle de kendimizi güncelledik. Üç yüzyıl çağın gereklerine göre güncellenmemiş bir imparatorluğun çöküşünü,  bu eksik yapıyla kurulmuş bir Konağın yaşamı ve hüzünlü sonunu muhteşem bir dille anlatmış. Bir imparatorluğun zenginliğinin üç ay gibi kısa bir sürede hazin devrilişi de ayrı bir muamma. Çağın gereklerine göre yetiştiremediği insan kaynakları ve dönüştüremediği kurumsal yapıyla çürüyen bir imparatorluk ve onu kurtarmak için 2’nci Abdülhamit Hanın çabasını kitapta çok iyi anlatıldığını ifade edeyim. İnsan kaynaklarını yetiştirmek gayreti ile başta İstanbul olmak üzere yurdun dört bir tarafında inşa etmeye çalıştığı okullarla yerli ve milli düşüncenin yeniden oluşmasını sağlamak, bir taraftan da vaat edilmiş topraklara doğru hareket eden sinsi Siyonist yapıyla muhteşem mücadele. İstibdata karşı geleceğiz diye aydınlanmadan aydın olmuş yeni neslin ne kuracağına daha karar vermeden, sadece Avrupa’da gördüklerinin kopyasını uygulamaya çalışarak, macera ve bencilce tavırları ile bir imparatorluğu nasıl çökerttikleri, Bunları destekleyen imparatorluk içerisindeki değişik millet unsurların görünürde demokrasi ve özgürlük geri planda zayıflatılmış bir imparatorluktan bağımsızlık elde etme gayretleri de kitapta çok güzel anlatılmış. Bir konağın etrafında kalabalık bir yaşamın ve oradaki muhteşem ilişkileri anlatırken aynı zamanda Maliye Nazırı İbrahim Efendi’nin kendini düşünen kişiliği ve davranışlarıyla devletin nasıl zafiyete uğradığını üzülerek kızarak okudum. Devlet içerisinde fayda gruplarının imparatorluğu devam ettirmek ve yaşatmaktan önce kendi varlıklarını nasıl idame ettirdiklerini, devletin yetiştirmek için Avrupa’ya gönderdiği Lütfi efendiyi İbrahim Efendi’nin Bakanlık içinde nasıl pasifize ettiğini bugün de bu alışkanlığın devlet ve özel sektörde devamını görmenin üzüntüsünü yaşadım. Konağın içindeki hayatın hüzünlü sonu ile İmparatorluğun sonunun aynı dönemlerde gerçekleşmesi Nasrettin hocanın kendi bindiği dalı kesen insan örneğini çok iyi anlattığını da düşündüm. Konakta anlatılan;  bolluk, zarafet, incelik, kadirşinaslık, hak bilirlik ve çalışanların korunması değerlerinin bilinmesi İstanbul kültürü olarak bugünün bile işletmelerinde ve zenginlerin yaşamalarında, çok da şahit olmadığımız durumlar değil mi?  Toplumsal bir kültüre dönüşememesi vahşi kapitalizmin faydacı ve bencil zihniyetinin nasıl da iliklerimize kadar işlediğini açık net ve ince manalı cümlelerin derinliğinde bizlerin tefekkürüne vesile oldu. Bir kültürü; güncelleyerek,  dönüştürerek zaman içinde onu medeniyetin inşasında kullanmak yerine sevmediğimiz taraflarına kızarak tamamen yok etme alışkanlığı günümüzün de yönetme biçimi değil mi?  Milli eğitim bakanlığımızda her bakan değişiminde sil baştan yeni bir müfredat ve yönetmeliklerle yeni bir yönetim biçimi de eğitim sistemimizin olgunlaşmasının önünde en büyük engel değil mi? Ya şimdiki bireysel davranışlarımız! Olayın bütününü dikkate alarak doğruları yaşatıp yanlışları eleme yerine;  sevdiğimiz yanlışları yücelterek sevmediğimiz doğruları yok sayarak tercihlerimizi yapmıyor muyuz? Bir imparatorluğu yok eden alışkanlıklarımızı koruduğumuz kadar yaşatmaya da önem verseydik nasıl bir toplum olurduk? Kitap muhteşem bir toplumsal eleştiri ile bizleri sorgulamalara davet ediyor. Şimdi eksik yanları düzeltilmiş, bilim ve sanatta toplumsal yenilenmeyi sağlamış bir imparatorluğun vatandaşı olsaydık nasıl bir bakış açımız olurdu? Samimiyetle bu soruyu hepimiz sormamız gerekiyor. Bugün de toplumu zayıflatmak isteyen iki amaçlı güçler hala var mı? Bunu sorguluyor muyuz? Bugünün orta doğusunu bir düşünelim;  Osmanlı İmparatorluğu’nu yıkmaya çalışan o masonik yapı bugün neler yapıyor? Bugünkü hırçınlıklarını rahat yapabilmelerinin önünde acaba imparatorluğumuzun varlığı mı önlüyordu? Âmâsız fakatsız, ön yargısız bunları sorgulamamız lazım. Hakikate ulaşmak için yolumuzun ve yoldaki marifetimizin seviyesini kontrol etmemiz lazım. İlkeleri kaybetmiş, kuralları olmayan hiçbir hareket gerçeğin kapısını aralayamaz. Bunu en iyi ittihat ve Terakkiciler biliyor. Bunu pişmanlıklarını dile getirerek gösterdiler. Bir ramazan günün Konağı belki de en güzel, en estetik yanı bir ramazan ayının güzelliklerinin yaşandığı bir ortamdı. Buradaki estetik, tevazu, dayanışma, mahalle kültürü, çalışanların kıymet üretmesi ve değerli görülmeleri toplumun geneline yayılabilseydi. Buradan bir medeniyet prototipi çıkarabilir miydik? Bence neden olmasın. Kitabı okurken konak kültürünün de gerçek manada miadını doldurduğunu, gelişen şartlara göre aile ve toplum için yeni yapıların oluşması gerektiğini düşünüyorum. Özellikle günümüz şartlarında aile ve toplumu güçlü kılmak için belki apartmanın bireysel kültürü değil ama sitelerin toplumsal yaşamı güçlendireceğini düşünüyorum. Tabii ki emlak katsayısı ile sadece kâr düşünen müteahhit yapıları kastetmiyorum. Belediyeler imarı   beş yüz kişilik siteleri içinde gerçek yürüyüş yolu, çocukların ve gençlerin vakit geçirecekleri spor alanları,  kamelyalar, kışın buluşabilecekleri ortamı içeren mini mahalle tarzı sitelerle yeni bir yerleşim tarzı düzenleyebilirler. Kitap birkaç defa okunacak çok güçlü mesajları olan bir eser. İyi ki okuduk.  
Ekleme Tarihi: 19 Temmuz 2026 -Pazar

