İlker SARI
Köşe Yazarı
İlker SARI
 

Vasatlığın Cumhuriyeti

Vasatlığın Cumhuriyeti Bu çağın adı konulmalı: Vasatlığın Cumhuriyeti. Cehalet artık bir kusur değil, bir övünç. Bilmemek ayıp değil; bileni küçümsemek marifet. Düşünmemek tembellik değil; “rahatlık”. Akıl, bu çağda fazla gelen bir yük. O yüzden atılıyor. Hafiflemek için değil, sürüye karışmak için. Yeni neslin müzik diye tükettiği şey, sanat falan değil; gürültünün paketlenmiş hâli. Üç kelime, iki küfür, bir tekrar. Hepsi bu. Ne duygu var ne fikir. Ama milyonlar dinliyor. Çünkü kimse dinlemiyor aslında. Kulak var, zihin yok. Ritim yetiyor; anlam fazla geliyor. Sanat artık kalbe değil, mideye hitap ediyor: çabuk, ucuz ve zararlı. Bugünün şarkıları hissettirmez, uyuş­turur. Aşk derinleşmez, sulanır. Acı anlatılmaz, pazarlanır. İsyan düşünce üretmez, poz keser. Herkes “özgün”, herkes “farklı”, ama nedense hepsi birbirinin kopyası. Çünkü vasatlık çoğaldıkça norm olur. Norm olunca da sorgulanmaz. Okumayan bir neslin müziği de okumaz. Kitap “sıkıcıdır”, çünkü emek ister. Tiyatro “anlamsızdır”, çünkü düşünce ister. Klasik müzik “bayıktır”, çünkü sabır ister. Bu çağ sabırdan nefret eder. Her şey hızlı olacak; anlam bile. Hatta mümkünse hiç anlam olmayacak. Daha güvenli. En komiği ne biliyor musunuz? Nitelikli olana “elitist” denmesi. Emeğe “kasılmışlık”, derinliğe “ukalalık” muamelesi yapılması. Cehalet ise “samimiyet” diye alkışlanıyor. Hiçbir şey bilmemek “doğal”, hiçbir şey üretmemek “özgürlük”, hiçbir şey söylememek “cool”. Bu bir cehalet değil, örgütlü bir yoksunluk hâli. Bu çürümenin sorumlusu sadece gençler değil. Reytinge, tıklanmaya, izlenmeye tapınan yetişkinler; kaliteyi “satmıyor” diye çöpe atan kültür endüstrisi; vasatı parlatan medya… Hepsi bu bataklığın mimarı. Kötü sanat, iyi sanatı kovmuyor artık; üstüne basıp geçiyor. Yine de her şey bitmiş değil. Gürültüden rahatsız olan, bu kokuşmuşluğun farkında olan küçük bir azınlık hâlâ var. Onlar az, sessiz ve çoğu zaman “sıkıcı” bulunuyor. Ama tarihte kalıcı olanlar da hiçbir zaman çoğunluk olmadı. Kalabalıklar eğlenirken, dünya her zaman küçük masalarda değişti. Sonuç basit ama rahatsız edici: Vasatlığı alkışlayan bir toplum, er ya da geç kendi çürümesini de alkışlar. Çünkü sanat bir süs değil, bir aynadır. Aynayı kırmak yüzü güzelleştirmez; sadece çirkinliği görünmez kılar. Ve bu çağ, görünmezliği ilerleme sananların çağıdır. Toplum artık aynaya bakmak istemiyor. Çünkü aynada yüz yok; yorgun bir boşluk var. Sanat bu boşluğu doldurmak içindi. Şimdi boşluğu süslemekle yetiniyoruz. Gürültüyü müzik, gösterişi estetik, cahilliği cesaret sanıyoruz.  
Ekleme Tarihi: 14 Aralık 2025 -Pazar

Vasatlığın Cumhuriyeti

Vasatlığın Cumhuriyeti

Bu çağın adı konulmalı: Vasatlığın Cumhuriyeti.

Cehalet artık bir kusur değil, bir övünç. Bilmemek ayıp değil; bileni küçümsemek marifet. Düşünmemek tembellik değil; “rahatlık”. Akıl, bu çağda fazla gelen bir yük. O yüzden atılıyor. Hafiflemek için değil, sürüye karışmak için.

