SİLİFKE’NİN İLK ŞAMPİYON SPORCUSU
Yapılan araştırmalar açıkça gösteriyor ki spor, insan hayatında her zaman önemli yer tutmuş bir olgudur. İlk çağlarda spor; avlanma, savaşa hazırlanma, bedeni zinde tutma, eğlenme ve oyun oynama amacıyla yapılan bedensel hareketlerden oluşuyordu. Toplumlar geliştikçe bu hareketler değişti, biçimlendi ve belli kurallar çerçevesinde düzenlenerek, bugün “spor” olarak adlandırdığımız yapıya dönüştü.
Tarihteki ilk spor dalları, dönemin yaşam koşullarıyla doğrudan bağlantılıydı. Savunma ve saldırı temelli okçuluk, güreş ve dövüş sporları Tunç Çağı’nda öne çıkarken; Demir Çağı’nda binicilik, yelken, kürek gibi taşıma ve ulaşım kökenli sporlar yaygınlaştı. Spor, başlangıçta hayatta kalmanın bir parçasıyken zamanla toplumsal bir kültür haline geldi.

Pankreas sporcuları
Kaynak: S. İkibeş, ÇAKÜ Sosyal Bilimler Ens.Derg.cilt:11,sayı:1, 2020.
MÖ 5. yüzyıla ait vazo resimleri; yumruk dövüşü, güreş, pankreas, koşu, atlama disk ve ok atma ile araba yarışlarının antik dünyada ne kadar yaygın olduğunu gösterir. Başlangıçta bir komutanın, devlet büyüğünün ya da kahramanın onuruna düzenlenen yarışlar, zamanla kuralları olan spor müsabakalarına dönüştü. MÖ 776 yılında Yunanlılar tarafından başlatılan Olimpiyat Oyunları, Peloponnes Yarımadası’nın güneybatısındaki Olympia’da yaklaşık 1200 yıl boyunca, dört yılda bir düzenlendi. Hasat sonrasında yapılan bu oyunlar, halk için bir bayram niteliği taşıyordu.
Taşa Kazınan Onur
Antik çağda olimpiyat oyunlarında yarış kazanan atletler, zeytin yapraklarından yapılmış bir taçla onurlandırılırdı. Maddi ödüller yoktu; ancak kazanan sporcu, kendi kenti başta olmak üzere tüm Yunan dünyasında ün kazanırdı. Asıl ödül, adın unutulmamasıydı. Bu nedenle başarılı atletler heykellerle, yazıtlarla ölümsüzleştirilirdi. Taş, yalnızca hatırlanması gerekeni saklardı.

Onurlandırma yazıtı
Kaynak:Silifke Müzesi
İşte bu noktada Silifke Müzesi’nde sergilenen bir onurlandırma yazıtı, bizi antik çağ spor kültürünün tam merkezine götürür. Bu yazıt, antik oyunlarda sayısız başarı elde etmiş bir sporcunun adını günümüze taşır:
Publius Aelius Heliodoros.
Yazıtta; “Şehir ve halk meclisi, Lakedaimonia’da Olympia’da Atina’da, Antiocheia’da iki kez, Alexandreia’da, Smyrna’da, Rodos’ta Halia’da, Bergama’da, Büyük Efes oyunlarında, NeaPolis’te Puteoli’de, Isthmia Kaisareia’sında iki kez, Argos’ta, Lakedaimonia’da, Thebai’da Tralleis’te, İsthmia ve Nemsis oyunlarında ve tüm oyunlarda başarılar kazanmış sporcu Publius Aelius Heliodoros’u onurlandırdı.” denilmektedir.
Heliodoros, yalnızca bir atlet değil; yaşadığı kentin gurur kaynağıdır. Bugün bildiğimiz kadarıyla o, Silifke’nin bilinen en eski sporcusudur.
Antik çağda spor, yalnızca yarış alanlarında yaşanmazdı. Sporcuların hareketleri ve başarıları heykellere, mozaiklere, çanak çömleklere işlenirdi. Başarılı atletleri ölümsüzleştirmek için çoğu zaman dayanıklılığı ile bilinen bronzdan heykeller yapıldı. Spor, sanatla iç içe geçer; beden estetik bir anlatıma dönüşürdü.
Silifke Müzesi’nde yer alan ve MS 425 civarına tarihlenen Camikebir Mahallesi’nden çıkarılmış mozaik taban da bunun çarpıcı bir örneğidir. Bu mozaik, antik Silifke halkının bağ bozumu ve hasat zamanlarında spor karşılaşmaları ve eğlenceler düzenleyerek emeği ve üretimi kutladığını göstermektedir. Spor burada bir yarıştan çok, yaşamın sevinciyle bütünleşmiş bir kültürdür.

Spor-eğlence sahnesini içeren Mozaik detay
Kaynak: İ. Öztürk, Özsait Armağanı, 2011.
Ne yazık ki Silifke’de antik dönemde spor amaçlı kullanılan alanlar günümüze ulaşamamıştır. Ancak elimizdeki yazıtlar, mozaikler ve arkeolojik veriler, bu kültürün izlerini açıkça ortaya koymaktadır. Antik dönem sporlarının yeniden canlandırılması, spora tarihsel bir bakış kazandırmanın yanı sıra alternatif turizm açısından da önemli bir potansiyel taşır. Bu yaklaşım ilçeye ekonomik canlılık getirebileceği gibi Silifke’nin kültürel prestijini de güçlendirecektir.
O Taşın Bize Fısıldadığı
Publius Aelius Heliodoros’un adı bugün hâlâ yaşıyorsa bunun nedeni yalnızca kazandığı yarışlar değildir. Bu, sporun bu topraklarda bir değer olarak görülmüş olmasının sonucudur. Ve o taş bize günümüzde şunu fısıldar:
Spor, Silifke’de yeni değildir.
Spor, bu topraklarda bir gelenektir.
