Adaletin Handikapları
Güven duygusunun yerlerde süründüğü zamanlardan geçiyoruz.
Hatta güvenen insanın sıfatı “saf” olarak görülüyor.
“Ben kimseye güvenmem” toplumsal bilincin ifadesi oldu.
Güven; başkalarını kullanma aracı haline geldi.
“Önce güvenini, kazan sonra suiistimal et” toplumsal bir taktik olarak yönlendirici oldu.
Hatta öyle bir hale geldi ki; “hedefin güvenini kazanıncaya kadar iyi insan ol sonra suiistimal et” uyanıklık olarak davranışlarımız arasına girdi.
“Güvenilir görün zamanı gelince kullan”
Gücü, kariyeri korumak için de yapmacık güvenler ilişkileri yönlendirmeye başladı. Sonuca ulaşıncaya kadar “karşı tarafın istediği gibi ol işin bitince nasıl olursan ol”
Bu bakış açıları ve davranış biçimleri güvenin itibarsızlaşmasında çok önemli rol oynadı.
Sadece güvenen mi yanlış yapıyor?
Güvenilen de güveni zayıflatan taraf oluyor.
Sorgulamayan, analiz etmeyen, ölçüleri olmayan, ilkeler üzerine tesis edilmemiş, sadece karşı tarafın iradesine göre güven ortamını yeterli sayan zihniyet de suiistimalin sorumlusudur.
Kendisi hakkında bir değer ifade edilirken; “bu bende var mı? Ben bunu hak ediyor muyum? Bu iyiliği bana neden yapıyor? Neden bana karşı olumlu oluyor?” Sorgulaması insan için bir bilinç uyanışıdır. Sorgulama yok ve karşı tarafın iradesini kabulle davranınca o zaman suiistimal kaçınılmaz oluyor.
Bu bireyler arasında olduğu kadar birey-devlet, birey-toplum ve devletlerarası ilişkilerde de kendini gösterir.
Güven tesisi öncelikle istikrarlı, yaşam biçimi haline gelmiş ilkelere dayanmalı.
Adalet; ilkelerin inşa ettiği güven üzerine kurulur. Toplum bu ilkelere inandığı oranda adalet tecelli eder.
Özellikle gücü temsil eden yöneticiler, ilkeleri yaşam biçimi haline getirmeliler.
Özellikle devlette, şirkette, kurumdaki yöneticiler.
Devletin alacağına şahin olurken, borcuna aynı hassasiyeti göstermemesi ya da çok geç göstermesi.
Devletler adaleti yasa haline getirdiği ilkelerle yönetir.
Şirketler de kendi yönetmelikleri ile. Tabi belirledikleri yönetmelikler varsa.
İnsanlar da kendi arasında anlaştıkları sözleşmelerle adaleti tecelli ettirirler.
Böylece ilkelere dayalı yönetim hakkın tecellisi bakımından bir güç haline gelir.
Güç adalete hükmeder ve ilkelerin gücü zayıflar veya yok olursa adalet o zaman gücünü kaybeder.
Karar vericiler gücün emrine girerse o zaman insanların, toplumun, devletlerin bir birine güveni kalmaz
Güce göre şekillenen adalet güven vermez.
Gücü elinde bulunduranlar konmuş ilkelere göre değil, duruma göre anlık kararları ile güven sarsar.
Karar verme, adaleti takip etme makamında oturanlar;
Güce ve bulunulan mevkiye göre,
Tanıdıklarına göre,
Taraftarlarına göre,
Kişisel ricalar,
Siyasi talepler,
İnançsal yakınlıklar,
Hemşericilikler,
Ekipçilik, tertipçilik, okulculuk gibi dayanışmalara göre verilen kararlar, yapılan değerlendirmeler güveni sarsar.
İnsanlar ve toplum bulunduğu durum dolayısıyla tepki göstermese veya gösteremese bile tepki gösterebileceği güce kadar sabreder, şartlar oluşunca da o da kendi gücü ile kendi adaletini sağlamaya çalışır.
Belki de bizim ülkede en büyük handikap; devletin en tepesinden en ucuna kadar kendi koydukları yasa ve yönetmeliklere karşı sürekli istisna adı altında toleranslar gösteriyorlar. İstisnalar kural haline geliyor.
Sonuç;
Güçlü birini bul cezadan kurtul.
Torpil yaptır.
Güce yakın ol, kredi çıkar.
Yakınlarının önünü aç, kariyer basamakların yükselsin, stratejik noktalara gelsin,
Taraftarlarının hatasını affet,
Suçlarını örtbas et, adaletten kaçır,
Güçlüleri af ederken zayıfların yasaya uymasını sağla
Kendi koyduğu kuralları ihlal eden, kurdukları kurumları itibarsızlaştıran küresel düzen içinde yeniden büyük bir devlet olmak için tam fırsat.
Adaleti önce kendi toplumunda tesis et güven tam olsun.
Önce kendi taraftarların adaletin ilkelerine uysun,
Mesela; devlet kendi sorumluluklarını açıklıkla ve zamanında yerine getirsin. Devletin işleyişini aksatanlar elensin.
Geç gelmiş adalet, adalet değildir.
Devlet, şirket, cemaat hangi organizasyon olursa olsun yöneticileri adaleti bozucu talimatlardan sakınsın. Yöneticilerin adaleti bozucu ricaları olmasın. Önce onlar yasa ve yönetmelikler uysun.
Bizim ülkemizde sanki üst düzey mevkilere geldikçe ilkeleri daha kolay ihlal edebilirsin gibi bir anlayış hakim.
Var. Hal bu ki; yükseldikçe sorumluluk daha fazla daha hassas olunması gerekir
Eğer ilkeli hayatı başarabilirsek;
Trafik düzelir, çatışmalar azalır, insanımız bir birine, devlete ve yaşama daha güvenle bağlanır.
