BAŞKENTTEN SELAM
URUM TÜRKLERİ
Urum Türklerini Ukrayna seferlerimde tanıdım. Kiev’de düzenlenen, “Türkçe Konuşan Halklar Sempozyumu”nda, onların arasından çıkan bilim adamlarıyla tanıştım. “Urum”, “Rum” gibi sözcükler, ilk nazarda, “Yunan” çağrışımı yapıyor ama şimdi sözünü edeceğim Urumlar, Türk olmakla övünen insanlardır.
Peki, kimdir bu Ortodoks Hıristiyan Urum Türkleri?...
Ukrayna’nın Azak Denizi kıyılarındaki yerleşim birimlerinde ve yoğun olarak da Ukrayna’nın Donetsk Vilayetinin Mariupol kentine bağlı yirmi dokuz köyde yaşamakta olan, önceleri Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği, şimdi de Ukrayna vatandaşı olan bu insanlar, bizim insanlarımız, yani Türkler… Ama Ortodoks Hristiyan Türkler… Gagauz Türkleri gibi…
Kazakistan’ın Kentav şehrinde ve Gürcistan’da da Urum Türkleri bulunuyor. Ukrayna’da bu günkü nüfusları yüzbin civarında. Gürcistan’da ise otuz bin dolayında Urum Türkünün varlığı bilinmektedir. Azak Denizi’nin Rusya’ya bağlı tarafında, Kuban’da, Ermenistan’da ve Kırım’da da az sayıda Urum Türkü yaşamaktadır.
Anadolu’nun kuzeydoğusunda yaşayan Urumlar ise 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşı patlak verince Ruslar tarafından daha uzaklara göçürüldüler. Ukrayna’daki Urum Türkü ailelerin bazıları bu nedenle Anadolu’dan giden ailelerdir.
Urum Türkleri (Slav dillerini konuşmayan diğer Hıristiyanlarla birlikte) Çariçe II. Katerina’nın 1779 yılındaki fermanıyla Kırım’dan çıkartılarak Ukrayna’nın içlerine sürülüyorlar. (Kırım Hanlığı 19 Nisan 1783 yılında Çariçe II. Yekaterina’nın manifestosuyla ortadan kaldırılıp Rusya’ya ilhak ediliyor.) Bu sebeple Urum toplumunun hâfızası 1780 yılından başlıyor. Urumlar bu tarihten öncesine dair hiçbir sözlü hâfızaya sahip değiller. Ukrayna’nın iç bölgelerinde tutunamayan Urum Türkleri daha sonra Azak Denizi kıyılarına göç ediyorlar. Buralarda kurdukları köylere genellikle Kırım’dan çıkıp geldikleri köylerin adlarını veriyorlar. Beşev, Kermençik, Bagatır, Ulaklı, Karakuba, Eski Kırım gibi yerleşim birimlerine sahipler. Ailelerin soyadları da onların kökenlerini açığa vuruyor: Arabacı, Bıçakcı, Karagöz, Çepni, Özbek, Nogay, Tatar, Oğuzov, Sağırova, Karasakal, Efendi, Tırnaksız, Kilim, Balcı, Üsküdar, Yakupoğlu, Beyata, Konakbey, Kotlubey, Temirbek gibi…
Urum Türkleri Ortodoks Hıristiyan. Etnik yapıları Türk boylarının karışımından oluşuyor. Kıpçak-Tatar-Oğuz melezi oldukları söylenebilir. Konuştukları Türkçe hem Kırım Tatar Türkçesine hem de Türkiye Türkçesine çok yakın. Sovyetler Birliği döneminde onlara Greko-Tatar adı verilmiş fakat onlar kendilerine Urum diyorlar; nitekim Greko-Tatar adlandırması Rusların dayattığı maksatlı bir tanımlamadır.
