Rıfat YÖRÜK
Köşe Yazarı
Rıfat YÖRÜK
 

“BEKLEME BENİ” LİVANELİ

“BEKLEME BENİ” LİVANELİ               Silifke Kitap Okuma Grubumuzda geçen hafta sonu Zülfü Livaneli’nin 2025 Eylülünde yayımlanan son romanı “Bekle Beni”yi irdeledik. Oldukça verimli geçen buluşmada sıra bana geldiğinde sözlerime “Bekleme Beni Livaneli” diyerek başladım ve gerekçelerimi şöyle izah etmeye çalıştım;             “Bu roman benim için tam bir hayal kırıklığı oldu. Bu yüzden ‘Artık Bekleme Beni Livaneli!’ diyorum. Çünkü bundan sonra mecbur kalmadıkça yeni bir romanını okumam.             Bu kadar kötü bir romanın 450 bin satış yapması ise oldukça ilginç. Tabii burada satan bu roman değil ‘Livaneli’ markası ve yoğun reklâm kampanyası…             Bu romanı, dosya olarak pek tanınmamış bir yazar gönderseydi Can Yayınları yine kabul edip basar mıydı? Yazar, Doğan Kitap ve İnkılâp Yayınevi deneyimlerinden sonra belli ki cazip rakamlarla Can’a transfer olunca muhtemelen yayınevinin gazıyla klavyenin başına geçmiş. Onlara kısa sürede çarpıcı bir roman vermek istemiş. Ama sonuçta ortaya -68 kuşağının ekmeğini yemeye çalışan- kötü bir roman çıkmış.”             Roman Taslağı             “Bekle Beni” hakkında en çarpıcı eleştiriyi yazar Şükran Yiğit yaparak “Bu roman değil bir roman taslağı.” tespitinde bulunmuş. Ayrıca Livaneli’nin mesaj vermek için her konuya yüzeysel değinilerini de eleştirmiş. Meselâ; vicdani ret, kadınlar, Kürt sorunu, Madımak, cinsellik gibi…             Bu kitap hakkında bir madde açan Ekşi Sözlük yazarlarının çoğu da romanı beğenmedikleri gibi birçok konuda yerden yere vurmuşlar.              Eleştirilere aynen katılıyorum. Oldukça yavan bir kitap... Çok dağınık ve klişelerle dolu… Doğrusu edebi bir tat alamadım. Basmakalıp, didaktik bir anlatım var. Dili çok basit, zaman zaman da hatalı… Misal, “ama” bağlacı çok fazla ve gereksiz kullanılmış.             “68 Kuşağı ve 12 Mart Muhtırası” gibi çok önemli bir konu oldukça yüzeysel anlatılmış. Ana karakterler bile çok sığ. Derinliği olmayan romanda bizi sarsan ya da gönül tellerimizi titreten bölümler çok nadir. Özellikle ikinci bölümdeki deneme/mektup karışımı kısa anlatımlar pek de yavan kalmış. Sanki bir roman değil de günlüğünden gelişi güzel sayfalar…             Beni Yormadı             Elime geçen tüm kitapları altını çizerek bazen de yanına notlar alarak okuyan birisiyim. Bu yüzden bazı önemli kitapların satırlarını çizmekten yorulduğum zamanlar olur. Ancak “Bekle Beni”  bu konuda beni hemen hemen hiç yormadı.             Tarihsel Tutarsızlıklar             Romanda en dikkat çeken hatalar ise tarihsel tutarsızlıklar... Yani “anakronizm” diye adlandırılan zaman yanılgısı. Bu kavram, kişi, nesne veya olayların tarihsel olarak ait oldukları dönemin dışında yanlış bir zaman diliminde gösterilmesi ya da değerlendirilmesi olarak açıklanıyor. (Kelime anlamı zamana karşı. Ana: Karşı, Chronos: Zaman.) Malûm, bu durum komedi filmlerinde bilerek kullanılınca güzel ve çarpıcı oluyor ama tersine durumlarda vahim sonuçlar doğuruyor.             