Bir Dem Okumak
Zil çaldı.
Kapıyı açtım.
Kargo; aldım. Hemen paketi yokladım. Ismarlamış olduğum kitaplarım olduğunu fark ettim.
Paketi her zamanki gibi ilk defa kitap geliyormuş gibi açtım.
Hemen kitabın arkasına baktım. Sonra kitabın kapağına, iç sayfasına.
Kitap hakkında bilgilere baktım. Ellerimle kitabı hissettim.
Okuma grubumuz için almıştım.
Kitap ilk okuduğum kitap değildi ama kitabın sayfalarında ilk defa karşılaşacağım duygu, düşünce, tarih ve olaylarla buluşacağım kesindi.
Her kitap farklı bir dünyaya farklı bir kapıdan giriş gibi.
Kitabı okudukça an kapısından yavaş yavaş başka bir âleme süzüldüğümüzü kitabı elinden bırakırken anlıyorsun.
Elbette kitap sadece kelimelerle buluşmaktan çok öte.
Yazar o kelimeleri oraya koyarken hangi hayal kanatlarını takmıştı da bizleri de ufuklara doğru alıp götürüyordu. Öylesine oraya konmuş bir kelime olmadığını her kelimenin bir duygu ve düşüncenin farklı bir dünyanın kapısını aralayan bir şifreye dönüştüğünü kitabın yaşamına girip yazarla beraber algılamaya başlayınca anlıyorsun.
Satırlar üzerinde yol alırken aslında kitabın araladığı yaşamın satırları üzerinde mana denizine açıldığını belki çok sonraları fark ediyorsun.
Bireysel olarak bu kitabın bizde meydana getirdiği farkındalığı bazen kitabı okurken bazen de kitabı bitirdikten sonra tefekküre başladığın zaman hissetmeye başlıyorsun.
Ve o zaman farkına varıyorsun ki, her kelime, her hece, imla satır birer mana işçisi olarak yaşamı bize taşıyorlar. Yazarın birikimleri düşünceleri, duyguları ve yaşam içerisinde yolculuğunda derlediği becerilerin mana derinliğini aklın ve kalbin tefekküründen geçirme ustalığını her kelimede satırda ve sonlanan cümlede tekâmül edişini farkına varıyor insan…
Okuma günümüzde her birimiz kitabı okuyup o gün heyecanla sohbete başlıyoruz.
Her biri bir birinden kıymetli, tecrübeli her biri yazın hayatına emek vermiş okuma arkadaşlarımla kitap üzerinde konuşmaya başladığımızda mana denizinin de kapılarının aralandığını fark ediyoruz.
Her biri farklı bir bakış açısı ile kitabın iklimine dâhil olurken aynı zamanda düşünce ve ruh halimiz yazarla aynı atmosferin paydaşı oluyor adeta.
Kelimler ağzımızdan dökülürken kitabın kelimeleri, satırlar ve kitabın bizzat kendi kâğıt hali tamamen yok olurken bizim karşımıza hayat oluyor.
Bakmışız ki hayatın satırları arasında dolaşıyoruz.
Zaman ve mekân hızla değişiyor, hatta ortadan kalkıyor.
Tarihin derinliklerinde başlamış bir olgu sanki kendi yaşamımızda bir anlama dönüşürken; yaşam nehrine karşına hallerimizle nehrin bir parçası oluveriyoruz.
Birlikte okumanın bereketi; bazen bir kelimede tarihin derinliklerine yolculuk başlıyor. O dönemi anlatan başka kitaplar başka yazarlarla o dönemin bir anında, ocak başında bir demli çayla kahramanın yaşamından manaları yüklenirken kendimize bir emanetçi misyonu yüklediğimizi farkında olmadan kabul ediyoruz.
Bazen bir düşünce okulunun kapısından girip bir ekolün dersine tanıklık ediyoruz.
Bazen bir kahramanının at sırtında varlıkla yokluk arasında verdiği en zor kararın şahidi oluyoruz.
Bazen de bir aşkın yanan ateşinde aşığı teselli, maşuku ikna ederken buluyoruz kendimizi, Kendi ruhumuzun derinliklerinde küllenmiş duyguları canlandırarak
Bazen erdemin kralı olmuş fakir ve çaresiz insanın devleşen aklının ve yüreğinin; güçlü, zengin, zulüm eden ve bir o kadar erdem fakiri olan zalimi nasıl yok ettiğine şahit olmamız yüreğimizi okşuyor.
Kalem ustalarının da bizzat kendilerini, yaşamlarını, becerilerini yaşadığı çağların yansımalarını, savaşlarını, çatışma ve kaoslarını da ilklerimize kadar hissetmeye başladığımızda yazıyı baştanbaşa farklı yorumlaya başladığımızda bu günümüzden o günlere yolculuk yaptığımızı fark ediyoruz.
Kitap bir el feneri, okuma o fenerle karanlıkta yürüyerek yol bulma.
Biz kitabı okurken yaşamı okuduğumuzu fark ediyoruz. Yaşam kitabının sayfaları arasında dolaştığımız yaşamı anlamlandırdığımızı fark ediyoruz.
Düşünerek, yorumlayarak, hatırlayarak, anlamlandırarak yaşamın içindeki kıymetleri derliyoruz.
Satırlarla hayatı okurken,
Yazarak kendimizi okuyacağız.
Belki keşfedersek kendi yaradılış gayemizi, yaradılışta bize yüklenen beceri ve kabiliyetlerle bizler de ustalar gibi yaşamı okumaya vesile olacak mesleğimize göre var ettiğimiz, paylaşımlarımız olur diye düşünüyorum.
Aslında hiçbir okuma boşuna değildir.
Bir kitapçıya gidip kitapları elimize almak,
Bir kitabı incelemek,
Onu satın almak bile okumanın iklimine girmek demektir.
Bir kitabı okurken hiç anlamamış gibi olabiliriz.
Eminim o satırlar, kelimeler bilinçaltımızda kesinlikle bize bir gün hizmet etmek üzere yerini alacaktır.
Bazen hiç okumayan bir insanı okumamış kabul edemeyiz.
O da hayatı gözlemleyerek, inceleyerek, olayların detayında yaşamın sayfalarını okuyor olabilir.
Kitap okumanın en büyük zenginliği onları metodolojik hale getirmesidir.
Öğrendiklerimizi, algıladıklarımızı düzenlemek paylaşıma açmaktır.
Başkalarının aynasında kendimizi seyretmektir.
Okumak çok kelime bilmek anlamına gelmez bazen eksikliklerimizi tamamlamamız bile büyük zenginlik.
Okumak bir transformatör (dönüşüm aracı) başkalarını dönüştürmeden önce kendimizi dönüştürmenin aracı.
Okumak yaşamın demlenmesi; hem kendi yaşamımızın hem de insanlık yaşamının…
