GÖNLÜMÜZÜ FETHEDEN ÜÇ GÜNLÜK GÖNÜLLÜLÜK
Tarih, yalnızca toprak altından çıkan eserlerle değil onu gün yüzüne çıkaran insanların özverisiyle de yazılır; bazen emek ve dayanışma en değerli buluntu gibidir. Severek yürüttüğüm 40 yıllık arkeologluk mesleğimde zaman zaman bu özverinin çok anlamlı örneklerini yaşadım.
İşte bugün sizlere Silifke’de bir kazı alanında yaşadığım üç günlük gönüllülük esasına dayalı emek, özveri ve insanlık hikâyesini anlatmak istiyorum.
Kazının Görünmeyen Kahramanları
Arkeolojik kazılar dışarıdan bakıldığında maceralı bir iştir, heyecan vericidir. Biz arkeologlar insanlığın geçmişini anlamak ve bugünle bağ kurmak için kazarken bir ekip çalışması gerçekleştiririz. Ekibin bir parçası da, alın terleriyle emeklerini katarak çabalayan işçilerdir. Onların emeği, tarihin gün yüzüne çıkmasında en az tüm uzman ekip kadar kıymetlidir. Kısaca geçmişle bağ kurmak için bir köprünün kurulması yalnızca arkeologların ya da bilim insanlarının çabasıyla değil aynı zamanda sessiz kahramanların yani işçilerin alın teriyle mümkün olur.
Duygulandıran Teklif
Bundan yıllar önce Silifke Yeşilovacık’ta yürüttüğümüz bir kazı çalışmasında yaşadığım bir olay, bu gerçeği hiç unutturmayacak şekilde hafızama kazıdı. Çalışmamızın sonuna yaklaşmıştık. İşin bitmesine üç gün kalmıştı. Ne var ki, eldeki bütçe tükenmiş, işçilere ödenecek ücret için elimizde para kalmamıştı. Bu durum bizim açımızdan sıkıntılı olduğu kadar onlar için de bir sorundu. Çünkü çoğu gündelik kazancıyla evini geçindiren, alın teriyle ayakta duran insanlardı.
Tam bu noktada, hayatım boyunca unutamayacağım bir şey oldu. Yeşilovacık ve Işıklılı işçilerimiz bir araya gelip beni oldukça duygulandıran şu anlamlı teklifte bulundular: “Hocam, paranız kalmamış olabilir ama biz üç gün gönüllü çalışmak ve bu işi yarım bırakmamak istiyoruz.”

Milet kazısında işçilerimizle
Bir İnsanlık Dersi
O an, tarihin derinliklerinden çıkarılacak her buluntuya değer bir insanlık dersiyle karşı karşıya olduğumu hissettim. Paraya ihtiyaçları vardı, biliyordum. Fakat onların gözünde daha büyük bir şey vardı: Verdikleri emek yarım kalmasın, kazıyı tamamlayarak başarı elde edilsin. İşte o üç gün, işin karşılığında para kazanılmadı ama gönüllerde daima hatırlanacak hazine değerinde bu güzel anı birikti.
Bugün dönüp baktığımda, kazı alanında bulduğumuz taş, seramik, yazıt gibi buluntular kadar değerli olanın işte bu dayanışma olduğunu daha iyi anlıyorum. Çünkü tarih, sadece toprak altından çıkan eserlerle değil onları gün yüzüne çıkarmak için gönlünü koyan insanların fedakârlıklarıyla da yazılır.
Minnetle Hatırlanan Fedakârlık
O günkü işçilerimizin özverisi bana bir kez daha şunu hatırlattı: Emeğin karşılığı her zaman para değildir. Bazen bir işi sonuna kadar götürmenin yarım bırakmamanın verdiği vicdani huzur dünyanın en büyük servetidir.
Bugün hâlâ o üç unutulmaz günü düşündüğümde, kazı alanının sıcağında ter döken o fedakâr insanlar gözümün önüne gelir. Onların bize bıraktığı en büyük miras, yalnızca kazının tamamlanmış olması değil, insanlığın en saf haliyle sergilendiği hatırlanmaya değer o üç gündür.