Nitekim “Bekle Beni”de ilk kitabı Türkçeye 1982 yılında çevrilen Arjantinli yazar Jorge Luis Borges bile 1971 Türkiyesinde Selim’in gündeminde yer alabiliyor.             Keza Sivas’taki Madımak Oteli 1980’lerin ortalarında açılmasına rağmen kahramanımız Selim askeri birliğine teslim olmadan önce 1972 yılında otelde geceleyebiliyor. Üstelik “müneccim” damarı tutarak bu otelde yaşanacak katliamı yirmi bir yıl önceden hissedip ürperiyor.             12 Mart muhtırasının radyonun öğle ajansından baharda değil de sonbaharda verdirilmesi de Demirel’in deyimiyle “fevkalâde vahim” bir hata. Yazar, 12 Eylül Askeri darbesi sonrası yaşı büyütülerek asılan Erdal Eren’in bu trajedisini 12 Mart 1971 Muhtırasına yani yaklaşık on yıl öncesine çekerek “anakronik” bir yanlışa daha imza atıyor.             Livaneli 1970’leri anlattığı bölümlerde ilginç bir şekilde ülkemize ilk defa 1989 yılında giren pizzadan ve yine aynı yıl Tayfun Gönül’ün başlattığı “vicdani ret” hareketinden de bahsedebiliyor.             Daha da vahimi ise bunlar “usta” yazarımızın gözünden kaçmışsa bile koskoca Can Yayınlarının editörleri nasıl yakalayamamışlar? Yoksa söz konusu kişi bol ödüllü, “evrensel” bir isim olunca verdiği roman dosyasının okunulmazlığı/dokunulmazlığı mı bulunuyor?             Hoşuma Giden Yerler             Tüm bu eleştirilerime karşın romanda hoşuma giden bazı bölümlerden de bahsetmek isterim;             -“Sevdanın çalkantılı sularına, bilinmez bir denize demir atmıştı”             - “Kollarında iğne izlerini arayan kadın, onun ruhundaki yaralan göremezdi.”             - “Belki de bu, cezaevinin ona bıraktığı tek hediye olacaktı: Her şeye rağmen, her şeyin kıymetini daha iyi bilmek… Nefes alabilmenin ne büyük bir nimet olduğunu o an tüm hücreleriyle anlamıştı; mutluluk için başka hiçbir şeye gerek yoktu, sadece nefes almak yeterdi. Ama insan, nefessiz kalmadan nefesin, hapsedilmeden özgürlüğün, ölümle yüzleşmeden yaşamın kıymetini bilemiyordu.”             -“Galiba dünyada olabilecek en sağlam kimlik saptamasını, bir çocuğun sevgisiyle anlamışlardı. Zeynep’in, “Baba!’ deyişi, Leylanın o sessiz, güçlü duruşu, hiçbir pasaportun kanıtlayamayacağı bir gerçeği ortaya koymuştu: O, gerçekten bir insandı; kimliksiz bir homo sapiens değil, bir aileye, bir sevgiye, bir anlama ait bir insan. Selim ilk kez bu yabancı topraklarda yaşayabileceklerini hissetti.”             Kimseler Beklemezken Bekle Beni! Kitabın girişine konulan Rus şair Konstantin Simonov’a ait dizeler de çok etkileyiciydi. Muhtemelen roman da adını bu şiirden alıyordu; “Bekle beni, döneceğim, Bütün direncinle bekle beni. Bekle, hüzün yağmurları Gökyüzünü kaplayınca, Karakış üşütürken bekle, San sıcaklar yakarken bekle. Kimseler beklemezken bekle beni."             “Bekleyemem Seni”             Beklemeye davet eden bu güzel dizelere rağmen yazımın girişindeki sözlerime sadık kalacak ve bu romanında 450 bin okurunu kandırdığın için seni artık beklemeyeceğim/bekleyemeyeceğim Bay Zülfü Livaneli. Lütfen sen de “Bekleme Beni!”  
Ekleme Tarihi: 04 Nisan 2026 -Cumartesi

