Rıfat YÖRÜK
Köşe Yazarı
Rıfat YÖRÜK
 

“BİR BİLGE ADAM” ÜZERİNE…

“BİR BİLGE ADAM” ÜZERİNE…             Elime geçen her kitabı mutlaka altını çizerek okurum. Bu kitap Kur’an-ı Kerim meali de olsa değişmez. Emanet olarak aldığım kitapları ise önemli yerlerini çizemediğim için tam okunmuş saymam.             Çizilmiş bu satırlar ve paragraflar daha sonra çok işime yarar. Bir araştırma yaparken o kitabı tekrar elime aldığımda,  işaretli yerlerin satırdan sadıra dönüştüğünü yani kâğıt üzerinde kalmayıp gönlüme ve hafızama yerleşerek özümsendiğini memnuniyetle fark ederim.             Nitekim İstanbul’da yaşayan kızım Elif’in hediye ettiği “Büyümenin Türkçe Tarihi” isimli kitabı geçtiğimiz akşam yeniden incelediğimde, ilk okumamda altını çizdiğim bir paragraf kafamda şimşekler çaktırarak gece yarısı dört sayfalık köşe yazısına dönüşüverdi.             Tabii bu hızlı ama titiz okumalarım sayesinde en iddialı yayınevlerinden çıkan klâsik eserlerdeki hataları bile rahatlıkla görürüm. İşte bu özelliğim ilkokul öğretmenlerime “illallah” dedirtmiş, tahtada yazdıkları cümlelerde bulduğum hataları silip düzeltmekten imanları gevremişti.             Tebrik ve Teşekkür             Bir mazeretimden dolayı Taşucu Amfora Müzesindeki tanıtım toplantısına katılamadığım “Bir Bilge Adam” romanını internet üzerinden temin ederek elime geçen ilk gün iki saatte okudum. Tabii yine beğendiğim ve eksik gördüğüm yerlerin altını çizerek…             Öncelikle değerli yazar arkadaşım M. Recai Kepez Bey’i, hepimizin çok sevdiği Yaşar Öztürk dostumuzun hayatını kitaplaştırmasından ve cesaretinden dolayı tebrik ediyorum. Zira roman yazmak zor ve oldukça kapsamlı bir iştir. Şahsen biz kendisinden bir biyografi beklerken “roman”la karşımıza çıkarak hepimizi ters köşeye yatırdı.             Recai Bey’e bir de teşekkür borcum var: Kitabın girişinde ve sonlarında benden de bahsederek büyük bir jestte bulunmuş. Sağ olsun, var olsun. İlk fırsatta da yazdığı bu kitabı kendisine imzalattıracağım.             İki Kitabevi, İki İlçe             Cinius Yayınları arasında çıkan ve çarpıcı bir girişle başlayan iki bölümlük roman Diyarbakır’ın Ergani ilçesinde geçen “Kâğıt Kokusuyla Geçen Çocukluk Yılları” isimli kısımla başlıyor. Bu kısımda Yaşar Öztürk’ün ailesi, doğumu ve çocukluğu aktarılıyor. Kitapçı, gazete bayii ve muhabir olan “ilim ve hikmet sahibi” babası Hikmet Bey’in Yaşar Öztürk üzerinde ne büyük bir rol model olduğu, annesinin merhameti ve yardımseverliği, roman kahramanının gençlik ve üniversite yılları birinci bölümde ilgiyle okunan kısımlar arasında…             Toplam 148 sayfa olan kitabın 109 sayfadan oluşan ilk bölümünde Yaşar Öztürk’ün Silifke’ye yerleşmesi, kayınpederinin işlettiği Halk Kitabevini devralarak başka bir mekâna taşıması ve sıcak sohbetlerin gerçekleştirildiği “Halk Akademi”ye dönüştürmesi de işleniyor.             Yani eserde Yaşar Bey’in hayatında önemli rol oynayan iki ilçe ile iki kitabevi de anlatılıyor.             38 sayfalık ikinci bölümde ise ağırlıklı olarak yazarın Yunanistan’da Selanik şehri ile Silifke’den mübadeleyle gönderilen Rumların kurduğu “Nea Selefkia” Köyüne yaptığı gezi yer alıyor.             Roman mı Hatırat mı?             Akıcı bir tempoda başlayan kitap zaman zaman romanlıktan çıkarak biyografiye, otobiyografiye hatta hatırata dönüşüyor. “Biyografik roman”da zorlanmışa benzeyen yazar, bu eksikliği, içinde Yaşar Öztürk’ün geçtiği kendi hatıralarını uzun uzun aktararak kapatmaya çalışıyor.             Bilgeliğe Yakışmayan Tekrarlar             Bozuk cümlelerin ve imlâ hatalarının bolca yer aldığı kitapta, soyadındaki iki “y” harfinden birini atan ünlü şair Cemal Süreya’nın isminin eski haliyle yazılması ile Yaşar Beyin kızı Ada’nın adının “Eda” olarak geçmesi de dikkat çekiyor.             Ergani ve Diyarbakır anlatılırken 61. sayfada hiçbir ara başlık olmadan aniden Silifke’ye geçilmesi yadırganıyor. Eserin 99. sayfasında yer alan “Şaşırtma” başlıklı kısmın ise başlardaki Ergani günlerinde yer alması bence daha mantıklı.             Romanda en çok dikkat çeken kısım ise mükerrer bölümler… Yazarın ve editörün gözünden kaçmaması gereken bu sayfalar dolusu bıktırıcı tekrarlar, doğrusu “Bilge Adam”ın bilgeliğine ve roman türünün karizmasına hiç yakışmıyor. Bırakın iki tekrarı kitapta üç kez yer alan bölümler bile var. Öyle ki zaten 148 sayfalık ince bir kitap olan roman, mükerrer sayfalar çıkartıldığında 134 sayfaya düşüyor.             Karşılık Beklemeden Yapılan İyilikler             Her şeye rağmen Recai Bey’in bu iyi niyetli çabasını takdirle karşılıyor, hepimizin sevdiği “Bir Bilge Adam”ı, kitabın final bölümüyle selamlıyorum:             “Günün son ışıkları dükkânın camlarından çekilirken, kapı önündeki kediler tahta masanın etrafında çöreklenmişti. Bilge adam, bir mum gibi sadece etrafını aydınlatmakla kalmıyor; adeta devasa bir trafo merkezi gibi temas ettiği her insanın içindeki o saklı ışığı yakıyordu. İnsanların birbirini dinlemeyi unuttuğu, çıkar ilişkilerinin dostlukları yuttuğu bu çağda; bir fincan sıcak çay, içten bir gülümseme ve karşılıksız bir iyilikle evrenin sevgi çarkını döndürmeye devam ediyordu.”  
Ekleme Tarihi: 24 Ekim 2026 -Cumartesi