Urum Türklerinin folklor unsurları Anadolu folkloruna büyük yakınlık gösteriyor. Köroğlu ve Arzu ile Kamber vb, gibi halk hikâyelerini biliyorlar. Urum köylerinde derlemeler yapan değerli dostum Prof. Dr. Erdoğan Altınkaynak onlara Bazaryan (Bezirgân) dendiğini belirtiyor. Bu ifade Urum Türklerinin Kırım’da yaşarlarken çerçi, pazarcı, kervancı ve tüccar olduklarını belirtiyor.
Urumlar farklı coğrafyalarda yaşıyor olsalar bile aynı şivesiyle Türkçe konuşuyorlar. Halkbilim uzmanı olan dostum Dr. Osman Uyanık, Urumların, Kırım’daki Kıpçaklarla Anadolu’dan gelen Oğuzların karışmasından oluştuğu görüşündedir. Bizans’ın hâkimiyetinde bulunan Kırım’ın Kerç Kalesi Göktürklerin eline geçince buraya Türgişlerden bir bölük nüfus iskân ediliyor. Dil bilgini dostum Prof. Dr. Ahmet Bican Ercilasun, Türgişleri, bugünkü Oğuz Türkçesini konuşan Türklerin ataları saymaktadır.
Selçuklu Hükümdarı I. Alâeddin Keykûbad zamanında 1227 yılında Kırım’a sefer düzenlenmiş, Yalıboyu olarak adlandırılan Sudak ve havalisi Konya’ya bağlanmıştır. Osman Turan Hoca, buradaki Selçuklu hâkimiyetinin 1227-1239 yılları arasında sürdüğü kanısındadır. Kırım’ın Yalıboyuna Türkiye Selçukluları zamanında Anadolu Türklerinin yerleştiği de bilinmektedir.
Öte yandan Selçuklulardan İzzettin Keykavus iktidar mücadelesinde yenilerek Kırım’a yerleşiyor ve iki oğlu Hıristiyan dinine giriyorlar. Sonuç itibarıyla, Kırım’a Göktürklerin ve Selçukluların yerleştirdikleri nüfus Urum Türklerinin ilk çekirdeği sayılabilir. Dr. Osman Uyanık, Anadolu Selçuklularının başkenti olan Konya’daki Balıklava köyü ile Gezleve köyü adının Kırım’da da bulunmasını Urum Türklerinin Anadolu bağlantısına kanıt olarak sunmaktadır ve Urum Türkçesinin dil özelliklerinin Kıpçak değil Oğuz grubu içinde yer aldığını belirtmektedir.
Ukrayna’nın Donetsk eyaletindeki Urum topluluğu içinde yer alıp da Türkiye’den gitme olanlar büyük oranda Trabzon, Giresun, Erzurum ve Kars illerindendir. Türkçe konuşan ve Trabzon Grekleri olarak bilinen bu grup, kendilerinin Karadeniz’in kuzeyinden Balkanlar’a yayılan Kıpçak, Peçenek ve Hazar Türklerinin Hıristiyanlaşmış kalıntıları olduklarını savunuyorlar. Yani onlar Pontuslu Rumlar değildir. Türkiye kökenli bu Urum topluluğunun yeni yerleşim yerlerine Aşkala, Yedikilise, Çolan, Daşbaş gibi Anadolu’daki yerleşim yerlerinin adlarının verilmiş olmasına dikkat çeken Halkbilim uzmanı dostumuz Dr. Yonca Anzerlioğlu haklı olarak Ortodoks Karaman Türkleriyle Urum Türkleri arasında köken birliği bulunup bulunmadığını araştırmak gerektiği düşüncesindedir. Nitekim Yonca Anzerlioğlu “Karamanlılar, Gagauzlar ve Urumlar Arasında Tarihi ve Sosyo-Kültürel Bağlar Var mıdır?” başlıklı bir bildiriyi Ankara Üniversitesi’nde 8-10 Mayıs 2002 tarihinde Çağdaş Türklük Araştırmaları Sempozyumu’nda sunmuştur.
