İrfan Ünver NASRATTINOĞLU
Köşe Yazarı
İrfan Ünver NASRATTINOĞLU
 

SARI SATUK

BAŞKENTTEN SELAM SARI SALTUK Kimi yerde “Baba” kimi yerde “Dede” takısıyla yazılan ve anılan Sarı Saltuk, özellikle Balkan coğrafyasının hemen her yerinde anılmakta, onun bir aziz, bir imam, kutsal bir insan olduğuna inanılmaktadır. Başka bir deyişle o coğrafyada yaşayan, hangi dine ve hangi inanç sistemine bağlı olurlarsa olsunlar, Sarı Saltuk onlar için kutsal bir şahsiyettir. Ben Balkanlara yaptığım seyahatlerde, Makedonya, Kosova, Bosna-Herkes ve Romanya Dobruca Bölgesindeki Sarı Saltuk makam ve mekânlarını ziyaret ettim. Kaynaklarda “mücahid-gazi, gazi-derviş, alp-eren, mübarek zat, ermiş” gibi sıfatlarla anılan Sarı Saltuk Sünnî, Alevî ve Bektaşî çevrelerince farklı yönleriyle benimsenmiş önemli bir Türk-İslâm kahramandır.. Anadolu ve Rumeli’nin Türkleşip İslâmlaşmasında etkin rol oynamasına rağmen bu yönü mitolojik kimliğinin gölgesinde kalmıştır. Hayatından daha çok menâkıbnâme türündeki eserlerde bahsedildiğinden tarihî kimliğini saptamak güçtür. Hakkında kaleme alınmış olan eserlerin en önemlisi Cem Sultan’ın, onun türbesini ziyaret edip menâkıbını dinledikten sonra Ebülhayr-i Rûmî’ye yazdırdığı Saltuknâme’dir. Hayatının 1298 yılına kadar olan dönemi tarihî bilgilerle kısmen de olsa yazılabilmiştir. Sarı Saltuk’tan bahseden en eski kaynak İbn Battûta’nın Seyahatnâme’si olarak bilinmekteydi. İbn Battûta, 1331 yılında Bizans’a gidiş ve gelişinde uğradığı Romanya’daki Babadağ Kasabasında Sarı Saltuk hakkında dinlediği menkıbevî hikâyelerden bahseder. Bazı araştırmacılar, Baba Saltuk olarak anılan bu kasabasının Güney Rusya stepleri taraflarında bulunduğunu söylerse de onların bu görüşünü destekleyen fazlaca delil yoktur. Diğer taraftan Kuzey Dobruca’daki Babadağ kasabasının en azından XV. yüzyılın ikinci yarısından beri Sarı Saltuk kültünün merkezi olduğu bilinmektedir. 1913’te Jean Deny, Babadağı’nın Sarı Saltuk ile özdeşleştiğini ve buranın onun kasabası olduğunu söylemiştir. Arap coğrafyacısı Ebü’l-Fidâ’nın 1321’de tamamladığı Taḳvîmü’l-büldân’a göre Kuzey Dobruca’da Babadağ’ın kuzeybatısındaki İsakça’da halkın çoğu Müslümandı. İsakça o sırada bağımsız Müslüman bir yönetici olarak kendi adına para bastıran Nogay Han’ın başkenti idi.. Bu bilgiler, Sarı Saltuk’un Türk-Müslüman kültürünün hâkim olduğu bir çevrede yetiştiğini göstermesi bakımından önemlidir. Yazıcıoğlu Ali’nin Oğuznâme’sine göre 1261 de Selçuklu Sultanı II. İzzeddin Keykâvus, Moğollar’ca desteklenen kardeşi Rükneddin Kılıcarslan’a yenilip beraberindeki Türkmenler’le birlikte İstanbul’a İmparator VIII. Mikhail Palaiologos’a sığınmış, imparator kendisine Dobruca’da yer gösterince beraberindeki Türkmenler’le Rumeli’ye geçerek buraya yerleşmiştir. Yazıcıoğlu, Hıristiyan-Türk hükümdarı Dobrotiç’ten sonra (1354-1386) bu yeri Dobruca olarak anan ilk tarihçidir. Dobruca’da iki kasabada otuz kırk obalık bir nüfus oluşturan bu