BAŞKENTTEN SELAM
ABDALLAR
Yaklaşik 50 yıl, Silifke’ye gidip geldim. Bugün uluslararası niteliği kanıtlanmış olan, bir festivalin temellerinin atılışına el verdim. Çeşitli ülkelerden bu festivale katılım sağladım. Silifke’nin folklor gruplarının çeşitli ülkelerdeki festivallere katılmalarını sağladım.
Silifke’deki sanat, kültür ve özellikle folklor olaylarının içerisinde yer alan Abdallar arasında dostlar edindim. Epey gecikerek de olsa, gerçek Türk oğlu Türk olan Abdallar kimdir, bunun yanıtını yazmak istiyorum…
Öncelikle belirtmek isterim ki, Tasavvufi bir mertebe olan Abdal ve Anadolu'da yaşamış sufi dervişler olan Abdalan-ı Rum ile Abdallar’ın karıştırılmamaları gerekir..
Abdallar, göçebe-gezgin bir yaşam tarzını benimsemiş, Türkçe konuşan, kökenlerinin 5. ve 6. yüzyıllarda Orta Asya'da büyük bir imparatorluk kurmuş Akhunlar'a dayandığı düşünülen bir Türk topluluğudur. Müzik üretimi, çalgıcılık konusundaki kabiliyetleri ile tanınırlar. Doğu Türkistan, Türkmenistan, Afganistan, Azerbaycan ve Türkiye’de yaşarlar.
Ne yazık ki, başka kökten gelen ve "Abdal" olarak bilinen dinî zümrelerle ve çingenelerle sıklıkla karıştırılan Abdallar çoğunlukla Alevi Bektaşi Müslümandırlar.
Abdallar, Anadolu'nun farklı bölgelerinde farklı isimlerle adlandırılmışlardır. Örneğin, Batı Anadolu’da Abdallara, çalgıcı anlamına gelen "teber", Antalya’da "zeytinköylü" ya da "teyzeoğlu”, Diyarbakır ve Mardin yöresinde "mıtrıp", Konya civarında "carcar", Adıyaman ve Gaziantep yöresinde "gövende", İstanbul'un Kuştepe semtinde "Kayserililer" denilmektedir.
Arapçada "bedel", "bedîl" kelimelerinin çoğulu olan "abdal" kelimesi, 9. yüzyıldan itibaren tasavvufi bir anlam kazanmış ve "nefsini ruhuna 'bedel' olarak veren" "dünya ile ilgisini kesip, Tanrı’ya bağlanmış olan", "derviş" anlamında kullanılmıştır. Abdal kelimesi, 11. -13. yüzyıllardan itibaren, özellikle tasavvuf inancına bağlı Türkmen grupları arasında "ermiş, pir, baba" anlamlarında bir ünvan olarak kullanıldı ve bu dinsel gruplar, inanç önderlerini genellikle "abdal" olarak adlandırdılar. Farsça’da ve Türkçe'de tekil anlamda kullanılan kelime, Farsçada "Abdalan", Türkçede ise "Abdallar" olarak çoğul hale getirilmiştir.
Abdal kelimesi, zamanla; Haydarilik, Kalenderîlik, Melamilik, Vefailik, Babailik gibi dinsel hareketlere katılanlar için de kullanılmıştır. Dinsel hareketleri benimseyenler toplumsal yaşamın kurallarına karşı çıkan kimselerdi; örneğin Kalenderiler yarı-çıplak vaziyette şehir şehir gezen dervişlerdi. Bu dervişlere Abdalan-ı Rum (Rum Abdalları) denilirdi. Batı Anadolu’nun Türkleşmesi ve İslamlaşmasında ve Osmanlı Devleti'nin kuruluşunda bu dervişlerin önemli rolleri olmuştur. Örneğin Geyikli Baba, Abdal Musa, Kumral Abdal bunlar arasındadır.
Çingeneler ve Abdallar, fiziksel görünüm ve ten renklerinin benzemesi, sosyolojik karakteristiklerinin yakın olması, konargöçer bir yaşam sürmeleri, sepetçilik, elekçilik, hurdacılık ve çalgıcılık gibi benzer iş ve meslekleri icra etmeleri nedeniyle sıklıkla karıştırılırlar; ancak farklı tarihsel geçmişlere sahip iki toplulukturlar. Çingeneler 5.-11. yüzyıllarda Hindistan’dan dünyaya yayılmış bir topluluk iken, Abdallar ise Horasan’dan Anadolu’ya gelmiş olan Türkmenlerdir.