İran’dan Gürcistan’a göç edip daha sonra 1981-1986 yılları arasında Kırım, Donetsk ve Dniyepropetrovsk’a yerleşen az sayıda ve kendilerine Urum denilen bir unsur da mevcuttur. Urum tarihi üzerine araştırmalarda bulunan ve bir Kiev seyahatimde tanışmış olduğum Urum asıllı akademisyen Valeri Kior, Urum dilinin Kuzey Türkçesi ile Güney Türkçesi özelliklerini taşıdığı sonucuna varmıştır. Bu itibarla Urum Türkleri, Valeri Kior’a göre, Kıpçak-Oğuz Türklerinin bir karışımıdır. Urum toplumunun Karan adlı yerleşim birimindeki kütüphaneci Dora Vasilovna Famiçova anadilini Urum gençlerine öğretmek maksadıyla en uygun alfabeyi saptama çalışmasına kalkıştığında Türkiye’de kullanılan alfabenin Urum diline en uygun alfabe olduğu sonucuna ulaşmış ve Türk alfabesini Urum diline uyarlamıştır. Famiçova’nın bu saptaması Urum Türkçesi ile Türkiye Türkçesi arasındaki yakınlığa bir kanıt sayılsa gerektir. Nitekim Gagauz Türkçesi de Oğuz grubundan Rumeli ağızlarına dâhil edilmektedir.
Yukarıda sözünü ettiğimiz Greko-Tatar adlandırmasının içinde iki ayrı etnik grup yer almaktadır: “Urum ve Rumey.” Her iki grup da Ortodoks Hristiyan’dır. Urum grubu Türk kökenlidir. Rumey grubu ise Yunan asıllıdır. Urumlar Yunanca bilmedikleri gibi, Rumeyler de Türkçe bilmezler. Elbette her iki grubun dillerinde birbirlerinden alıntı ve Slav dillerinden geçme sözcükler bulunmaktadır. Urum grubu kilisede Yunan diliyle yapılan âyinleri hiç anlamıyorlarmış ve Türkçe âyin yapılmasını talep ediyorlarmış. Her iki grubu Greko-Tatar ortak adıyla kaynaştırma çabasındaki asıl maksat ise Urum Türklerini öz kimliklerinden ayırarak Grekleştirme niyetidir. Ukrayna’nın Azak Denizi kıyılarında birlikte yaşayan bu iki grup asırlardan beri kaynaşmamıştır. Birbirlerinden hoşlanmıyorlar, akrabalık bağları kurmuyorlar, bir köy hâriç, ayrı köylerde yaşıyorlar. Beraber yaşadıkları tek köyde ise yine karışmayarak ayrı mahallelerde oturuyorlar. Diyebiliriz ki Ortodoks Hıristiyan olmaları dışında hiçbir yakınlıkları bulunmuyor. Yine birbirlerini horlayan kalıplaşmış sözler kullanıyorlar. (Örnek: Rumey balası, Urumun belâsı – Rumeyin çocuğu Urumun belâsıdır.) Urumların Hıristiyanlaşmış Türkler olmaları nedeniyle Rumeylerce sevilmedikleri vurgulanmaktadır. Her iki grup da farklı soylardan geldiklerinin şuurundadır: “Elen soylular ve Türk soylular.”
