Tevfik OVACIK
Köşe Yazarı
Tevfik OVACIK
 

Şehadet Ve Mesajlarımız

Şehadet Ve Mesajlarımız Daha derin bir uykuya mı dalıyoruz yoksa uyanıyor muyuz? Canımız yanıyor ama sanki uyanacağız gibi bir kabusa dönmüş bir rüyanın içindeyiz. Gençliğimde insanların rüyası Avrupa medeniyeti idi. Amerika ekonomik yaşamın ütopyasıydı. Bizler izliyorduk okuyorduk ama çok uzaktı. Bu diyarlar ufkumuzda bile yok desem yeriydi. Nasıl olsun ki; üniversiteye ilk başladığımızda sosyoloji hocamız Prof. Dr. Doğu Ergil ilk dersinde Büyük Anfi’de “Aziz köklü anfisi” bir yoklama yapmıştı. TED mezunu olanlar parmak kaldırsın, Robert Koleji’nden gelenler, Galatasaray Mezunları, Saint Joseph Lisesinden gelenler, Alman lisesinden gelen var mı? Kabataş Erkek Lisesinden, Deneme mezunları, İlgili arkadaşlar el kaldırdı; Hoca tamam dedi gerisi Taşra’dan… Hoca’da öğrencilerinin kalitesini tespit etmişti. Anayasa hocalarımız dünya anayasasını anlatırken Amerikan Anayasa’sına ulaşılması gereken asıl hedef olarak anlatıyorlardı. Sistem tam çalışıyor, Kuvvetler ayrı bir birini denetliyor, sanki adalet kaynağıydı. O yıllarda aydınlar, bilgili ve deneyimli kişiler de Avrupa yaşamı güzellemesi yapıyorlardı. Atatürk muasır medeniyeti hedefini gösterirken sanki Avrupa medeniyetini kast ediyordu. Atatürk o zamanlarda sadece inkılap tarihinin kahramanına indirgenmişti. Lenin, Mao, Sosyalizm, hatta Arnavutluk Lideri Enver hocacılar bir hayli aktifti. Dedim ya Atatürk inkılap tarihi dersinde bir kahramandı diye, Prof. Ahmet Mumcu hocamız bu dersi anlatırken daha dikkatli düşünmeye başladım. Atatürk devrim diyemez miydi de İnkılap demişti? Bu kavramı bile sözüm ona dünya sosyolojisine benzetmeye çalışıyorduk. Atatürk’ün sınıflandırmadığı bir “sol” sağ sınıflandırmasının tarafları olmuştuk. O zamanlar başlamıştı sorgulamalarım. Meğerse biz Atatürk ilkelerinin bile manasını gerçekten idrak etmeden Atatürkçü olmuşuz. Ve tabi 80’li yıllar henüz kendimize güvenin de harekete geçmediği dönemler. Siyaset, sosyoloji ve ekonomide bize gelişmiş diye tarif edilen ülkelerin seviyesini yakalamamıza inandırıldığımız gibi üretim olarak da hiçbir şeyi üretemeyeceğimize inandırıldığımız yıllardı. Ya ithalat yapacağız ya da kopya çekerek anca üretebileceğiz. Ya da küresel şirketlerin temsilcileri olabilirsek çok şanslı olacağız. Ülkenin en büyük holdingleri de bu temsil görevini üstlenmişler sanki onların görevlileri gibi. SSCB dağılınca bir afalladık. Nasıl olur? Yıkılmaz olan yıkılmıştı. Süper Güç! O zamanlarda Amerika da bir gün parçalanacak dediklerinde de hayal ürünü gibi görüyorduk. Şimdi geldik bu güne; Avrupa kendi ordusu bile yok. Rusya karşısında panik, adeta rüzgârda savruluyor. Amerika’nın başında sözüne güvenilmeyen, kararları anlık değişen bütün dünya tarafından hem korkulan hem de güvenilmeyen bir liderle yönetiliyor. Hatta fırsatlar ülkesi Amerika, Medeniyetin bayrağı Avrupa; İsrail gibi bir devletin dümen suyunda, katliamlar ve milyonlarca insanın göçe zorlandığı bir zamanda sadece o zalim ülkeye destek veriyorlar. Ve bütün bu vahşetin içerisinde enerji paylaşımı, nadir toprak elementlerine çökme, devletleri gasp etme eylemlerine sadece ben de bir pay alabilir miyim? Duyarlılığı ile yaklaşıyorlar. Eski ve şimdi arasında bir fark var; O zaman aydınların bile ilahlaştırdığı bu devletlere ve bu olaylara en ücra köşede mezrada yaşayan bir insan bile inancını kaybetmiş durumda. Tabi bu durumda sevgi ve nefrete göre taraftar ruhuyla hareket eden toplumumuzun bir kısmı olayların bu yüzünü henüz idrak etmiş değil. Şimdi hepimiz şahit oluyoruz ve artık en cahil insanlar bile farkına varıyor. Dünyada hiçbir nizam işleyemez oldu. Yeni bir nizam kuruluncaya kadar da bozulma devam edecek. Bu düzenden faydalananlar da artık bu bozulmadan korkmaya başladılar. Nasıl ki 19 Mayıs 1919 ‘da Samsun’a çıkarak bir milletin küllerinden yeniden doğumu için Anadolu yeniden organize edildi ise şimdi de insanlığı yeniden organize edip hak ettiği yere gelebilmesi için başta gençliğimiz olmak üzere Türk milleti olarak üzerimize düşen sorumluluğu alma zamanımız geliyor. Bu kaçınılmaz bir sonuç. Bu gün insanlığı harekete geçirecek tek bir millet kalmıştır o da Tek vicdan sahibi Türk milletidir. Bunu yapabilecek kadim bir devlet aklı vardır. 2500 yıldır bu devam etmektedir. Bugün yediden yetmişe, başta gençlerimiz olmak üzere hepimiz bu sorumluluğa hazır olalım. Bugün şahit olduğumuz yozlaşma ve bozulmaya karşı hepimizin kendi çapında ve dayanışarak geleceğe bırakabileceği mesajlar olmalı. Bunu ortaya koyacağımız irademizle yapacağız. Bugün sadece bozulmaya değil düzelmeye de şahit olmaya hazır olalım. Bu bizim milletimize ve insanlığa karşı tarihi duruşumuz olarak yaşamımızın en kıymetli mesajı olacaktır. Bu sorumluluk mezradan köye, mahalleden şehre, şehirden bütün Türk dünyasına hepimizin hazırlık yapmasını gerektiriyor. Bu arada gemisini kurtaran kaptan düsturu ile hareket eden zübükler olabilir. Ama sağlıklı irade harekete geçince onların da icabına bakılacaktır.
Ekleme Tarihi: 18 Mayıs 2026 -Pazartesi

