TÜRKÜDEN BİR SAAT ZİNCİRİNE SAÇ
Sanatçı Orhan Çakmak’ın sunumuyla “Türkistan’dan Rumeli’ye” adlı kültür ve müzik dolu TRT Müzik programını izlerken söylenen “Oğlan Oğlan (Yalabık Çoban)” adlı Gagavuz türküsünün dördüncü kıtası dikkatimi çekti.
“oğlan oğlan, boynuma dolan
Şu elinlen saçından bana yap yorgan
Ne güzel oğlan, yalabık çoban”
Türkünün bu dizesi bana yıllar önce Silifke’nin Almanya’daki kardeş kenti Hassloch’da bulunan Hassloch Müzesi (Hassloch Heimatmuseum)’nde gördüğüm kadın saçından örülmüş ‘saç saat zinciri’ni hatırlattı. Kardeş şehrin müzesini gezerken gördüğüm bu küçük saat zincirinin yıllar sonra bir Gagavuz türküsünü dinlerken yeniden zihnimde canlanacağını elbette bilemezdim.
“Yalabık Çoban”, kökleri Hristiyan Gagavuz Türklerine dayanan anonim bir halk türküsü… “Yalabık” kelimesi cana yakın, yakışıklı olduğu kadar yalancı, ikiyüzlü anlamına da geliyor. Türkü, dağlarda yaşayan çapkın, yalancı ve kurnaz bir çobanın hikâyesini anlatıyor. Türküdeki çoban, yanık sesiyle etrafındaki kızları kendine hayran bırakan bir figürdür. Ancak dağlarda günlerce kalan, vurdumduymaz tavırlarıyla tanınan bu çoban, aslında, güvenilmez, yalancı ve çapkın bir karakterdir. Sözleri gereği ne kadar sevilse de, kadınları peşinden koşturup aldatan, kendi dünyasında yaşayan bir figürü hicveder. Şarkı, bu efsanevi karakterin eğlenceli ve masalsı yönünü vurgular.
Müzedeki Sevgi Zinciri
O müzeyi gezerken bize cep saatlerinin moda olduğu zamanlarda kadınların ilgilerinin ifadesi olarak eş veya sevdiklerine kendi saçlarından örülmüş saç saat zincirini hediye ettiklerini anlatmışlardı. Belki de sevginin, özlemin ya da bağlılığın sessiz bir hatırasıydı. Gagavuz türküsünde ise aynı saç, sevilen kişiye yapılacak bir yorgana dönüşüyordu. Biri bir müze vitrininde, diğeri bir türkünün dizelerinde… Ama ikisinin de taşıdığı duygu aynıydı: Sevdiğini kendi varlığından bir parçayla hatırlamak ve ona kendinden bir iz bırakmak…
Müzede sergilenen kadın saçından örülmüş saat zinciri ve türküde geçen saçın sevilen kişiye yorgana dönüşmesi, çeşitli kültürler arasındaki aynı duyguların benzer sembollerle ifade edilebildiğini de göstermektedir.

Kardeş Şehrin Kardeş Müzesi
Hassloch Müzesi 1599 tarihli bir çiftlik evinin restore edilmesiyle müze binasına dönüştürülmüş. Bu bina, Hassloch’un yarısına sahip olan Leiningen Kontu’nun koyun çiftliklerinin kâhyâları için yapılmış. Müzede az sayıda arkeolojik eserle birlikte yöresel halk kültürünü yansıtan eşyalar sergileniyor. 19. yüzyıl kıyafetleri ve bunları tamamlayan eldiven, şapka, çanta gibi aksesuarların yanı sıra kadın saçından örülmüş saat kordonu da sergilenen eserler arasında…

Silifke Belediyesi ile Almanya Hassloch Belediyesi kardeş şehir ilişkileri resmi olarak 1999 yılında başlatılmıştır. “Kardeş Müze” fikri ise tarafımdan teklif edilmiş, Silifke Belediyesi ile Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nce uygun görülmüştür. Böylece Kardeş Müze faaliyetleri, Silifke Müzesi ile Hassloch Müzesi (Hassloch Heimatmuseum) arasında fikir alışverişinde bulunulması, tanıtım ve karşılıklı yardımlaşma sağlanması temelinde 2002 yılında bu programa dâhil olmuştur.
Batıda Saçın Önemi
İnsan saçından takı ve hatıra eşyası yapma geleneğinin köklü bir geçmişe sahip olduğunu öğreniyoruz. Nitekim Ortaçağ’da şövalyeler ve sevgililer birbirlerine saç tellerinden örülmüş kalp veya çelenk şeklinde aşk nişanları hediye etmişler.
“Viktorya Dönemi” olarak adlandırılan 18.ve 19. Yüzyıllar, saç takılarının altın çağı olarak biliniyor. Özellikle İngiltere Kraliçesi Victoria’nın eşi Prens Albert’in ölümünün ardından tuttuğu yas ve romantizm anlayışı bu zanaatı zirveye taşımış.
Yas tutma ritüellerinin yanı sıra dostluk, sevgi veya bir aile bağını simgelemek için saçlar titizlikle yüzük, broş, kolye ve bileklik gibi takılara dönüştürülmüş.
Saçın Hinduizm, Sihizm inançlarında, Antik Yunan ve Roma kültürlerinde, Afrika kabilelerinde, Mısır’da farklı kültürel ve sembolik anlamlar taşıdığını görüyoruz.
Türk Kültüründe Saç
Türk kültüründe Orta Asya’dan Anadolu’ya kadar uzanan köklü mirasta saç örgüsü güç, tarihsel aidiyet ve statü simgesi olarak tanımlanırken, Osmanlı İmparatorluğu’nda da saç ve sakal; sosyal statünün, dinsel aidiyetin, askeri hiyerarşinin ve medeni durumun en belirgin görsel kimlik kartı olarak tanımlanıyor.
Osmanlı ve Avrupa’da saç, duygusal ve manevi bir bağın fiziksel sembolü olarak görülmüştür. Osmanlı’da daha çok dini/tasavvufi değerler ön plandayken, Avrupa’ da yas ve aşk temalı hatıra eşyaları ön plana çıkmıştır. İstanbul Topkapı Sarayı Müzesi Mukaddes Emanetler Dairesi’nde ve çeşitli camilerde Peygamber Efendimiz (S.A.V.)’in tıraş olurken kesilen saç ve sakal telleri en kıymetli hatıralardan…
18. ve 19. yüzyıl Avrupa’sında saçlı hatıra takıları içinde kolye uçları, yüzük ve broşlar, içerisinde sevilen kişinin minyatür bir portresinin ya da isminin bulunduğu, arka bölmesinde ise sevilen kişinin saç tutamı yerleştirilmiş madalyonlar, insan saçından çiçek veya ağaç motifleri şeklinde sanatsal dokumaları içeren tablolar, sevgiliye veya eşe hediye edilen, örgülü insan saçından yapılmış ve uçlarına altın kilitler takılmış bileklikler biliniyor.
Gagavuzların sözlü kültürlerinden bir sevgi türküsü ile Hassloch Müzesi vitrininde yer alan kadın saçından örgü saat zinciri, farklı kültürlerdeki benzer duygunun hikâyesi olan somut örnekler…
İşte bir türkü ve bir saat zinciri, “insanlık benzer duyguları yaşasın/yaşatsın” diye bu yazıya konu oldular.
