Küreselden Köye Epstein Ruhu
Bir akıl oturmuş, düşünmüş, bir proje yapmış.
Hedef büyük, küresel düzeyde etkili bir organizasyon yapılacak. Belli ki bir akıllar üstü bir akıl, bir gücün büyük planı.
Kendilerine vaat edilmiş bir yaşamı gerçekleştirmek için insanlığa pasif olacağı bir yaşamı vaat etmek.
Daha doğrusu asıl hedeflerini gerçekleştirmek için küresel düzeyde gördükleri güç odaklarına ayar verecek bir mekanizma.
Küresel ekonomiyi kontrol altında tutmak küresel siyaseti kendi amaçları doğrultusunda yönlendirmek için güçlü bir cazibe merkezi inşa etmek.
Bir ada ve o adada sözüm ona VİP vakit geçirme merkezi.
Görünmeyen parola; Büyük sazanlar nasıl avlanır?
Türkçesi ülkeleri, şirketleri, medyayı, siyaseti, bürokratı velhasıl dünyadaki stratejik noktadaki güçlü insanları avlayacak etkili yem; yani “herkesin kendine göre bir zafiyeti vardır” prensibi gereğince o zafiyeti yem olarak kullanma sistemi.
Eğlence, kadın, konfor, özelleştirilmiş ağırlamalar ve üst düzey ilişkilerin bu çekim merkezinde düzenlenmesi. Aynı zamanda etkili iş bitirme yöntemleri. Aslında bir birini tamamlayan o adayı cazip hale getiren sıra dışı özellikler.
Tabii ki gizli, sır herkesin kimse tarafından bilinmediğine veya bilinmeyeceğine inandırıldığı kapalı devre ilişkiler yumağı.
Adeta gizlenmiş olan asıl hedefi gerçekleştirmek için işin sosyolojisi, psikolojisi politik davranışları trend yaşamları, bunların öngörü haline getirilip topluma geleceğin modern yaşamı olarak sunulması için çok güçlü bir proje hazırlanmış
Kitaplar, medya, sosyal medya, köşe yazarları güvenilir köşelerde herkes, hepsi sözüm ona geleceğin yaşamını öngörüyormuşçasına tahminleri ile toplum yönlendirmek üzere görevlendirilmiş. Bazıları bunun farkında bile değil.
İnsanlar sınıflara ayrılmış, uygarlıklara bölünmüş, hatta geleceğin gençlerini kendi planları uyarınca XYZ kuşağı diye önceden planlanmış kategorilere bölerek aslında modern gelecek, bu formüle göre olacak düşüncesini, topluma dayatmış, Tabi ki her proje insanı pasifleştirerek gerçekleşiyor.
Hatta dizilerle, sinema ile insanların bilinçaltını yeniden formüle etmişler.
Epstein adası 1998’te satın alınmış, sonra bu düzen kurulmuş.
Mesela Sİmpson dizisi kurucusu da bu dosyanın detaylarında yerini almış. Sözüm ona geleceği öngören bir kâhin dizi gibi topluma pazarlanırken aynı zamanda kurgulamak istedikleri geleceğin mesajlarını oluşturmuşlar.
Algı ile iradenin kontrol altına alınması.
Bu adadan stratejik konumda olan birçok yönetici medet ummuş. Oradaki ilişkilerle iş bitireceğini düşünmüş. Aslında küresel düzeyde etkili bir merkez olduğuna da inanılmış.
Zaten onlar da tam bu noktada oltasını atmış sazan avına başlamış.
Hızlı yükselmek isteyen, başarıyı hırs haline getirmiş, gücü kendince ve çevresinde ilahlaştırmış ve bunu kaybetmek istemeyen hatta onu daha etkili kılmak isteyen, hatta böyle sır bir güç ile görünmez ağlara sahip olmanın gizemi ile daha da kendini özel hisseden aslında zafiyete düşmüş sazanlar diyelim.