Türk gruplarına Sarı Saltuk liderlik yapmış, ancak Bulgar beylerinin bölgede güç kazanmasıyla birlikte bunlar 1304 yılında Batı Anadolu’ya geçerek Karesi’ye yerleşmiştir. Bir diğer rivayete göre İzzeddin Keykâvus bir ara Enez’de hapse düşmüş, Kırım Hanı Berke tarafından kurtarılarak beraberindeki Türkmenler’le Kırım’a götürülmüş ve bir müddet Kefe’de yaşamıştır. Sarı Saltuk’un da içinde bulunduğu bu Türkmen topluluğu İzzeddin Keykâvus’un 677’de (1278-79) vefatı ve hâmileri Berke Han’ın ölümünden sonra tekrar Dobruca’ya dönmüştür. Sarı Saltuk burada 1293 yılına kadar yaşamış ve ölümünün ardından Babadağı’ndaki zâviyeye gömülmüştür. Yazıcıoğlu’na göre Dobruca halkı Sarı Saltuk’un vefatından sonra dinleri dahil bütün kimliklerini kaybetmiştir. Bunlar kendilerini Dobruca’ya yollayan İzzeddin Keykâvus’un isminden dolayı Gagauz adını alan topluluk olup halen bir kısmı Dobruca’da, Varna’nın kuzeyindeki bazı köylerde ve daha çok Moldova Cumhuriyeti’nde yaşamaktadır. Şahsen ben Yazıcıoğlu’nun bu tezine kuşku ile bakıyorum. Zira Gagauzlar ile ilgili başka öyküler ve saptamalar da bulunmaktadır. Sonraki yüzyıllara ait kaynaklarda Sarı Saltuk tamamen menkıbevî yönüyle anılır. 1480’de tamamlanan Ebülhayr-i Rûmî’nin Saltuknâme’si diğer kaynaklara nazaran gerçek tarihî hikâyelerle dolu olduğundan akademik çevrelerde kabul görmektedir. 1481-1500’lü yıllarda kaleme alınan Hacı Bektaş Vilâyetnâmesi’ne ve aynı yıllarda yazılmış olan Vilâyetnâme-i Kutbü’l-aktâb Sultan Otman Baba adlı esere göre Sarı Saltuk, Hızır’ın himmetiyle Karadeniz’i seccadesiyle geçip Rumeli’ye gelmiştir. Ayrıca Battal Gazi’nin torunu olarak ortaya çıkan Sarı Saltuk zaman zaman bir şahin şekline girerek kerametler göstermiş, insan yiyen yedi başlı devi tahta kılıcıyla öldürmüştür. Kâfirlerin konuştuğu dilleri ve dinlerini iyi bildiğinden kendini gizleyen bir keşiş ve rahip olarak onların kilise ve saraylarını gezmiş, bazı yöneticilerini öldürmüş, bazılarını İslâm’a döndürmüştür. Hacı Bektaş, müridi olduğu zaman Sarı Saltuk’a bir kılıç, bir seccade ile yanına Ulu Abdal ve Kiçi Abdal adında iki arkadaş vermiştir. Üçü birlikte seccadeyle Sinop’tan Ermenistan’a kadar giderek kralını Müslüman yaptıktan sonra Varna’nın kuzeyindeki Kaliakra Kalesi’ne ulaşmış, orada bulunan yedi başlı bir ejderi öldürüp kale kumandanının Müslüman olmasını sağlamıştır. Ardından Sarı Saltuk arkadaşlarıyla beraber bir süre önce vefat etmiş olan Hacı Bektaş’ın kabrini ziyaret için Anadolu’ya dönmüştür. Tarihî kaynaklara göre Sarı Saltuk, Dobruca’ya yerleşmesinden vefatına kadar irşad faaliyetlerini sürdürmek amacıyla çeşitli tekke ve zâviyeler açmıştır. Dobruca’daki Sarı Saltuk, Kaliakra’daki Sultan (Yılan) Tekkesi, kendisinin bizzat açtığı ve faaliyette bulunduğu tekkeler olarak bilinmektedir. Sarı Saltuk’un adına ölümünden sonra açılan tekkeler Babaeski’deki Eski Baba Tekkesi ile Kütahya Şeyhlü’deki Sarı Selcük Tekkesi’dir. Sarı Saltuk uğradığı