BİR ÖMÜR BÖYLE GEÇTİ
“Hatıra yazmak ölümün elinden bir şeyler kurtarmaktır.” der ünlü Fransız yazar Andre Gide ve ekler: “Sonrakiler, bu kurtulanlardan ibret alarak inşa ederler yarının tarihini…”
Araştırmacı yazar Kamil Ergenç de aylık Umran Dergisinde yayınlanan bir makalesinde “Akademik tarih anlatısının soğuk, hiyerarşik, kronolojik ve sistematik doğasına karşı hatıra(t)lar akıcı, içten ve ayrıntı zenginliği bakımından ilgili dönemin zihinsel, sosyal gerçekliğine nüfuz etme imkânı barındıran eserlerdir.” yorumunu yapar.
Arka Arkaya Yayınlanan Anılar
İşte Silifkeli yazarlar da bu yıl güzel bir iş başararak arka arkaya hatıralarını yayınlamaya başladılar. Yılın ilk anı/hatırat kitabı değerli adaşım Rifat Karaduman’ın yazdığı “Bir Ömür Böyle Geçti” isimli eserdi. Hemen ardından benim kaleme aldığım “Akşam Olur Karanlığa Kalırsın” yayımlandı. Bu ay içinde de emekli eğitimci Ali Erdem’in “Horoz Şekeri” isimli anı kitabı çıktı.
Silifke’nin kültürel hafızası için önemli katkılar sunan bu tür kitapların sayısının artması dileğiyle “Bir Ömür Böyle Geçti” kitabı hakkında sizleri bilgilendirmek istiyorum.

Yaşar Öztürk’ün Ön Sözü
İlçemizin sevilen şahsiyetlerinden Yaşar Öztürk’ün etkileyici ön sözüyle başlayan 388 sayfalık kitap Çanakkale’deki Divit Yayınevi tarafından yayımlanmış. “Otobiyografileri, biyografileri ve anıları okudukça bu işin ne kadar önemli olduğunu kavradım.” diyerek hatıratına başlayan Karaduman daha sonra “insan belli bir yaşa geldikten sonra geçmişiyle, kökleriyle daha fazla ilgilenmeye başlıyor.” cümlesini kullanmış.
Kalaycı Ahmet Avcı Eliyle…
Bir “vefa abidesi” olarak gördüğüm eserde Silifke başta olmak üzere ülkemizin güzel insanları, önemli simaları sırasıyla arzıendam ediyor. Bunlardan birisi Karaduman’ın babası Ali Karaduman’ın yanında mesleği öğrenen Kalaycı Ahmet Avcı… Anne ve baba tarafından da akrabamız olan Ahmet Amcayı biz de çok severdik. Rahmetli aynı zamanda ailemizin posta kutusuydu. Adını aldığım Rıfat Dedem, Sıdıka Anneannem, Namık Dayım ve Cennet Yengem Gülümpaşalı Köyünde oturdukları için onlara yazdığımız mektupları hep “Ahmet Avcı eliyle… Silifke-Mersin” adresine yollardık.
Parmak Yetmeyen İşler
Mizahın da dozunda kullanıldığı kitapta yazarın atıldığı çok sayıda iş konusunda babasının ince ince lâf sokması ise güldürüyor;
“Eskiden toprak damlı evlerin tavanı mertek olurdu. Uykumuz gelmediği zaman tavandaki mertekleri sayarken uykuya dalardık. Sonra damlar beton olduğu için tavanlarda mertek yok artık.
Şimdi uykum gelmediği zaman Rifat oğlumun yaptığı işleri parmaklarımla sayarım. Yaptığı işlere parmaklarım yetmez olur ve öylece uykuya dalarım.”
Anlamlı Özeleştiriler
Yazarın hayatında önemli yeri olan Silifke, Mersin, Afyon ve Fransa dönemlerinin oldukça ayrıntılı olarak anlatıldığı hatıratta zaman zaman yapılan özeleştiriler ise çok anlamlı. Zira çoğu kimse eksiklerini, yanlışlarını yazmaz hatta hatalı olduğunu bile kabullenmez.
“Evlilik” başlıklı bölümden sonra daha akıcı, daha derli toplu hale gelmeye başlayan kitap; kullanılan fotoğraflar, gazete kupürleri, belgelerin de etkisiyle rahat okunabiliyor.
Kent Konseyinin Önemi
Kitapta en çok ilgimi çeken yerlerden birisi ise yerleşmiş demokrasilerde çok önemli olan “Kent Konseyi”ne ayrılan geniş bölüm oldu. Toplam üç dönemde sekiz yıl Silifke Kent Konseyi Başkanlığı yapan Rifat Karaduman, oldukça aktif oldukları bu süreçle ilgili çok detaylı bilgiler vermiş. Şu an sadece kâğıt üstünde olan ve hiçbir faaliyet yürütemeyen pasif Kent Konseyinin hâl-i pür melâlini gördükçe, o dönem yapılan faaliyetler ve başarılan işler doğrusu gözümde daha bir anlam kazandı.
Birçok sivil toplum kuruluşunda görev alan Karaduman eserde, kurduğu işler, emeklilik dönemi, Silifke kültürü için yaptığı hizmetler, hakkında yazılan tezler, kitaplar, kendisiyle yapılan söyleşiler ve kurduğu Taşeli Kültür ve Eğitim Vakfının faaliyetlerine de geniş yer ayırmış.
Şahsen bu hatıratta Silifke’nin ve ülkemizin yakın geçmişi, ilçemizin kültürü ve önemli şahsiyetleri hakkında çok şey buldum.
Kitapta gördüğüm en büyük eksiklikler ise hayat hikâyesinin dağınık olması, başlarda bulunması gereken aile, soy kütüğü ve şecere bilgilerinin en sonda yer alması, oldukça kalın kitabın bölümlere ayrılmaması ve uzun metinlerin ara başlıklarla rahatlatılmaması, bu yüzden ilk defa eline alan okuyucuyu korkutması olarak sıralanabilir.
Evvel Giden Ahbaba Selam
Hatırat, “Bizden önce menzile varanlara selâm olsun” cümlesiyle sona eriyor. Bu cümle bana Yahya Kemal’in bir şiirinde yer alan “Evvel giden ahbaba selâm olsun erenler” dizesini hatırlattı.
Değerli adaşım Rifat Karaduman’ı oldukça hareketli geçen hayat hikâyesini kaleme alarak Silifke kent kültürüne kazandırdığı için tebrik ediyor, değerlendirmemi Necip Fazıl’ın çok sevdiğim dizeleriyle bitiriyorum;
“Bir gün akşam olur biz de gideriz
“Kalır dudaklarda şarkımız bizim”