Bu ruhun bir kolu Silifke Madenine kadar gelmiş. Hızlı güç sahibi olmak isteyen, başarı peşinden koşan bir sazan nasıl da bu düzenin hizmetkarı olmuş? Kimler onun masasında meze oldu kimler onu gücünü kıskandı kimler bu güçten nemalandı? Kimler bu kolun sazanı oldu acaba?
Hangi menfaat adacıları ile irtibatlıydı?
Nerden bileceklerdi zafiyetlerin dosya dosya saçılan sayfaların arasında ifşa olacaklarını.
Öyle bir güç olmuşlar ki insanlar yönetici seçmiş onlar seçilmiş yöneticilerin kullanıcısı olmuş.
Diktatörlükler onların en kolay maşaları…
Küresel ekonominin çoğunluğunu küçük bir azınlığın da yönetme biçimini açıklamıyor mu?
Aslında bu devşirme ve güç sahibi olma sistemi bir mahalledeki muhtar seçiminden farkı yok.
Oyunu talep ettikleri kişinin her türlü yeminine rağmen istemediği bir adaya nasıl oy verdiğine şahit olmuşuzdur. Onun çok önceki bir eksikliği ya da bir zafiyetini kullanarak ya da onun isteğini karşılayarak onu ikna etmişlerdir. Ya da önceki bir zafiyeti ile tehdit etmişlerdir.
Devletin, milletin varlıklarının çoğu zaman kendi isteği dışında belirli güçlere kullandırılmasının da perde arkasında bu zafiyetleri kullanma sistemi vardır.
Mesela bir memlekette yatırımcı olan bir firma normal şartlarda kazancının belirli bir kısmını topluma katkı yapmak için kullanabilir. Buna olumlu bir sponsorluk olarak bakabiliriz.
Ama bir gün bir cezadan kurtulmak, bazı cezalardan kurtulmak, devletin ve milletin imkânlarını kendi lehine kullanmak, olumsuzluk içeren projelerin onayını ucuza getirmek için de sponsorluklar yapılabilmektedir.
Güvenlik güçlerine katkı yapmak; araçlarına ceza yazılmamasını sağlamak için yapılıyorsa edepsiz bir sponsorluk olur. Yollarda yüksek tonaj trafiğe uygun olmayan taşımalarda görmezden gelinme gibi ya da kontrolleri ve negatif ölçümlerin göstermelik cezalarla geçiştirilmesi gibi.
Ya da o şehrin spor kulübüne sponsor olmak ya da o şehrin sağlık ve eğitimine yatırım yaparak şehrin idarecilerini başarılı kılarken onların iradesini ipotek altına almak gibi. Başarıyı ve kariyeri güçlendirme arzusunu zafiyete dönüştüren bir girişim değil mi?
Halkın tepkisini çeken birçok olaya baktığımızda bu zafiyetlerin sonucu ilkesiz ve kuralsız gerçekleri görebiliriz.
Keşke bu sponsorluklar firma bütün kurallara uyduktan sonra yapılsa de şehrin yöneticilerini töhmet altında bırakmasalar.
Ben yaptım oldu biçimi yatırımlara maruz kalmasak.
Tıpkı Epstein dosyasında yaşananlar gibi.
Zafiyetlerin insanlık aleyhine kullanılması,
Milletlerin devletlerin halkların kaynaklarının belirli güçlerin emrine verilmesi gibi…
Bu bir gizli kaynak kullanma biçimi,
Bu ruh zafiyetlerin gücünü okşayarak insanlığın malına çökme biçimi.
Belki Epstein gibi bir ada değil ama köylerde şehirlerde, ülkelerde böyle menfaat adacıkları yok mu?
İnsanlara mutluluk, refah, barış, demokrasi, adalet vaat edip onların imkanlarını gasp etmek için kurulan menfaat adacıklarının Epstein adacıklarından farkı ne ola….
Siyasetin, iş çevrelerinin, medyanın da görünmeyen gizli adacıkları yok mu?
Herkes çevresine baksın köyünün, şehrinin ülkesinin kaynakları millet tarafından mı kullanılıyor yoksa belirli güçler tarafından mı?
Güçlerin hataları af edilirken milletlerin hakları için neden duyarlı olunmadığına bir de bu açıdan bakalım.
