SESSİZ ÜLKENİN ÖZGÜR DELİLERİ
Aydın Üredi yeni keşfettiğim Silifkeli bir senarist, bir yazar. Kendisinden, “Halk Kitabevi”ni işleten Yaşar Öztürk Bey sayesinde haberdar oldum. Bana hemşehrimin yeni çıkan “SSSZLK/Deliler Ülkesi” isimli distopik romanını hediye etti. Adı, kapağı ve içeriği ilgimi çekince elime alıp hemen okumaya başladım. Nitekim 224 sayfalık eseri iki günde tamamladım.
Bilge Nineler
Kitapta en çok ilgimi çeken -yazarın deyimiyle- bu romanın her köşesine sessizce sızmayı başaran anneannesi oldu. Çocukluğunda Sertavul Yaylasında geçirdiği yaz aylarında onu kucağına alarak Allah’ı tanıtan, türlü türlü masallar anlatarak hayal dünyasını geliştiren ve hayatta en çok sevdiği kişi olan anneannesi…
Üredi’nin bu “ebe, nine” sevgisi bana Cengiz Aytmatov ve Ercan Kesal üzerinde büyük emekleri olan bilge anneanne ve babaannelerini hatırlattı. Nitekim Aytmatov, atalar ruhunun yandığı ocakta söze tutundu. Babaanne Ayımkan, küçük Cengiz’e yalnızca masallar, efsaneler anlatmakla, maniler, türküler, destanlar söylemekle kalmadı; Kırgız topraklarının özgür ruhunu aktardı. Onun dünya çapında tanınıp sevilen bir yazar olabilmesi için gerekli altyapıyı sağladı.

Ercan Kesal ise “Peri Gazozu” isimli kitabında büyükannesinden “Dünyanın en bilge kadını olduğuna inandığım hayırsever ebemden bana kalan, hiç kirlenmemiş bir saflık, bitmeyen bir gayret ve hiç tanımadığı insanların açlığına canı yanan bir ekmek kokusu…” diye övgüyle bahsetmekte…
Usta Senaristten İlk Kitap
Birçok televizyon dizisinde senaryo yazarlığı, bazı televizyon programlarında ise metin yazarlığı yapan usta kalemin bu ilk kitabı… Üçlemenin ilk eseri olan ve on iki bölümden meydana gelen bu roman, yazarın hayatından otobiyografik izler taşıyan distopik bir kurgu. Kitabın son bölümünde izah edildiği üzere yazarımız gerçek hayatından acı kesitleri ustalıkla bu romana yedirmiş. Özellikle işsiz ve parasız kaldığı bir dönemde ağlayarak tuzsuz yediği/yemek zorunda kaldığı acı soğan şimdi de okurların gözlerini yaşartıyor.

Sinematografik Tempo
Konuşmanın ve özgürlüğün kontrol edildiği, insanların kelimeleriyle birlikte yaşam sevinçlerini de alıp götüren “sessiz devrim” sonucunda beynin konuşma merkezine takılan bir çiple ayda yalnızca bin kelimeye mahkûm edilen ve bu cendereden ancak delirerek kurtulabilenler…
Bu trajediyi başarıyla anlatan roman, sinematografik temposuyla doğrusu beni sardı. Biter bitmez Yaşar Öztürk dostumdan aldığım telefon numarasından Aydın Beyi arayarak tebriklerimi ve düşüncelerimi ilettim.
Bu vesileyle yazarımızı bir kez daha kutluyor, üçlemenin diğer iki romanını da sabırsızlıkla beklediğimi belirtiyorum.
Satışların yüksek, okurların bol olsun ve amacına ulaşasın değerli hemşehrim. Umarım bir gün mutlu sonla biten kendi masalının da kahramanı olursun.
