İlker SARI
Köşe Yazarı
İlker SARI
 

Sanatı Susturan Lobiler

Sanatı Susturan Lobiler Bir ülkenin gerçek gücü, tankında değil; tinin­dedir. Tinin sesi sanattır. Ama ne yazık ki bizde, o ses yıllardır güçlü bir el tarafından kısılıyor - adı konmamış, görünmez ama etkili kültür lobileri tarafından. Bu lobiler, ne fırçayı ne notayı sever. Onlar sadece ithal parıltıların peşindedir. Milli sanatı “yerel” diyerek küçümser, “evrensellik” kisvesi altında kendi kültür köklerinden utanır. Kendi sanatçısına destek vermek yerine, dışarıdan geleni alkışlamayı “modernlik” zanneder. Oysa sanatın milliliği, dar bir milliyetçilik değil; bir kültürel omurgadır. Kökü olmayan bir sanat, ancak rüzgârın yönüne göre savrulur. Ve bugün Türkiye’de tam da bu yaşanıyor: Köküyle bağı koparılmış, fonlara ve modaya teslim edilmiş bir sanat ortamı. Bir resim sergisine gidiyorsunuz, konular Batı’dan kopya; bir tiyatro izliyorsunuz, karakterler bizim değil; bir müzik dinliyorsunuz, tınısı bizden çok başkasına ait. Kısacası: taklit ediyoruz ama üretmiyoruz. Sebep? Çünkü milli sanat üreticisini desteklemek “trend” değil. Kültür fonları, sanat merkezleri, özel kurumlar ve bazı medya çevreleri — hep aynı ağı kurmuş durumda. Kim ne kadar “yabancıya benziyorsa” o kadar makbul sayılıyor. Kim Anadolu’dan, Orta Asya’dan, halk ezgisinden, geleneksel motiften söz etse “demode” ilan ediliyor. Bu, tesadüf değildir. Bu, sistematik bir kültürel sömürgeciliğin sonucudur. Cumhuriyet’in ilk yıllarında sanat, milli bir inşanın temel taşıydı. Resim, heykel, müzik, tiyatro - hepsi “ulus olmanın estetik dili”ydi. Ama şimdi sanat, milli olunca değil, pazarlanabilir olunca değer görüyor. Ve bu dönüşümün ardında kim var? Kültür aracılığıyla zihin ithalatı yapan lobiler. Bu lobiler, sadece sanatı değil, sanatçıyı da biçimlendiriyor. Bir sanatçı, kendi toprağından besleniyorsa “yerel”; Batı’dan kopyalıyorsa “vizyoner.” İşte o yüzden, bugün genç sanatçılar Anadolu’yu değil, Berlin’i resmediyor. Kendi halkının türküsünü değil, Londra’nın gürültüsünü besteleyip “çağdaşım” diyor. Oysa gerçek çağdaşlık, kendi kökünden yükselmektir. Zira bir ağaç, başka toprağa özenerek değil, kendi toprağını derinleştirerek büyür. Milli sanatın sesi bastırılabilir, ama susturulamaz. Çünkü bu toprakların sesi; sazda, fırçada, kelimede, taşta ve insanda vardır. Bugün bu sesi kısan lobiler yarın unutulacak, ama bu toprağın sanatı, her defasında küllerinden yeniden doğacaktır. Cumhuriyet’in sanatı; boyun eğen değil, kendi rengini savunan sanattır. Ve o sanat, her türlü lobiye rağmen, bir gün yine bu ülkenin en güçlü sesi olacaktır.  
Ekleme Tarihi: 09 Aralık 2025 -Salı

Sanatı Susturan Lobiler

Sanatı Susturan Lobiler

Bir ülkenin gerçek gücü, tankında değil; tinin­dedir.
Tinin sesi sanattır.
Ama ne yazık ki bizde, o ses yıllardır güçlü bir el tarafından kısılıyor - adı konmamış, görünmez ama etkili kültür lobileri tarafından.