yerlerde önemli hizmetlerde bulunduğundan adına makam-türbeler oluşturulmuştur. Saltuknâme’ye göre başlıcaları Kaliakra (Bulgaristan), Babadağı (Romanya), Blagay (Hersek), Ohri (Makedonya), Kruya (Akçahisar/Arnavutluk), Rumelifeneri (İstanbul), Babaeski (Kırklareli), Bor (Niğde), Diyarbakır, Tunceli ve İznik gibi merkezlerde olmak üzere Sarı Saltuk’un pek çok türbesi bulunmaktadır. Babadağ’daki zâviye 1484’te II. Bayezid’in emriyle külliyeye dönüştürülmüş ve etrafında yeni bir şehir olarak Babadağ kurulmuştur. Buradaki zâviye XVIII ve XIX. yüzyıllardaki Rus istilâlarında yok olmuş, 1828’den sonra yaptırılan tek kubbeli basit türbe binası zaman zaman onarılarak korunmuş, son olarak Türk iş adamları tarafından restore ettirilip 26 Ekim 2007’de ziyarete açılmıştır. Önceleri Hıristiyanların da ziyaret ettiği türbe halen hem ziyaretgâh hem önemli tarihî bir mekân olarak korunmaktadır. Kaliakra’da Sarı Saltuk’a ait bir zâviyenin varlığı, XVI ve XVII. yüzyıl kaynaklarında temellükâtı ve dervişlerinin isimleri zikredilmek suretiyle belirtilmektedir. Arnavutluk’un Kruya kasabasındaki (Akçahisar) Sarısaltuk tepesinde bir mağaranın içinde basamaklarla inilen tekkedeki türbe 1567’de veya daha geç yapılmış olmalıdır. Ohri’de Sveti (Aziz) Naum Manastırı’ndaki şapelde yer alan türbe hıristiyanların Slav asıllı hıristiyan bir azize, müslümanların ise Sarı Saltuk’a ait kabul ettikleri bir yerdir. Kosova’da Dragaş’a yakın Plava köyünde, Jur köyünde, Virmica-Dragaş kavşağının sağında, Paştrik dağının tepesinde, Yakova-İpek arasındaki Pirlepe köyünde Sarı Saltuk makamları vardır. Arnavutluk’un Kruya kasabasındaki (Akçahisar) Sarısaltuk tepesinde bir mağaranın içinde basamaklarla inilen tekkedeki türbe 1567’de veya daha geç yapılmış olmalıdır. Ohri’de Sveti (Aziz) Naum Manastırı’ndaki şapelde yer alan türbe hıristiyanların Slav asıllı hıristiyan bir azize, müslümanların ise Sarı Saltuk’a ait kabul ettikleri bir yerdir. Türkiye sınırları içinde de birçok yerde Sarı Saltuk türbeleri vardır. Bunlardan Tunceli Hozat’ta aynı adla anılan tepedeki türbe Alevîler için önemli bir ziyaretgâhtır. Diyarbakır’da şehrin merkezinde Gülşenîler Tekkesi diye bilinen tarihî yapılar arasında ona ait bir türbe mevcuttur. Niğde Bor’daki türbe edebî kaynaklarda adından bahsedilen bir ziyaretgâhtır Bektaşî kaynaklarına göre bu türbe Sarı Saltuk’un Anadolu’yu dolaşmaya gönderdiği oğlu İbrâhim Saltuk’a aittir. Babaeski’deki Sarı Saltuk Tekkesi, Bulgar savaşında veya Cumhuriyet’ten sonra yok olmuştur. İznik’te şehir dışındaki özel bir arazide dört sütun üzerine kurulu etrafı açık bir başka türbe daha bulunmaktadır ki hacca gidenler tarafından yolculuk öncesi ziyaret edilmektedir. Manisa Alaşehir’de Şeyh Sinan Camii yakınında da Sarı Saltuk adına bir makam vardır. İstanbul’da Rumelifeneri binası içindeki sanduka ve kitâbeli kabrin de Sarı Saltuk’a ait olduğuna inanılmaktadır.  
Ekleme Tarihi: 16 Şubat 2026 -Pazartesi

