Optik Form Zihniyeti: Çocuğu Eğiten Değil, Eleyen Bir Toplumun Anatomisi
Bazı toplumlar çocuk yetiştirir, bazıları ise sınav sonucu. Biz ikincisinde ısrarcıyız. Daha doğrusu, çocuğu bir birey olarak değil; geleceğe yürüyen bir optik form olarak gören veliler kuşağında...
Ne mutlu bize…
Ülke dolusu “çok bilinçli” veli yetiştirmişiz! Hepsinin ortak bir vizyonu var:
Resim dersi gereksiz.
Müzik zaman kaybı.
Beden eğitimi oyalanma.
Ama test çözmek kutsal.
Deneme sınavı ibadet.
Net sayısı karakterden önemli.
Çünkü çocuk dediğin nedir ki?
Biraz et, biraz kemik, bolca puan üretme makinesi.
Bu kuşağın gözünde resim dersi “yük”, sanat “lüks”, düşünce ise ölçülemeyen bir fazlalıktır.
Ah, resim dersi… Ne tehlikeli bir icat! Çocuk eline boya kalemi alırsa, düşünmeye başlar. Düşünürse sorgular. Sorgularsa itaat etmez. Aman Allah’ım, buna kim tahammül edebilir? Daha iyisi, kalem ve silgi yerine, optik form verin çocuğunuza; onu mutlu edin, “güvende” hissettirin. Sonuç mu? Her şey ölçülebilir, her şey sayılabilir, ruh ise tamamen yok edilmiş.
Sınav odaklı eğitim sayesinde çocuğunuz şunu iyi öğreniyor: Doğru şıkkı işaretle. Ama şunu asla öğrenemiyor: Kendini ifade et, hata yap, sorgula, üret. Ve yıllar sonra karşınıza geliyor: “Çocuğum hayal gücü yok.” Tabii ki yok! Siz onu hayal kurmasını yasaklayarak yetiştirdiniz. Bravo.
Ve tabii ki dünya ilerliyor… Yaratıcı ekonomi, tasarım, inovasyon, sanat… Biz ise hâlâ tartışıyoruz: “Resim dersi ne işe yarayacak?” Dünya fikirlerle yarışıyor, biz hâlâ puan sayıyoruz. Ah ne büyük başarı!
Sorun resim dersi değildir. Sorun, çocuğun yalnızca sayısal çıktılarla tanımlanabileceğine inanan dar bir aklın eğitim anlayışına hâkim olmasıdır!
Resim dersi, estetik bir meşgale değil; çocuğun kendisiyle kurduğu ilk entelektüel diyalogdur. Düşüncenin şekle, duygunun renge, soyut olanın somuta dönüştüğü nadir alanlardan biridir. Ama ne yazık ki bu alan, sınav takviminde yeri olmadığı için değersiz sayılır. Ölçülemeyen, sayıya dökülemeyen, puana çevrilemeyen her şey, bu zihniyet için anlamsızdır.
Dünyanın ileri toplumları sanatı eğitimin merkezine alırken, biz hâlâ “sınavda çıkıyor mu?” sorusunu medeniyet ölçüsü sanıyoruz. Oysa tarih bize açıkça şunu söylüyor: Toplumları ileri taşıyanlar test çözenler değil; hayal kurabilen, düşünebilen ve üretebilenlerdir. Bilgi, sanatla temas etmediğinde kuru bir yüke dönüşür.
Asıl yük resim dersi değil. Asıl yük, çocuğun ruhunu test sonucuna bağlayan ve kendi dar kafasını kutsayan zihniyettir. İşte bu yük, yıllar geçse de, sınav sistemi değişse de, nesiller boyunca kalacaktır.
Asıl tehlike, çocuğun zihnini doldurup ruhunu boş bırakmaktır.
Unutulmamalıdır: Sınavlar bir gün biter.
Optik formlar çöpe gider.
Ama düşünemeyen, üretemeyen, kendini ifade edemeyen bireyler, bir toplumun kaderi hâline gelir.
Çocuğunuzun ruhunu öldürürseniz, sınavda kaç net yaptığı hiçbir anlam taşımaz. Ama ruhsuz bir toplum yetiştirirseniz… işte o zaman her şey kaybolur, ve siz fark etmeden kendi başarısızlığınızı kutlarsınız.
Ve o noktada artık şu sorunun hiçbir anlamı kalmaz:
“Resim dersi ne işe yarıyor?”
Çünkü çoktan insan yetiştirmeyi ıskalamışızdır.