Çeşitli kaynaklarda Abdal topluluğunun kökeni, 5. ve 6. yüzyıllarda Orta Asya tarihinde önemli bir rol oynamış olan Eftalit veya Akhun adıyla bilinen devlete dayandırılır. Akhun Devleti, Göktürkler tarafından dağıtıldı. İran, Türkistan ve Anadolu’da görülen Abdalların ve Afganistan’daki Abdalîler adlı Afganlaşmış kavmin bu dağılmış devletin kalıntıları oldukları düşünülür.
Osmanlı Devleti'nin Anadolu ve Rumeli'deki topraklarında Abdal topluluklarının yaşadığı yerler arasında Maraş, Tarsus, Hayrabolu, İstanbul ve çevresi, Sivas, Kütahya, Erzurum, Adana, Bozok, Biga, Silifke, Aydın, Karaman, bulunmaktadır. Osmanlı topraklarında yaşayan Abdalların birçoğu Bektaşi inancını benimsemiştir. Tarih boyunca Abdalların çoğunluğu, sepetçilik, elekçilik, kalaycılık, sünnetçilik ve müzisyenlik gibi zanaatlarla uğraştılar. Genellikle göçer veya yarı göçer bir yaşam kültürüne sahiptiler. Yaşadıkları bölgelerde evlenme ve düğün gelenekleri içindeki eğlencelerinin icrasında başlıca rolü Abdallar üstlendi. Abdal toplumu Türkiye'de Muharrem Ertaş, Neşet Ertaş, Çekiç Ali, Hacı Taşan gibi tanınmış müzisyenler yetiştirdi.
***
Abdal, Türk tasavvufunun daha radikal formlarında karşılaşılan en üst mânevî mertebenin bir adıdır. Alevi Türkmen dinsel topluluğunda rastlanmakta olan bu kişilere Derviş veya Baba da denilmekte idi.
Abdallar İslam dini ile Türklerin İslam öncesi şamanizmini şahıslarında birleştirmişlerdi. Eskiden Kök Tengri ile mânevî bağlantı kurabilen "Kam" karakteri, İslamlaşmayla beraber yerini "Abdal" kişiye bırakmıştır.
Orhan Köprülü'ye göre Türkiye'nin Abdalları, Akhunlar'ın soyundan gelebilir. Albert von Le Coq, Türkiye Abdalları ile Doğu Türkistanlı Eynular arasındaki ilişkiyi bazı ortak kelimelere sahip olmaları ve her ikisinin de kendilerini Abdallar olarak adlandırmaları ve kendi aralarında özel bir dil konuşmaları ile zikretmektedir.
Söğüt-Bilecik bölgesinde ortaya çıkan Osmanlı Beyliği'nde abdallar (Edebali, Geyikli Baba) Devlet kuran Osman ve Orhan Gazi gibi Beylere yakın duran kişilerdi. Osmanlı erken döneminde abdallar gerek Batı Anadolu, gerekse Balkanlardaki Hristiyan nüfusun İslamlaşmasında etkili olmuşlardır. Bunda, İslamın değişmez ve şartlarını empoze eden kitabî yaklaşım yerine yerel geleneklerle uyuşmaya yatkınlık, yani yerel geleneklerle İslam geleneklerini uyum içine sokan tutumun payı belirleyiciydi.
***
Değerli halkbilim araştırmacısı Celal N.Üçyıldız, yıllardır Abdallar’ın arasında yaşamakta olup, bu hususta zaman zaman, yerel basında yazıları da çıktı. İşte onun yazıp yayımlamış olduğu bir yazının özeti:
“Horasan’dan kalkan kervan Anadolu’ya gelir. Kırşehir, Konya, Afyon, Antalya, Adana, Mersin’e kona, göçe gelirler, yerleşirler. Kah demirci olur, kah sünnetçi ya da çalgı çalarlar. Hem eğlenirler, hem eğlendirirler. Karasabanın demiri, orak, kazma, keser, balta, kılıcı; onların elinde şekillenir. Anadolu’da ahilik onlarla anlam bulur. Zanaatçı olurlar. Bir bakarsınız sanatçı olur. Bağlamanın telinde, kavalın sesinde. Davulun tokmağında onlar çıkar karşımıza.
Bir Türkmen oymağı olan; Abdallar’dan söz etmek istersek; M.Şakir Ülkütaşır, Ali Aksüt, Hamza Aksüt’ün araştırmaları en önemli kaynaklardır.
Babai Türkmenlerinin bakiyeleri olan Abdallar; Alevi, Kızılbaş inancı içinde yer alırlar. Yaşadıkları bölgeye göre, kah Tahtacılar, kah Çepniler, Bektaşiler ile uyum içinde geleneklerini, inançlarını sürdürürler.