Bir Kitabın Penceresinden

Bir Kitabın Penceresinden

Bu ay Çalıkuşu Okuma Grubumuzun konuğu Sâmiha Ayverdi’nin “İbrahim Efendi Konağı” adlı romanıydı.

“Meram Bağı” işletmesinin yüz elli yıllık meşe ağaçlarının gölgesinde nezih bir ortamda çay, börek ve işletmenin ikramı kayışlar eşliğinde kitabın penceresinden edebiyata ve tarihin derinliklerinde bir milletin yolculuğuna dâhil olduk.

Kitabı okurken bu kitabı tarihçi ve edebiyatçılarla beraber okumamız lazım diye düşündüm. İki dünyanın da en nezih bilgi aktarımları ile bizlere kendi dünyamızı da yeniden düşündüren etkili anlatımlarla heyecanlandık.

Zengin kelime dağarcığı içerisinde bilmediğimiz kelimeler altta izah edilirken, bildiğimiz ve eksik kullandığımız kelimelerle de kendimizi güncelledik.

Üç yüzyıl çağın gereklerine göre güncellenmemiş bir imparatorluğun çöküşünü,  bu eksik yapıyla kurulmuş bir Konağın yaşamı ve hüzünlü sonunu muhteşem bir dille anlatmış.

Bir imparatorluğun zenginliğinin üç ay gibi kısa bir sürede hazin devrilişi de ayrı bir muamma.

Çağın gereklerine göre yetiştiremediği insan kaynakları ve dönüştüremediği kurumsal yapıyla çürüyen bir imparatorluk ve onu kurtarmak için 2’nci Abdülhamit Hanın çabasını kitapta çok iyi anlatıldığını ifade edeyim.

İnsan kaynaklarını yetiştirmek gayreti ile başta İstanbul olmak üzere yurdun dört bir tarafında inşa etmeye çalıştığı okullarla yerli ve milli düşüncenin yeniden oluşmasını sağlamak, bir taraftan da vaat edilmiş topraklara doğru hareket eden sinsi Siyonist yapıyla muhteşem mücadele.

İstibdata karşı geleceğiz diye aydınlanmadan aydın olmuş yeni neslin ne kuracağına daha karar vermeden, sadece Avrupa’da gördüklerinin kopyasını uygulamaya çalışarak, macera ve bencilce tavırları ile bir imparatorluğu nasıl çökerttikleri,

Bunları destekleyen imparatorluk içerisindeki değişik millet unsurların görünürde demokrasi ve özgürlük geri planda zayıflatılmış bir imparatorluktan bağımsızlık elde etme gayretleri de kitapta çok güzel anlatılmış.

Bir konağın etrafında kalabalık bir yaşamın ve oradaki muhteşem ilişkileri anlatırken aynı zamanda Maliye Nazırı İbrahim Efendi’nin kendini düşünen kişiliği ve davranışlarıyla devletin nasıl zafiyete uğradığını üzülerek kızarak okudum.