Şehadet Ve Mesajlarımız

Şehadet Ve Mesajlarımız

Daha derin bir uykuya mı dalıyoruz yoksa uyanıyor muyuz?

Canımız yanıyor ama sanki uyanacağız gibi bir kabusa dönmüş bir rüyanın içindeyiz.

Gençliğimde insanların rüyası Avrupa medeniyeti idi. Amerika ekonomik yaşamın ütopyasıydı. Bizler izliyorduk okuyorduk ama çok uzaktı. Bu diyarlar ufkumuzda bile yok desem yeriydi.

Nasıl olsun ki; üniversiteye ilk başladığımızda sosyoloji hocamız Prof. Dr. Doğu Ergil ilk dersinde Büyük Anfi’de “Aziz köklü anfisi” bir yoklama yapmıştı.

TED mezunu olanlar parmak kaldırsın,

Robert Koleji’nden gelenler,

Galatasaray Mezunları,

Saint Joseph Lisesinden gelenler,

Alman lisesinden gelen var mı?

Kabataş Erkek Lisesinden,

Deneme mezunları,

İlgili arkadaşlar el kaldırdı;

Hoca tamam dedi gerisi Taşra’dan…

Hoca’da öğrencilerinin kalitesini tespit etmişti.

Anayasa hocalarımız dünya anayasasını anlatırken Amerikan Anayasa’sına ulaşılması gereken asıl hedef olarak anlatıyorlardı. Sistem tam çalışıyor, Kuvvetler ayrı bir birini denetliyor, sanki adalet kaynağıydı.

O yıllarda aydınlar, bilgili ve deneyimli kişiler de Avrupa yaşamı güzellemesi yapıyorlardı.

Atatürk muasır medeniyeti hedefini gösterirken sanki Avrupa medeniyetini kast ediyordu.

Atatürk o zamanlarda sadece inkılap tarihinin kahramanına indirgenmişti.

Lenin, Mao, Sosyalizm, hatta Arnavutluk Lideri Enver hocacılar bir hayli aktifti.

Dedim ya Atatürk inkılap tarihi dersinde bir kahramandı diye, Prof. Ahmet Mumcu hocamız bu dersi anlatırken daha dikkatli düşünmeye başladım.