Yeni neslin müzik diye tükettiği şey, sanat falan değil; gürültünün paketlenmiş hâli. Üç kelime, iki küfür, bir tekrar. Hepsi bu. Ne duygu var ne fikir. Ama milyonlar dinliyor. Çünkü kimse dinlemiyor aslında. Kulak var, zihin yok. Ritim yetiyor; anlam fazla geliyor. Sanat artık kalbe değil, mideye hitap ediyor: çabuk, ucuz ve zararlı.

Bugünün şarkıları hissettirmez, uyuş­turur. Aşk derinleşmez, sulanır. Acı anlatılmaz, pazarlanır. İsyan düşünce üretmez, poz keser. Herkes “özgün”, herkes “farklı”, ama nedense hepsi birbirinin kopyası. Çünkü vasatlık çoğaldıkça norm olur. Norm olunca da sorgulanmaz.

Okumayan bir neslin müziği de okumaz. Kitap “sıkıcıdır”, çünkü emek ister. Tiyatro “anlamsızdır”, çünkü düşünce ister. Klasik müzik “bayıktır”, çünkü sabır ister. Bu çağ sabırdan nefret eder. Her şey hızlı olacak; anlam bile. Hatta mümkünse hiç anlam olmayacak. Daha güvenli.

En komiği ne biliyor musunuz? Nitelikli olana “elitist” denmesi. Emeğe “kasılmışlık”, derinliğe “ukalalık” muamelesi yapılması. Cehalet ise “samimiyet” diye alkışlanıyor. Hiçbir şey bilmemek “doğal”, hiçbir şey üretmemek “özgürlük”, hiçbir şey söylememek “cool”. Bu bir cehalet değil, örgütlü bir yoksunluk hâli.

Bu çürümenin sorumlusu sadece gençler değil. Reytinge, tıklanmaya, izlenmeye tapınan yetişkinler; kaliteyi “satmıyor” diye çöpe atan kültür endüstrisi; vasatı parlatan medya… Hepsi bu bataklığın mimarı. Kötü sanat, iyi sanatı kovmuyor artık; üstüne basıp geçiyor.

Yine de her şey bitmiş değil. Gürültüden rahatsız olan, bu kokuşmuşluğun farkında olan küçük bir azınlık hâlâ var. Onlar az, sessiz ve çoğu zaman “sıkıcı” bulunuyor. Ama tarihte kalıcı olanlar da hiçbir zaman çoğunluk olmadı. Kalabalıklar eğlenirken, dünya her zaman küçük masalarda değişti.

Sonuç basit ama rahatsız edici: Vasatlığı alkışlayan bir toplum, er ya da geç kendi çürümesini de alkışlar. Çünkü sanat bir süs değil, bir aynadır. Aynayı kırmak yüzü güzelleştirmez; sadece çirkinliği görünmez kılar. Ve bu çağ, görünmezliği ilerleme sananların çağıdır. Toplum artık aynaya bakmak istemiyor. Çünkü aynada yüz yok; yorgun bir boşluk var. Sanat bu boşluğu doldurmak içindi. Şimdi boşluğu süslemekle yetiniyoruz. Gürültüyü müzik, gösterişi estetik, cahilliği cesaret sanıyoruz.

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (3)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve silifkesesimiz.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Alpyaren KARAMAN
(14.12.2025 14:21 - #2962)
Kısa film sahnesi gibi hafıza da kalıcı bir şekilde yer edindirdiniz. Kaleminize sağlık İlker hocam.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve silifkesesimiz.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Tevfik Ovacık ...
(14.12.2025 14:25 - #2963)
Arınma adına güzel tespitler... kesinlikle katılıyorum yapacağımız çok iş var... Hepimiz bilincimizi güçlendirme adına yazmalı, okumalı, tartışmalı, paylaşmalıyız...
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve silifkesesimiz.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Lerzan Özgenç
(14.12.2025 15:21 - #2969)
Günümüzün özeti emeğinize yüreğinize sağlık iyi çalışmalar diliyorum..
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve silifkesesimiz.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.