Taşeli yöresinde Abdallar’ın bir kısmı, Kırşehir yöresinden, bir kısmı Konya, bir kısmı ise Alanya’dan gelmişlerdir. Mut, Silifke, Anamur, Mersin’de bulunan Abdallar, zaman içinde birbirleri ile gidip gelmeler sonucu akraba olmuşlar. Geçmişleri ile ilgili geleneklerini günümüze kadar yaşatmışlardır. Taşeli yöresinde, her köyde bir iki ev kalıntısı bulmak olasıdır. Zaman içinde kentlerde ve kentlere yakın yerleşim yerlerinde, bir arada yaşamlarını sürdürmüşlerdir.
Silifke Say Mahallesi: Bir kısmı Mut’tan, Gülnar’dan, Anamur’dan; bir kısmı ise Silifke’nin Gedikli Ahmet Paşa tarafından fethi sırasında gelmiş, buralara yerleşmişlerdir. Yörenin demircilik işlerini Demirci Ali Bayram, Tencili Hüseyin, Demirci Kemal Çelik gibi ünlü demirci ustaları yetişmiştir. Taşeli kültürüne en büyük katkı ise Say Mahallesi’nde bulunan sanatçılar kanalı ile olmuştur. Kıbrıs ile Akdeniz, İç Anadolu arasında bir köprü kurarak, bölgenin kendine özgün, kıvrak melodik yapısı ortaya çıkmıştır…
Kör Yusuf, Topak Mustafa, Gırnatacı Halil Demir, Kemancı Hüseyin Say, Davulcu İsmail Çakkan, Deli Ali, Uzun Memet, Kara Mustafa, Derinceli Ali, Öcal, Deli Bayram, Karaçocuk ve bunların geleneklerini sürdüren çocukları. Dünya’ya yöre folklorunu tanıtmışlar. Tanıtmaya devam ediyorlar. Durmuş Ali Beyaz, Durhasan Üşenmez, Kemal Çelik, Metin Uslu belediye meclis üyeleri seçilip, Silifke siyasetine yön vermişlerdir.
Bölgede en ünlü sünnetçi Dehmen Goca, Müdür lakaplı Gülleci Goca olmuştur.
Dedeleri Konya’dan Yağmurlu Hacı Bektaş Ocağından gelmiş, 1960 yıllarında Aşık Davut Sulari, Aşık Kul Hasan gibi dedeler gelmiş. Tencilli Hüseyin’in evinde cem tutmuşlardır. Çeşitli nedenlerden dolayı cem tutmaya ara vermişlerse de son yıllarda evlerde Cuma Akşamlarında toplanıp cem tutmaya başlamışlardır. Kara Mustafa evini cem evi için hazırlamış, burada cem tutmaya devam ediyorlar.
Mut ilçesinde Sarıkavak, Narlı, Pamuklu köyüne yerleşmiş. Bu yerleşim yerlerinden daha sonra Kelceköy’e Ortaköy’e gelmişlerdir. Buradan Silifke’ye, Ankara’ya, yurt dışına gitmişlerdir. Gittikleri yerlerde demircilik, zanaatkarlık işlerini bir arada devam ettirmişlerdir. Mahmut Usta, Nazmi Örs, Gırnatacı Durhasan, Bayram Usta gibi müzisyenler çıkmış, onların çocukları bu işi devam ettirmişlerdir.
Kravga Beyleri Kırşehir yöresinden bir gurubu alarak Şanşa köyüne yerleştirmişlerdir. Daha sonra Şanşalılar Karaman’a taşınmışlardır.
Zaman içinde Keskin Gırtıl köyünden evliyalar gelmiş. Buralarda yaşamış. Yaşadıkları süreç içinde kerametler göstermişler. İşte Gırtıl ya da Kırtıl Dede bunlardan biri. Hak’ka yürüyünce yöre halkı en yüksek tepeye mezar yapmışlardır. Bu dağın ismi Kırtıl Dağı olmuş.

Baba-Oğul Abdal ozanlar: Muharrem ve Neşet Ertaş
…Taşeli yöresinde ve Kırşehir yöresinde Üniversiteler aracılığı ile bilimsel bir araştırma yapılır ise, görülecektir ki; sanata karşı duyarlı bir Abdallar grubu bulunmaktadır.
Bu tespit ten sonra bölgelerde açılacak el sanatları (başta demircilik olmak üzere), güzel sanatlar lisesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, konservatuarlar ile dünyanın en iyi operacısı, en iyi kemancısı ortaya çıkacaktır. Olağan dışı kulak ve ses yetisi bu yörelerde çim çim beklemede.
Onları yeşertmek bu ülkeyi yönetenlerin görevi olmalıdır.”