Atatürk devrim diyemez miydi de İnkılap demişti? Bu kavramı bile sözüm ona dünya sosyolojisine benzetmeye çalışıyorduk. Atatürk’ün sınıflandırmadığı bir “sol” sağ sınıflandırmasının tarafları olmuştuk.

O zamanlar başlamıştı sorgulamalarım.

Meğerse biz Atatürk ilkelerinin bile manasını gerçekten idrak etmeden Atatürkçü olmuşuz.

Ve tabi 80’li yıllar henüz kendimize güvenin de harekete geçmediği dönemler. Siyaset, sosyoloji ve ekonomide bize gelişmiş diye tarif edilen ülkelerin seviyesini yakalamamıza inandırıldığımız gibi üretim olarak da hiçbir şeyi üretemeyeceğimize inandırıldığımız yıllardı.
Ya ithalat yapacağız ya da kopya çekerek anca üretebileceğiz. Ya da küresel şirketlerin temsilcileri olabilirsek çok şanslı olacağız.

Ülkenin en büyük holdingleri de bu temsil görevini üstlenmişler sanki onların görevlileri gibi.

SSCB dağılınca bir afalladık. Nasıl olur? Yıkılmaz olan yıkılmıştı. Süper Güç!

O zamanlarda Amerika da bir gün parçalanacak dediklerinde de hayal ürünü gibi görüyorduk.

Şimdi geldik bu güne;

Avrupa kendi ordusu bile yok. Rusya karşısında panik, adeta rüzgârda savruluyor.

Amerika’nın başında sözüne güvenilmeyen, kararları anlık değişen bütün dünya tarafından hem korkulan hem de güvenilmeyen bir liderle yönetiliyor.

Hatta fırsatlar ülkesi Amerika, Medeniyetin bayrağı Avrupa; İsrail gibi bir devletin dümen suyunda, katliamlar ve milyonlarca insanın göçe zorlandığı bir zamanda sadece o zalim ülkeye destek veriyorlar.

Ve bütün bu vahşetin içerisinde enerji paylaşımı, nadir toprak elementlerine çökme, devletleri gasp etme eylemlerine sadece ben de bir pay alabilir miyim? Duyarlılığı ile yaklaşıyorlar.

Eski ve şimdi arasında bir fark var;

O zaman aydınların bile ilahlaştırdığı bu devletlere ve bu olaylara en ücra köşede mezrada yaşayan bir insan bile inancını kaybetmiş durumda.

Tabi bu durumda sevgi ve nefrete göre taraftar ruhuyla hareket eden toplumumuzun bir kısmı olayların bu yüzünü henüz idrak etmiş değil.

Şimdi hepimiz şahit oluyoruz ve artık en cahil insanlar bile farkına varıyor.

Dünyada hiçbir nizam işleyemez oldu.

Yeni bir nizam kuruluncaya kadar da bozulma devam edecek.

Bu düzenden faydalananlar da artık bu bozulmadan korkmaya başladılar.

Nasıl ki 19 Mayıs 1919 ‘da Samsun’a çıkarak bir milletin küllerinden yeniden doğumu için Anadolu yeniden organize edildi ise şimdi de insanlığı yeniden organize edip hak ettiği yere gelebilmesi için başta gençliğimiz olmak üzere Türk milleti olarak üzerimize düşen sorumluluğu alma zamanımız geliyor.

Bu kaçınılmaz bir sonuç.

Bu gün insanlığı harekete geçirecek tek bir millet kalmıştır o da Tek vicdan sahibi Türk milletidir.

Bunu yapabilecek kadim bir devlet aklı vardır. 2500 yıldır bu devam etmektedir.

Bugün yediden yetmişe, başta gençlerimiz olmak üzere hepimiz bu sorumluluğa hazır olalım.

Bugün şahit olduğumuz yozlaşma ve bozulmaya karşı hepimizin kendi çapında ve dayanışarak geleceğe bırakabileceği mesajlar olmalı. Bunu ortaya koyacağımız irademizle yapacağız.

Bugün sadece bozulmaya değil düzelmeye de şahit olmaya hazır olalım.

Bu bizim milletimize ve insanlığa karşı tarihi duruşumuz olarak yaşamımızın en kıymetli mesajı olacaktır.

Bu sorumluluk mezradan köye, mahalleden şehre, şehirden bütün Türk dünyasına hepimizin hazırlık yapmasını gerektiriyor.

Bu arada gemisini kurtaran kaptan düsturu ile hareket eden zübükler olabilir.
Ama sağlıklı irade harekete geçince onların da icabına bakılacaktır.


Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve silifkesesimiz.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.