Devlet içerisinde fayda gruplarının imparatorluğu devam ettirmek ve yaşatmaktan önce kendi varlıklarını nasıl idame ettirdiklerini, devletin yetiştirmek için Avrupa’ya gönderdiği Lütfi efendiyi İbrahim Efendi’nin Bakanlık içinde nasıl pasifize ettiğini bugün de bu alışkanlığın devlet ve özel sektörde devamını görmenin üzüntüsünü yaşadım.

Konağın içindeki hayatın hüzünlü sonu ile İmparatorluğun sonunun aynı dönemlerde gerçekleşmesi Nasrettin hocanın kendi bindiği dalı kesen insan örneğini çok iyi anlattığını da düşündüm.

Konakta anlatılan;  bolluk, zarafet, incelik, kadirşinaslık, hak bilirlik ve çalışanların korunması değerlerinin bilinmesi İstanbul kültürü olarak bugünün bile işletmelerinde ve zenginlerin yaşamalarında, çok da şahit olmadığımız durumlar değil mi? 

Toplumsal bir kültüre dönüşememesi vahşi kapitalizmin faydacı ve bencil zihniyetinin nasıl da iliklerimize kadar işlediğini açık net ve ince manalı cümlelerin derinliğinde bizlerin tefekkürüne vesile oldu.

Bir kültürü; güncelleyerek,  dönüştürerek zaman içinde onu medeniyetin inşasında kullanmak yerine sevmediğimiz taraflarına kızarak tamamen yok etme alışkanlığı günümüzün de yönetme biçimi değil mi?

 Milli eğitim bakanlığımızda her bakan değişiminde sil baştan yeni bir müfredat ve yönetmeliklerle yeni bir yönetim biçimi de eğitim sistemimizin olgunlaşmasının önünde en büyük engel değil mi?

Ya şimdiki bireysel davranışlarımız! Olayın bütününü dikkate alarak doğruları yaşatıp yanlışları eleme yerine;  sevdiğimiz yanlışları yücelterek sevmediğimiz doğruları yok sayarak tercihlerimizi yapmıyor muyuz?

Bir imparatorluğu yok eden alışkanlıklarımızı koruduğumuz kadar yaşatmaya da önem verseydik nasıl bir toplum olurduk?

Kitap muhteşem bir toplumsal eleştiri ile bizleri sorgulamalara davet ediyor.

Şimdi eksik yanları düzeltilmiş, bilim ve sanatta toplumsal yenilenmeyi sağlamış bir imparatorluğun vatandaşı olsaydık nasıl bir bakış açımız olurdu? Samimiyetle bu soruyu hepimiz sormamız gerekiyor.

Bugün de toplumu zayıflatmak isteyen iki amaçlı güçler hala var mı? Bunu sorguluyor muyuz?

Bugünün orta doğusunu bir düşünelim;  Osmanlı İmparatorluğu’nu yıkmaya çalışan o masonik yapı bugün neler yapıyor?

Bugünkü hırçınlıklarını rahat yapabilmelerinin önünde acaba imparatorluğumuzun varlığı mı önlüyordu?

Âmâsız fakatsız, ön yargısız bunları sorgulamamız lazım.

Hakikate ulaşmak için yolumuzun ve yoldaki marifetimizin seviyesini kontrol etmemiz lazım.

İlkeleri kaybetmiş, kuralları olmayan hiçbir hareket gerçeğin kapısını aralayamaz. Bunu en iyi ittihat ve Terakkiciler biliyor. Bunu pişmanlıklarını dile getirerek gösterdiler.

Bir ramazan günün Konağı belki de en güzel, en estetik yanı bir ramazan ayının güzelliklerinin yaşandığı bir ortamdı.

Buradaki estetik, tevazu, dayanışma, mahalle kültürü, çalışanların kıymet üretmesi ve değerli görülmeleri toplumun geneline yayılabilseydi. Buradan bir medeniyet prototipi çıkarabilir miydik?

Bence neden olmasın.

Kitabı okurken konak kültürünün de gerçek manada miadını doldurduğunu, gelişen şartlara göre aile ve toplum için yeni yapıların oluşması gerektiğini düşünüyorum.

Özellikle günümüz şartlarında aile ve toplumu güçlü kılmak için belki apartmanın bireysel kültürü değil ama sitelerin toplumsal yaşamı güçlendireceğini düşünüyorum. Tabii ki emlak katsayısı ile sadece kâr düşünen müteahhit yapıları kastetmiyorum.

Belediyeler imarı   beş yüz kişilik siteleri içinde gerçek yürüyüş yolu, çocukların ve gençlerin vakit geçirecekleri spor alanları,  kamelyalar, kışın buluşabilecekleri ortamı içeren mini mahalle tarzı sitelerle yeni bir yerleşim tarzı düzenleyebilirler.

Kitap birkaç defa okunacak çok güçlü mesajları olan bir eser. İyi ki okuduk.

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (1)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve silifkesesimiz.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Lerzan Özgenç
(19.07.2026 15:49 - #3371)
Değerli hocam emeğinize kaleminize sağlık okunması gereken eserler teşekkürler..
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve silifkesesimiz.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.