SARI SATUK

BAŞKENTTEN SELAM

SARI SALTUK

Kimi yerde “Baba” kimi yerde “Dede” takısıyla yazılan ve anılan Sarı Saltuk, özellikle Balkan coğrafyasının hemen her yerinde anılmakta, onun bir aziz, bir imam, kutsal bir insan olduğuna inanılmaktadır. Başka bir deyişle o coğrafyada yaşayan, hangi dine ve hangi inanç sistemine bağlı olurlarsa olsunlar, Sarı Saltuk onlar için kutsal bir şahsiyettir.

Ben Balkanlara yaptığım seyahatlerde, Makedonya, Kosova, Bosna-Herkes ve Romanya Dobruca Bölgesindeki Sarı Saltuk makam ve mekânlarını ziyaret ettim.

Kaynaklarda “mücahid-gazi, gazi-derviş, alp-eren, mübarek zat, ermiş” gibi sıfatlarla anılan Sarı Saltuk Sünnî, Alevî ve Bektaşî çevrelerince farklı yönleriyle benimsenmiş önemli bir Türk-İslâm kahramandır..

Anadolu ve Rumeli’nin Türkleşip İslâmlaşmasında etkin rol oynamasına rağmen bu yönü mitolojik kimliğinin gölgesinde kalmıştır. Hayatından daha çok menâkıbnâme türündeki eserlerde bahsedildiğinden tarihî kimliğini saptamak güçtür. Hakkında kaleme alınmış olan eserlerin en önemlisi Cem Sultan’ın, onun türbesini ziyaret edip menâkıbını dinledikten sonra Ebülhayr-i Rûmî’ye yazdırdığı Saltuknâme’dir. Hayatının 1298 yılına kadar olan dönemi tarihî bilgilerle kısmen de olsa yazılabilmiştir.

Sarı Saltuk’tan bahseden en eski kaynak İbn Battûta’nın Seyahatnâme’si olarak bilinmekteydi. İbn Battûta, 1331 yılında Bizans’a gidiş ve gelişinde uğradığı Romanya’daki Babadağ Kasabasında Sarı Saltuk hakkında dinlediği menkıbevî hikâyelerden bahseder. Bazı araştırmacılar, Baba Saltuk olarak anılan bu kasabasının Güney Rusya stepleri taraflarında bulunduğunu söylerse de onların bu görüşünü destekleyen fazlaca delil yoktur. Diğer taraftan Kuzey Dobruca’daki Babadağ kasabasının en azından XV. yüzyılın ikinci yarısından beri Sarı Saltuk kültünün merkezi olduğu bilinmektedir. 1913’te Jean Deny, Babadağı’nın Sarı Saltuk ile özdeşleştiğini ve buranın onun kasabası olduğunu söylemiştir. Arap coğrafyacısı Ebü’l-Fidâ’nın 1321’de tamamladığı Taḳvîmü’l-büldân’a göre Kuzey Dobruca’da Babadağ’ın kuzeybatısındaki İsakça’da halkın çoğu Müslümandı. İsakça o sırada bağımsız Müslüman bir yönetici olarak kendi adına para bastıran Nogay Han’ın başkenti idi.. Bu bilgiler, Sarı Saltuk’un Türk-Müslüman kültürünün hâkim olduğu bir çevrede yetiştiğini göstermesi bakımından önemlidir.

Yazıcıoğlu Ali’nin Oğuznâme’sine göre 1261 de Selçuklu Sultanı II. İzzeddin Keykâvus, Moğollar’ca desteklenen kardeşi Rükneddin Kılıcarslan’a yenilip beraberindeki Türkmenler’le birlikte İstanbul’a İmparator VIII. Mikhail Palaiologos’a sığınmış, imparator kendisine Dobruca’da yer gösterince beraberindeki Türkmenler’le Rumeli’ye geçerek buraya yerleşmiştir.