“BİR BİLGE ADAM” ÜZERİNE…

“BİR BİLGE ADAM” ÜZERİNE…

            Elime geçen her kitabı mutlaka altını çizerek okurum. Bu kitap Kur’an-ı Kerim meali de olsa değişmez. Emanet olarak aldığım kitapları ise önemli yerlerini çizemediğim için tam okunmuş saymam.

            Çizilmiş bu satırlar ve paragraflar daha sonra çok işime yarar. Bir araştırma yaparken o kitabı tekrar elime aldığımda,  işaretli yerlerin satırdan sadıra dönüştüğünü yani kâğıt üzerinde kalmayıp gönlüme ve hafızama yerleşerek özümsendiğini memnuniyetle fark ederim.

            Nitekim İstanbul’da yaşayan kızım Elif’in hediye ettiği “Büyümenin Türkçe Tarihi” isimli kitabı geçtiğimiz akşam yeniden incelediğimde, ilk okumamda altını çizdiğim bir paragraf kafamda şimşekler çaktırarak gece yarısı dört sayfalık köşe yazısına dönüşüverdi.

            Tabii bu hızlı ama titiz okumalarım sayesinde en iddialı yayınevlerinden çıkan klâsik eserlerdeki hataları bile rahatlıkla görürüm. İşte bu özelliğim ilkokul öğretmenlerime “illallah” dedirtmiş, tahtada yazdıkları cümlelerde bulduğum hataları silip düzeltmekten imanları gevremişti.

            Tebrik ve Teşekkür

            Bir mazeretimden dolayı Taşucu Amfora Müzesindeki tanıtım toplantısına katılamadığım “Bir Bilge Adam” romanını internet üzerinden temin ederek elime geçen ilk gün iki saatte okudum. Tabii yine beğendiğim ve eksik gördüğüm yerlerin altını çizerek…

            Öncelikle değerli yazar arkadaşım M. Recai Kepez Bey’i, hepimizin çok sevdiği Yaşar Öztürk dostumuzun hayatını kitaplaştırmasından ve cesaretinden dolayı tebrik ediyorum. Zira roman yazmak zor ve oldukça kapsamlı bir iştir. Şahsen biz kendisinden bir biyografi beklerken “roman”la karşımıza çıkarak hepimizi ters köşeye yatırdı.

            Recai Bey’e bir de teşekkür borcum var: Kitabın girişinde ve sonlarında benden de bahsederek büyük bir jestte bulunmuş. Sağ olsun, var olsun. İlk fırsatta da yazdığı bu kitabı kendisine imzalattıracağım.