“BEKLEME BENİ” LİVANELİ

“BEKLEME BENİ” LİVANELİ  

            Silifke Kitap Okuma Grubumuzda geçen hafta sonu Zülfü Livaneli’nin 2025 Eylülünde yayımlanan son romanı “Bekle Beni”yi irdeledik. Oldukça verimli geçen buluşmada sıra bana geldiğinde sözlerime “Bekleme Beni Livaneli” diyerek başladım ve gerekçelerimi şöyle izah etmeye çalıştım;

            “Bu roman benim için tam bir hayal kırıklığı oldu. Bu yüzden ‘Artık Bekleme Beni Livaneli!’ diyorum. Çünkü bundan sonra mecbur kalmadıkça yeni bir romanını okumam.

            Bu kadar kötü bir romanın 450 bin satış yapması ise oldukça ilginç. Tabii burada satan bu roman değil ‘Livaneli’ markası ve yoğun reklâm kampanyası…

            Bu romanı, dosya olarak pek tanınmamış bir yazar gönderseydi Can Yayınları yine kabul edip basar mıydı? Yazar, Doğan Kitap ve İnkılâp Yayınevi deneyimlerinden sonra belli ki cazip rakamlarla Can’a transfer olunca muhtemelen yayınevinin gazıyla klavyenin başına geçmiş. Onlara kısa sürede çarpıcı bir roman vermek istemiş. Ama sonuçta ortaya -68 kuşağının ekmeğini yemeye çalışan- kötü bir roman çıkmış.”

            Roman Taslağı

            “Bekle Beni” hakkında en çarpıcı eleştiriyi yazar Şükran Yiğit yaparak “Bu roman değil bir roman taslağı.” tespitinde bulunmuş. Ayrıca Livaneli’nin mesaj vermek için her konuya yüzeysel değinilerini de eleştirmiş. Meselâ; vicdani ret, kadınlar, Kürt sorunu, Madımak, cinsellik gibi…

            Bu kitap hakkında bir madde açan Ekşi Sözlük yazarlarının çoğu da romanı beğenmedikleri gibi birçok konuda yerden yere vurmuşlar. 

            Eleştirilere aynen katılıyorum. Oldukça yavan bir kitap... Çok dağınık ve klişelerle dolu… Doğrusu edebi bir tat alamadım. Basmakalıp, didaktik bir anlatım var. Dili çok basit, zaman zaman da hatalı… Misal, “ama” bağlacı çok fazla ve gereksiz kullanılmış.

            “68 Kuşağı ve 12 Mart Muhtırası” gibi çok önemli bir konu oldukça yüzeysel anlatılmış. Ana karakterler bile çok sığ. Derinliği olmayan romanda bizi sarsan ya da gönül tellerimizi titreten bölümler çok nadir. Özellikle ikinci bölümdeki deneme/mektup karışımı kısa anlatımlar pek de yavan kalmış. Sanki bir roman değil de günlüğünden gelişi güzel sayfalar…

            Beni Yormadı

            Elime geçen tüm kitapları altını çizerek bazen de yanına notlar alarak okuyan birisiyim. Bu yüzden bazı önemli kitapların satırlarını çizmekten yorulduğum zamanlar olur. Ancak “Bekle Beni”  bu konuda beni hemen hemen hiç yormadı.

            Tarihsel Tutarsızlıklar

            Romanda en dikkat çeken hatalar ise tarihsel tutarsızlıklar... Yani “anakronizm” diye adlandırılan zaman yanılgısı. Bu kavram, kişi, nesne veya olayların tarihsel olarak ait oldukları dönemin dışında yanlış bir zaman diliminde gösterilmesi ya da değerlendirilmesi olarak açıklanıyor. (Kelime anlamı zamana karşı. Ana: Karşı, Chronos: Zaman.) Malûm, bu durum komedi filmlerinde bilerek kullanılınca güzel ve çarpıcı oluyor ama tersine durumlarda vahim sonuçlar doğuruyor.

            Nitekim “Bekle Beni”de ilk kitabı Türkçeye 1982 yılında çevrilen Arjantinli yazar Jorge Luis Borges bile 1971 Türkiyesinde Selim’in gündeminde yer alabiliyor.

            Keza Sivas’taki Madımak Oteli 1980’lerin ortalarında açılmasına rağmen kahramanımız Selim askeri birliğine teslim olmadan önce 1972 yılında otelde geceleyebiliyor. Üstelik “müneccim” damarı tutarak bu otelde yaşanacak katliamı yirmi bir yıl önceden hissedip ürperiyor.

            12 Mart muhtırasının radyonun öğle ajansından baharda değil de sonbaharda verdirilmesi de Demirel’in deyimiyle “fevkalâde vahim” bir hata.

Yazar, 12 Eylül Askeri darbesi sonrası yaşı büyütülerek asılan Erdal Eren’in bu trajedisini 12 Mart 1971 Muhtırasına yani yaklaşık on yıl öncesine çekerek “anakronik” bir yanlışa daha imza atıyor.