1990 yılında Donetsk eyaletinin Mariupol kentinde Yunan hükümetinin desteğiyle “Grek Federasyonu” kuruluyor. Bu federasyonun hedefi birbirine hasım iki grubu kaynaştırmak, Ukrayna’da yaşamakta olan bütün Greko-Tatarları aynı kökten geldikleri tezi doğrultusunda birbirlerine yaklaştırmak ve Yunanca etrafında tek kimliğe büründürmek. Urum ve Rumey köylerine Yunanca dersleri verecek öğretmenler gönderiliyor. Ne var ki öğretmenlerin pek çoğu Yunanistan’dan gönderilmekte veya Yunanistan’da eğitim almış Rumey öğretmenler tercih edilmekte. Gelgelelim, söz konusu federasyonun başkanlığını yürüten Feodor İstanbulçi bu hedefe ulaşılamadığından yakınıyormuş. Hatta iki grup arasında gerginlik son bulmuyormuş. İş bulmak emeliyle Yunanistan’a giden Urum gençlerine Yunan halkı, “Siz Türksünüz, ülkemize neden geliyorsunuz?” diyorlarmış. Ukrayna yetkilileri ise Urumlara siz Grek kökenlisiniz dayatmasında bulunuyormuş. Sözünü ettiğimiz federasyon her şeye rağmen Urum gençlerini Yunanistan’a göndermek ve onları Yunan vatandaşı yapmak çabasından vazgeçmiyormuş. Grekçe konuşmayı reddeden Urumlar da federasyon karşıtlığı belirmeye yüz tutunca “Urum Federasyonu” düşüncesi hız kazanmış. Başlangıç mâhiyetinde “Birlik” adında bir gazete çıkarmaya soyunmuşlar. Urum soyundan akademisyen Valeri Kior ile şair Viktor Borata ise Kiril alfabesiyle Urumca kitaplar hazırlayıp kimlik direnişine katkıda bulunuyorlarmış.

Ukraynalı Urum Türkleri Folklor Grubu
Folklor konusuna kısaca değinmek gerekirse: Urumlar da düğün gününde iki at süsleniyor. Süslenen bu iki at ile gelin evine gidiliyor. Hıristiyanlıkta görülen vaftiz annesi gelinin evine gidilirken kırmızı bayrakla en önde yürüyor. Zeybek oynamak, horon tepmek, davul ve kemençe, ağırlama ve kaytarma Urumlar arasında görülüyor. Aşık atmak, dip düştü ve çelik çomak ise Urum çocuklarının oyunları arasında yer buluyor. Urum mutfağından sızık (kavurma), aryan (ayran), süzme yoğurt, bekmez (pekmez), kolbastı vazgeçilmezler arasında imiş. Etnografik malzemelerden Urumca adlarıyla balta, tokaç, sandık, bardak, sofra, dügeç, kürek, gömlek, yüzbezi, fırın; bunlara ilâveten güzgü (ayna), meşrep (maşrapa), töşek (döşek), yorğan (yorgan), ve bilezik sayılabilir.
Yonca Anzerlioğlu, “Yüzyıllarca Rusçanın hâkimiyeti altında dillerini korumayı başaran ve gençlerin kendi dillerini unutmamaları için çaba sarf eden Urumların bugün sadece Rusçaya karşı değil, bunun yanında Yunan hâkimiyeti ve Yunancaya karşı da varlık mücadelesi verdiği söylenebilir,” demektedir.
Osman Uyanık bu hususta, “Urumlar bugüne kadar Tatar olarak düşünülmüş ve Kıpçak sayılmışlardır. Ruslar da Urumlara ‘Greko-Tatar’ adını vermişlerdir ve onları Türkleşmiş Grek saymışlardır. Onun için Yunanlar Urum Türkleri üzerinde yoğun bir şekilde çalışmaktadırlar,” diyor. Netice itibarıyla bugünkü Urum halkının Slavlaşma veya Yunanlaşma tehlikesi bulunmaktadır. Bizim önerimiz, Urumların, Türkiye Devletinin denetimi altında Gagauz yurduna iskân edilmeleri şeklindedir. 1.832 kilometrekare genişliğindeki Gagauz yurdunun nüfusu 2024 yılı sayımına göre 110.400 kişidir. Ukrayna’nın Donetsk eyaletinin Mariupol kentine bağlı yirmi dokuz köyde yaşayan Urum Türklerinin de 90.000 kadar nüfusları olduğu düşünülürse Gagauz yurdu böylelikle nüfusunu iki katına çıkarmış olacaktır. Kaldı ki hem Gagauzlar hem de Urumlar din bakımından ayrılık taşımıyorlar. Her ikisi de Ortodoks Hıristiyandır ve birbirlerine yakın bir Türkçeyle konuşmaktadırlar. Bu itibarla kaynaşmaları zor olmayacaktır. Böylelikle öz kimliklerini yitirerek Romenleşmeleri veya Slavlaşmaları önlenebilecektir.