Yazıcıoğlu, Hıristiyan-Türk hükümdarı Dobrotiç’ten sonra (1354-1386) bu yeri Dobruca olarak anan ilk tarihçidir. Dobruca’da iki kasabada otuz kırk obalık bir nüfus oluşturan bu Türk gruplarına Sarı Saltuk liderlik yapmış, ancak Bulgar beylerinin bölgede güç kazanmasıyla birlikte bunlar 1304 yılında Batı Anadolu’ya geçerek Karesi’ye yerleşmiştir. Bir diğer rivayete göre İzzeddin Keykâvus bir ara Enez’de hapse düşmüş, Kırım Hanı Berke tarafından kurtarılarak beraberindeki Türkmenler’le Kırım’a götürülmüş ve bir müddet Kefe’de yaşamıştır.

Sarı Saltuk’un da içinde bulunduğu bu Türkmen topluluğu İzzeddin Keykâvus’un 677’de (1278-79) vefatı ve hâmileri Berke Han’ın ölümünden sonra tekrar Dobruca’ya dönmüştür. Sarı Saltuk burada 1293 yılına kadar yaşamış ve ölümünün ardından Babadağı’ndaki zâviyeye gömülmüştür.

Yazıcıoğlu’na göre Dobruca halkı Sarı Saltuk’un vefatından sonra dinleri dahil bütün kimliklerini kaybetmiştir. Bunlar kendilerini Dobruca’ya yollayan İzzeddin Keykâvus’un isminden dolayı Gagauz adını alan topluluk olup halen bir kısmı Dobruca’da, Varna’nın kuzeyindeki bazı köylerde ve daha çok Moldova Cumhuriyeti’nde yaşamaktadır.

Şahsen ben Yazıcıoğlu’nun bu tezine kuşku ile bakıyorum. Zira Gagauzlar ile ilgili başka öyküler ve saptamalar da bulunmaktadır.

Sonraki yüzyıllara ait kaynaklarda Sarı Saltuk tamamen menkıbevî yönüyle anılır. 1480’de tamamlanan Ebülhayr-i Rûmî’nin Saltuknâme’si diğer kaynaklara nazaran gerçek tarihî hikâyelerle dolu olduğundan akademik çevrelerde kabul görmektedir. 1481-1500’lü yıllarda kaleme alınan Hacı Bektaş Vilâyetnâmesi’ne ve aynı yıllarda yazılmış olan Vilâyetnâme-i Kutbü’l-aktâb Sultan Otman Baba adlı esere göre Sarı Saltuk, Hızır’ın himmetiyle Karadeniz’i seccadesiyle geçip Rumeli’ye gelmiştir.

Ayrıca Battal Gazi’nin torunu olarak ortaya çıkan Sarı Saltuk zaman zaman bir şahin şekline girerek kerametler göstermiş, insan yiyen yedi başlı devi tahta kılıcıyla öldürmüştür. Kâfirlerin konuştuğu dilleri ve dinlerini iyi bildiğinden kendini gizleyen bir keşiş ve rahip olarak onların kilise ve saraylarını gezmiş, bazı yöneticilerini öldürmüş, bazılarını İslâm’a döndürmüştür. Hacı Bektaş, müridi olduğu zaman Sarı Saltuk’a bir kılıç, bir seccade ile yanına Ulu Abdal ve Kiçi Abdal adında iki arkadaş vermiştir. Üçü birlikte seccadeyle Sinop’tan Ermenistan’a kadar giderek kralını Müslüman yaptıktan sonra Varna’nın kuzeyindeki Kaliakra Kalesi’ne ulaşmış, orada bulunan yedi başlı bir ejderi öldürüp kale kumandanının Müslüman olmasını sağlamıştır. Ardından Sarı Saltuk arkadaşlarıyla beraber bir süre önce vefat etmiş olan Hacı Bektaş’ın kabrini ziyaret için Anadolu’ya dönmüştür.

Tarihî kaynaklara göre Sarı Saltuk, Dobruca’ya yerleşmesinden vefatına kadar irşad faaliyetlerini sürdürmek amacıyla çeşitli tekke ve zâviyeler açmıştır. Dobruca’daki Sarı Saltuk, Kaliakra’daki Sultan (Yılan) Tekkesi, kendisinin bizzat açtığı ve faaliyette bulunduğu tekkeler olarak bilinmektedir.