            Livaneli 1970’leri anlattığı bölümlerde ilginç bir şekilde ülkemize ilk defa 1989 yılında giren pizzadan ve yine aynı yıl Tayfun Gönül’ün başlattığı “vicdani ret” hareketinden de bahsedebiliyor.

            Daha da vahimi ise bunlar “usta” yazarımızın gözünden kaçmışsa bile koskoca Can Yayınlarının editörleri nasıl yakalayamamışlar? Yoksa söz konusu kişi bol ödüllü, “evrensel” bir isim olunca verdiği roman dosyasının okunulmazlığı/dokunulmazlığı mı bulunuyor?

            Hoşuma Giden Yerler

            Tüm bu eleştirilerime karşın romanda hoşuma giden bazı bölümlerden de bahsetmek isterim;

            -“Sevdanın çalkantılı sularına, bilinmez bir denize demir atmıştı”

            - “Kollarında iğne izlerini arayan kadın, onun ruhundaki yaralan göremezdi.”

            - “Belki de bu, cezaevinin ona bıraktığı tek hediye olacaktı: Her şeye rağmen, her şeyin kıymetini daha iyi bilmek… Nefes alabilmenin ne büyük bir nimet olduğunu o an tüm hücreleriyle anlamıştı; mutluluk için başka hiçbir şeye gerek yoktu, sadece nefes almak yeterdi. Ama insan, nefessiz kalmadan nefesin, hapsedilmeden özgürlüğün, ölümle yüzleşmeden yaşamın kıymetini bilemiyordu.”

            -“Galiba dünyada olabilecek en sağlam kimlik saptamasını, bir çocuğun sevgisiyle anlamışlardı. Zeynep’in, “Baba!’ deyişi, Leylanın o sessiz, güçlü duruşu, hiçbir pasaportun kanıtlayamayacağı bir gerçeği ortaya koymuştu: O, gerçekten bir insandı; kimliksiz bir homo sapiens değil, bir aileye, bir sevgiye, bir anlama ait bir insan. Selim ilk kez bu yabancı topraklarda yaşayabileceklerini hissetti.”

            Kimseler Beklemezken Bekle Beni!

Kitabın girişine konulan Rus şair Konstantin Simonov’a ait dizeler de çok etkileyiciydi. Muhtemelen roman da adını bu şiirden alıyordu;

“Bekle beni, döneceğim,

Bütün direncinle bekle beni.

Bekle, hüzün yağmurları

Gökyüzünü kaplayınca,

Karakış üşütürken bekle,

San sıcaklar yakarken bekle.

Kimseler beklemezken bekle beni."

            “Bekleyemem Seni”

            Beklemeye davet eden bu güzel dizelere rağmen yazımın girişindeki sözlerime sadık kalacak ve bu romanında 450 bin okurunu kandırdığın için seni artık beklemeyeceğim/bekleyemeyeceğim Bay Zülfü Livaneli. Lütfen sen de “Bekleme Beni!”

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (4)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve silifkesesimiz.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Lerzan Özgenç
(04.04.2026 15:56 - #3229)
Teşekkürler gerçekten Zülfü Livanelinin kişiliğini bilen biliyor birkaç iyi şarkısının dışında silindi yazılarındada bilimsel tutarlı değil.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve silifkesesimiz.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Şinasî'nin Talebesi
(04.04.2026 16:49 - #3230)
İbrahim Müteferrika'dan bugüne "Matbuat Kapitalizminde" değişen bir şey yok. Mütefferika'nın niyeti başkaydı tabii: Aydınlanma kelimesi ile özetleyeyim. Ne yazık ki yayınevi sahipleri edebiyatçı olmadığı sürece bir yüzyıl daha nitelik değil nicelik; kalite değil reklam satılacak!
Lerzan Özgenç Kesinlikle katılıyorum anlayana.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve silifkesesimiz.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Nurten ozturk
(04.04.2026 23:26 - #3232)
Eleştirilerinizin çok büyük bir kısmına aynen katılıyorum, çok derli toplu ve haklı bir eleştiri yazısı olmuş. Tebrikler
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve silifkesesimiz.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Yusuf Özkan. ysf.
(04.04.2026 23:34 - #3233)
Değerli hocam görüşlerine tamamen katılıyorum. Livaneli popülist bir şarkıcı ve siyasetçiden öteye geçemedi bence.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve silifkesesimiz.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.