Bu lobiler, ne fırçayı ne notayı sever.
Onlar sadece ithal parıltıların peşindedir.
Milli sanatı “yerel” diyerek küçümser, “evrensellik” kisvesi altında kendi kültür köklerinden utanır.
Kendi sanatçısına destek vermek yerine, dışarıdan geleni alkışlamayı “modernlik” zanneder.

Oysa sanatın milliliği, dar bir milliyetçilik değil; bir kültürel omurgadır.
Kökü olmayan bir sanat, ancak rüzgârın yönüne göre savrulur.
Ve bugün Türkiye’de tam da bu yaşanıyor:
Köküyle bağı koparılmış, fonlara ve modaya teslim edilmiş bir sanat ortamı.

Bir resim sergisine gidiyorsunuz, konular Batı’dan kopya;
bir tiyatro izliyorsunuz, karakterler bizim değil;
bir müzik dinliyorsunuz, tınısı bizden çok başkasına ait.
Kısacası: taklit ediyoruz ama üretmiyoruz.
Sebep?
Çünkü milli sanat üreticisini desteklemek “trend” değil.

Kültür fonları, sanat merkezleri, özel kurumlar ve bazı medya çevreleri —
hep aynı ağı kurmuş durumda.
Kim ne kadar “yabancıya benziyorsa” o kadar makbul sayılıyor.
Kim Anadolu’dan, Orta Asya’dan, halk ezgisinden, geleneksel motiften söz etse “demode” ilan ediliyor.
Bu, tesadüf değildir.
Bu, sistematik bir kültürel sömürgeciliğin sonucudur.

Cumhuriyet’in ilk yıllarında sanat, milli bir inşanın temel taşıydı.
Resim, heykel, müzik, tiyatro - hepsi “ulus olmanın estetik dili”ydi.
Ama şimdi sanat, milli olunca değil, pazarlanabilir olunca değer görüyor.
Ve bu dönüşümün ardında kim var?
Kültür aracılığıyla zihin ithalatı yapan lobiler.

Bu lobiler, sadece sanatı değil, sanatçıyı da biçimlendiriyor.
Bir sanatçı, kendi toprağından besleniyorsa “yerel”;
Batı’dan kopyalıyorsa “vizyoner.”
İşte o yüzden, bugün genç sanatçılar Anadolu’yu değil, Berlin’i resmediyor.
Kendi halkının türküsünü değil, Londra’nın gürültüsünü besteleyip “çağdaşım” diyor.

Oysa gerçek çağdaşlık, kendi kökünden yükselmektir.
Zira bir ağaç, başka toprağa özenerek değil, kendi toprağını derinleştirerek büyür.

Milli sanatın sesi bastırılabilir, ama susturulamaz.
Çünkü bu toprakların sesi; sazda, fırçada, kelimede, taşta ve insanda vardır.
Bugün bu sesi kısan lobiler yarın unutulacak,
ama bu toprağın sanatı, her defasında küllerinden yeniden doğacaktır.

Cumhuriyet’in sanatı;
boyun eğen değil, kendi rengini savunan sanattır.
Ve o sanat, her türlü lobiye rağmen,
bir gün yine bu ülkenin en güçlü sesi olacaktır.
 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (2)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve silifkesesimiz.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emin GÜLEÇ
(09.12.2025 22:18 - #2940)
İçeriği güncel konulara ilişkin toplumsal bakışın sanatçı gözü, objektif eleştirel güzel bir makaleye teşekkür ediyoruz. İşleriniz Kolay, Başarılarınız da sürekli Olsun!
İlker Sarı Teşekkür ederim
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve silifkesesimiz.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
İpek Tanrıkulu
(10.12.2025 08:04 - #2946)
Üstadım ne kadar kıymetli bir hususa değinmişsiniz. Hem fırçanız hem de kaleminiz ile bize ışık saçıyorsunuz. Teşekkürler.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve silifkesesimiz.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.