Elbirliği Yaptığımız Katliam Konusu
Geçen hafta toplum olarak infial halindeydik.
Şanlıurfa ve Kahramanmaraş olayları bizleri hiç olmadığı kadar etkiledi.
Sabahtan akşama hep bu konuları konuştuk.
Okullar suçlandı,
Öğretmenler suçlandı,
Hükümet suçlandı,
Devlet suçlandı,
Aileler suçlandı
15 Nisan’dan beri suçlu bulma arayışı içine girdik.
Suçlu bulunca bizim sorumluluğumuz bitecek gibi…
Ama bu olay biraz da kişisel bir olaymış gibi de gördük.
Mesela her koyunun kendi bacağından asılmayacağını yeni yeni fark ettik.
Çocuk bacağından yaralanarak öldü ama toplum tam yüreğinden yaralandı.
Amerika’da, Norveç’te duyduğumuz, izlediğimiz olayların aynısı, yanı başımızda olmaya başladı.
Bana dokunmayan yılan bin yaşasın derdik ama yılan çoğalmaya başladı.
Orada ölen çocuklar hepimizin çocukları.
“Bizim çocuklar olabilirdi” demek bile olayı anlamadığımızı gösterir, düpedüz bizim çocuklarımız.
Bu olayları başka şehirde yaşanmış bir olay olarak görmemiz de konuyu anlamadığımızı gösterir.
Bu bir insanlık dramıdır.
Zaten olayları bizim dışımızda gördükçe içimize doğru geliyor.
Peki, gerçek sebep ne?
Tabii ki;
- Başta okulu çocukları avutma merkezi olarak gören, okulla iş birliği yapmayan aile tipi.
- Özgüvenli çocuk yetiştireceğim diye çocuğu sosyal aklın ortamından koparan bireysel aklı kutsallaştıran düzen ve ailenin bunu marifetmiş gibi yapması.
- Elbette milli eğitimin de bunda sorumluluğu çok büyük. Öğretmen seçerken gerekli hassasiyeti göstermediği için öğretmeninin raporundan kuşku duyan bir milli eğitim sistemimiz var.
- Fedakâr öğretmenler kadar etliye sütlüye dokunmayan okulu sadece gelir getiren bir meslek olarak gören, saygın olmadan sayılmayı bekleyen öğretmenlerimizin de bu oluşumda katkısı var. Elbette fedakâr, öğretmenlik mesleğini benimsemiş hocalarımıza buradan saygılarımı sunuyorum.
- Hükümetin burada çok güçlü sorumluluğu var. Değişen şartlara göre çok daha aktif projeler üretebilirler. Siyasi kaygılarla makam mevki sahibi olmuş bürokratlar inisiyatif alırken o kadar istekli ve maharetli değiller.
- Devlet, değişen dünya düzenine göre yeniden yapılanma konusunda geç kalıyor.
- Bugün aile ve okuldan çok daha fazla sosyal medya etkisinde gelişen gençliğe sahip çıkma konusunda gerekli güncel çözümleri üretemedik.
- Oysa yenidünya düzeninde küresel güçler internet ve sosyal medya üzerinden kendilerine göre algoritmasını yazdıkları kodlarla dünya üzerinde istedikleri yeni nesli inşa ediyorlar
- Modern dünya ve vahşi kapitalizm ranta öncelik veren imar yapısı ile aileyi ve insanı hızla etkisizleştirmektedir.
- İş dünyası ve çalışma düzeni sadece kar maksimizasyonu ve maliyet minimizasyonu ile insanı düzenin kullan at bir parçasına dönüştürmüştür. Bu düzen içinde aile ve çocuk çok önemsiz kalmaktadır. Aile ve çocuğa ayrılan zaman kalmamıştır. Devlet açısından bu stratejik bir sorundur.
- Ailenin ve insanın önemsizleştiği sistemde üç çocuk istemek abestir. Çünkü vaktinin büyük çoğunluğunu iş ortamında ve yolda geçiren anne ve baba ne çocuk yapabilir ne sağlıklı çocuk yetiştirebilir
- Şehirlerimiz ve mahallelerimiz kentsel dönüşüme girse bile emlak karını önceleyen insanı ve aileyi ihmal eden bir yapılaşmadır.
- Çağımızın faydacı zihniyeti, gücü kutsallaştırırken ahlakı itibarsızlaştırmış, ahlakı ancak gücü koruduğu ölçüde önemli görmeye başlamıştır.
- Saygın olmadan saygı görme, beğenmeden beğenilme, değer üretmeden değerli olma ve bütün bunları satın alınabilecek kıymetler olarak görme ve bunu güçlü olduğumuz kadar yapabilmemize inanmamız; bizi çağın en büyük ipotek aracı borçlanmaya yöneltmiştir.
- Modernliği ve gelişmişliği, maddi değerlere sahip olma ile ölçmemiz
Hepimiz bir tarafı suçlarken aslında kendimiz de bu düzenin hizmetkârı olarak el birliği ile içinde edep olmayan düzeni inşa etmeye katkı sağlamışız. Hala da kendimiz hariç birilerini suçluyoruz.
Peki, ne yapabiliriz?
- Öncelikle birey olarak daha çok okuyacağız, dinleyeceğiz daha çok sorunlara duyarlı olacağız ve çözüm üreteceğiz
- Bireysel akılı geliştirirken toplumsal akılı da inşa edeceğiz
- İsteklerimiz kadar değil ihtiyaçlarımız kadar yaşayacağız ve ihtiyaçlarımızı karşılamak için var gücümüzle gayret edeceğiz. Bu bizim bireysel zafiyetlerimize yenilmemizi engelleyecektir
- Dışa dönük bir yapımız olmalı, alışkanlıklarımızın dışına çıkmalı daha güzel ve güçlü alışkanlıklar edinmeliyiz
- Binlerce yıllık tarihimizi öğrenmeliyiz. Doğru eleştirilerle gerçeklerimize ulaşmalı geleneklerimizi gelişmeye hizmet eder hale getirmeliyiz.
- Bireysel ve toplumsal olarak potansiyel becerilerimizi evrensel kıymetlerimizi ön plana çıkarmalıyız
- Köyümüzün, mahallemizin, şehrimizin potansiyel değerlerini kıymetlendirerek evrensel değerler üretmeliyiz
- Toplumumuzun insan kaynaklarının sahip olduğu potansiyel beceri ve kabiliyetleri ortaya çıkarmalıyız
- Ne yaparsak yapalım ama sürekli yapmalıyız.
- Sorunları unutmamalı, çözümlerin peşinden kararlılıkla gitmeliyiz
- Unutmayalım belki de sorunun çözümünü başlatacak olan biziz. Bunu için suçlu aramanın basiretsizliğinden sıyrılıp ‘ben çözüme nasıl katkı yapabilirim?’ sorumluluğuna sahip olmalıyız.
- Sorunlar ve çözümler bizim günlük zikrimiz haline gelmeli.
O çocuk katliam yaptıysa, hepimiz elbirliği ile o değirmene su taşıdık.
Gailesizliğimiz sorunları hızla yanı başımıza taşıyor. Canımız bu gün yanmazsa, yarın canımız yanarken yanımızda kimse olmaz!
Bu izlediklerimiz film değil, bize doğru hızla gelen sorunlardır.
Bugün bu sorunları heyecanla konuşup, yarın unutursak bu bile bizim ne kadar sorumsuz olduğumuzu göstermez mi?