Sarı Saltuk’un adına ölümünden sonra açılan tekkeler Babaeski’deki Eski Baba Tekkesi ile Kütahya Şeyhlü’deki Sarı Selcük Tekkesi’dir. Sarı Saltuk uğradığı yerlerde önemli hizmetlerde bulunduğundan adına makam-türbeler oluşturulmuştur. Saltuknâme’ye göre başlıcaları Kaliakra (Bulgaristan), Babadağı (Romanya), Blagay (Hersek), Ohri (Makedonya), Kruya (Akçahisar/Arnavutluk), Rumelifeneri (İstanbul), Babaeski (Kırklareli), Bor (Niğde), Diyarbakır, Tunceli ve İznik gibi merkezlerde olmak üzere Sarı Saltuk’un pek çok türbesi bulunmaktadır.

Babadağ’daki zâviye 1484’te II. Bayezid’in emriyle külliyeye dönüştürülmüş ve etrafında yeni bir şehir olarak Babadağ kurulmuştur. Buradaki zâviye XVIII ve XIX. yüzyıllardaki Rus istilâlarında yok olmuş, 1828’den sonra yaptırılan tek kubbeli basit türbe binası zaman zaman onarılarak korunmuş, son olarak Türk iş adamları tarafından restore ettirilip 26 Ekim 2007’de ziyarete açılmıştır. Önceleri Hıristiyanların da ziyaret ettiği türbe halen hem ziyaretgâh hem önemli tarihî bir mekân olarak korunmaktadır. Kaliakra’da Sarı Saltuk’a ait bir zâviyenin varlığı, XVI ve XVII. yüzyıl kaynaklarında temellükâtı ve dervişlerinin isimleri zikredilmek suretiyle belirtilmektedir. Arnavutluk’un Kruya kasabasındaki (Akçahisar) Sarısaltuk tepesinde bir mağaranın içinde basamaklarla inilen tekkedeki türbe 1567’de veya daha geç yapılmış olmalıdır. Ohri’de Sveti (Aziz) Naum Manastırı’ndaki şapelde yer alan türbe hıristiyanların Slav asıllı hıristiyan bir azize, müslümanların ise Sarı Saltuk’a ait kabul ettikleri bir yerdir. Kosova’da Dragaş’a yakın Plava köyünde, Jur köyünde, Virmica-Dragaş kavşağının sağında, Paştrik dağının tepesinde, Yakova-İpek arasındaki Pirlepe köyünde Sarı Saltuk makamları vardır.

Arnavutluk’un Kruya kasabasındaki (Akçahisar) Sarısaltuk tepesinde bir mağaranın içinde basamaklarla inilen tekkedeki türbe 1567’de veya daha geç yapılmış olmalıdır. Ohri’de Sveti (Aziz) Naum Manastırı’ndaki şapelde yer alan türbe hıristiyanların Slav asıllı hıristiyan bir azize, müslümanların ise Sarı Saltuk’a ait kabul ettikleri bir yerdir.

Türkiye sınırları içinde de birçok yerde Sarı Saltuk türbeleri vardır. Bunlardan Tunceli Hozat’ta aynı adla anılan tepedeki türbe Alevîler için önemli bir ziyaretgâhtır. Diyarbakır’da şehrin merkezinde Gülşenîler Tekkesi diye bilinen tarihî yapılar arasında ona ait bir türbe mevcuttur. Niğde Bor’daki türbe edebî kaynaklarda adından bahsedilen bir ziyaretgâhtır Bektaşî kaynaklarına göre bu türbe Sarı Saltuk’un Anadolu’yu dolaşmaya gönderdiği oğlu İbrâhim Saltuk’a aittir. Babaeski’deki Sarı Saltuk Tekkesi, Bulgar savaşında veya Cumhuriyet’ten sonra yok olmuştur. İznik’te şehir dışındaki özel bir arazide dört sütun üzerine kurulu etrafı açık bir başka türbe daha bulunmaktadır ki hacca gidenler tarafından yolculuk öncesi ziyaret edilmektedir. Manisa Alaşehir’de Şeyh Sinan Camii yakınında da Sarı Saltuk adına bir makam vardır. İstanbul’da Rumelifeneri binası içindeki sanduka ve kitâbeli kabrin de Sarı Saltuk’a ait olduğuna inanılmaktadır.

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve silifkesesimiz.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.