            İki Kitabevi, İki İlçe

            Cinius Yayınları arasında çıkan ve çarpıcı bir girişle başlayan iki bölümlük roman Diyarbakır’ın Ergani ilçesinde geçen “Kâğıt Kokusuyla Geçen Çocukluk Yılları” isimli kısımla başlıyor. Bu kısımda Yaşar Öztürk’ün ailesi, doğumu ve çocukluğu aktarılıyor. Kitapçı, gazete bayii ve muhabir olan “ilim ve hikmet sahibi” babası Hikmet Bey’in Yaşar Öztürk üzerinde ne büyük bir rol model olduğu, annesinin merhameti ve yardımseverliği, roman kahramanının gençlik ve üniversite yılları birinci bölümde ilgiyle okunan kısımlar arasında…

            Toplam 148 sayfa olan kitabın 109 sayfadan oluşan ilk bölümünde Yaşar Öztürk’ün Silifke’ye yerleşmesi, kayınpederinin işlettiği Halk Kitabevini devralarak başka bir mekâna taşıması ve sıcak sohbetlerin gerçekleştirildiği “Halk Akademi”ye dönüştürmesi de işleniyor.

            Yani eserde Yaşar Bey’in hayatında önemli rol oynayan iki ilçe ile iki kitabevi de anlatılıyor.

            38 sayfalık ikinci bölümde ise ağırlıklı olarak yazarın Yunanistan’da Selanik şehri ile Silifke’den mübadeleyle gönderilen Rumların kurduğu “Nea Selefkia” Köyüne yaptığı gezi yer alıyor.

            Roman mı Hatırat mı?

            Akıcı bir tempoda başlayan kitap zaman zaman romanlıktan çıkarak biyografiye, otobiyografiye hatta hatırata dönüşüyor. “Biyografik roman”da zorlanmışa benzeyen yazar, bu eksikliği, içinde Yaşar Öztürk’ün geçtiği kendi hatıralarını uzun uzun aktararak kapatmaya çalışıyor.

            Bilgeliğe Yakışmayan Tekrarlar

            Bozuk cümlelerin ve imlâ hatalarının bolca yer aldığı kitapta, soyadındaki iki “y” harfinden birini atan ünlü şair Cemal Süreya’nın isminin eski haliyle yazılması ile Yaşar Beyin kızı Ada’nın adının “Eda” olarak geçmesi de dikkat çekiyor.

            Ergani ve Diyarbakır anlatılırken 61. sayfada hiçbir ara başlık olmadan aniden Silifke’ye geçilmesi yadırganıyor. Eserin 99. sayfasında yer alan “Şaşırtma” başlıklı kısmın ise başlardaki Ergani günlerinde yer alması bence daha mantıklı.

            Romanda en çok dikkat çeken kısım ise mükerrer bölümler… Yazarın ve editörün gözünden kaçmaması gereken bu sayfalar dolusu bıktırıcı tekrarlar, doğrusu “Bilge Adam”ın bilgeliğine ve roman türünün karizmasına hiç yakışmıyor. Bırakın iki tekrarı kitapta üç kez yer alan bölümler bile var. Öyle ki zaten 148 sayfalık ince bir kitap olan roman, mükerrer sayfalar çıkartıldığında 134 sayfaya düşüyor.

            Karşılık Beklemeden Yapılan İyilikler

            Her şeye rağmen Recai Bey’in bu iyi niyetli çabasını takdirle karşılıyor, hepimizin sevdiği “Bir Bilge Adam”ı, kitabın final bölümüyle selamlıyorum:

            “Günün son ışıkları dükkânın camlarından çekilirken, kapı önündeki kediler tahta masanın etrafında çöreklenmişti. Bilge adam, bir mum gibi sadece etrafını aydınlatmakla kalmıyor; adeta devasa bir trafo merkezi gibi temas ettiği her insanın içindeki o saklı ışığı yakıyordu. İnsanların birbirini dinlemeyi unuttuğu, çıkar ilişkilerinin dostlukları yuttuğu bu çağda; bir fincan sıcak çay, içten bir gülümseme ve karşılıksız bir iyilikle evrenin sevgi çarkını döndürmeye devam ediyordu.”

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (1)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve silifkesesimiz.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Rifat Karaduman
(24.10.2026 14:40 - #3522)
Bir eserin okunmaya değer bulunması yazar için birinci mutluluktur. Tarafsız bir biçimde bu konuda deneyimli Rifat Yörük tarafında eleştirilmesi de yazar için ikinci mutluktur. Bu bakımdan eleştiriniz kıymetlidir. Kesinlikle kuzenim Recai'nin de böyle düşüneceğini tahmin ediyorum.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve silifkesesimiz.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.