Aynı Ağaç, Farklı Hafıza: Noel mi, Hayat mı?
Aralık ayı geldi mi tartışma da beraberinde gelir.
Çam ağacı vitrine girer, sosyal medyada bir cümle dolaşıma sokulur:
“Bu Noel ağacıdır, günahtır.”
Oysa mesele bir ağaç değil, hafızadır.
Çünkü Türk mitolojisinde ağaç, süs eşyası değil; kâinatın kendisidir.
Türk mitolojisinde dünya dümdüz bir zemin değildir.
Üç katlıdır.
Aşağı dünya, karanlık ve köklerdedir.
Orta dünya, insanın yaşadığı gövdedir.
Yukarı dünya, göğe açılan dallardadır.
Ve bu üç âlemi birbirine bağlayan şey ne bir tapınak, ne bir heykel, ne de bir puttur.
Ağaçtır.
Türk’ün dünya tasavvurunda ağaç; kozmosun direği, varoluşun omurgasıdır.
Kökleriyle yeraltını, gövdesiyle insanı, dallarıyla Tanrı’yı birleştirir.
Bu yüzden Türk, Tanrı’ya giderken başını değil; dileğini ağaca asar.
Bugün “ağaca bez bağlamak şirktir” diyenler, meseleyi ya bilmez ya da bilmek istemez.
Çünkü Türk mitolojisinde ağaca bağlanan bez, Tanrı’ya sunulan bir nesne değil; niyetin sembolüdür.
O bez, Tanrı’nın kendisi değildir.
O bez, Tanrı’ya giden yolun işaretidir.
Şaman inancında kam, ayin sırasında ağacı tırmanır; her dal bir gök katını temsil eder.
Her bağlanan bez, bir yakarıştır.
Ama tapınılan bez değil, Gök Tanrı’dır.
Yani ağaç kutsaldır ama ilah değildir.
Bu ayrımı yapamayan zihin, inancı değil; simgeleri düşman bellemiştir.
Dilek Dalı ile Noel Ağacı Arasındaki Fark
Noel ağacı, Hristiyan dünyasında teolojik bir semboldür.
İsa’nın doğumunu, kurtuluşu ve “ebedî hayatı” temsil eder.
Yani anlamı, dinî bir anlatıya dayanır.
Türk’ün ağacı ise bir dogmanın değil, kozmolojinin parçasıdır.
Türk, ağacı Tanrı yerine koymaz.
Ağaç, Tanrı’ya giden yoldur.
Bez bağlamak, dilek asmak, dal süslemek;
Bunlar ibadet değil, niyet beyanıdır.
Ama gelin görün ki,
Noel ağacına “başkasının sembolü” diye öfke duyanlar,
Türk’ün binlerce yıllık ağaç kültürünü aynı kolaylıkla “hurafe” diye çöpe atar.
İşte çelişki tam burada başlar.
Nuh’un Dalı Meşru, Türk’ün Dileği Sakıncalı mı?
Semavi anlatılarda tufan biterken bir güvercin gelir, ağzında zeytin dalı vardır.
Bu dal, Tanrı’nın gazabının sona erdiğini, hayatın yeniden başladığını simgeler.
Kimse bu dalı put saymaz.
Kimse “ağaç sembolü şirk” demez.
Ama Türk, ağaca dileğini bağlayınca mesele birden “inanç sapması”na dönüşür.
Peki neden?
Çünkü mesele ağaç değil;
Kimin hikâyesinin kutsal, kimininkinin şüpheli sayıldığıdır.
Bir çam ağacını görünce “başka dine benziyoruz” diye paniğe kapılan zihin, aslında şunu itiraf eder:
Kendi kültürünü tanımıyor.
Oysa inanç, benzemekle bozulmaz.
Niyetle bozulur.
Bir Müslüman yılbaşında ağaç süsledi diye Hristiyan olmaz.
Ama kendi tarihinden utanırsa, kimliğini kaybeder.
Son olarak;
Noel ağacı Batı’nın hikâyesidir.
Türk’ün ağacı ise kendi kökleridir.
Birini bilmeden reddetmek,
Diğerini bilmeden kutsamak;
İkisi de düşüncesizliğin ürünüdür.
Ağaç günah değildir.
Günah olan, kökünü inkâr etmektir.
Çünkü ağacı olmayanın gölgesi de olmaz!
