İPLİK İPLİK BİR ÖMÜR
Bugün hayatta olmayan, varlığını her zaman yüreğimde yaşatacağım annem Hidayet Öztürk’ün geride bıraktığı dantel, iğne oyası ve kırkyamalar, onun ömrünün sessiz parçalarıydı. Bu parçaların her biri onun elleriyle anlam kazandı. Böylece hayatından bir kesit bize aktarılmış oldu. Ben bu eserlerine bakarken zamanı, hangi işlemeyi ne şekilde hazırladığını, söylediği sözlerini, sabırlılığını, üretme heyecanını, yeni şeylere ilgi duyuşunu o an gibi hatırlarım.
Annemin ilkokul 3. sınıftan terk olduğunu ve 78 yaşında kırkyamaya başlayacağında öğrenim belgesi istendiğinden gerekli belgeyi yazılı ve sözlü sınavla aldıktan sonra aynı kurumda verilen öğretimi duyunca da ilkokulu bitirmek için büyük bir heyecan duyarak başvurmak istediğini yine burada belirtmeliyim.
Geçtiğimiz günlerde Gülnar ve Aydıncık ilçelerinde düzenlenen Uluslararası Bilim ve Kültür Etkinlikleri kapsamında gerçekleştirilen “Kadın ve Toplum Sempozyumu” ile “Üretici Kadın Çalıştayı” benim için diğer programlardan biraz farklı olarak duygu dolu geçti.
Bir yanda kadınların tarih boyunca üretimini, emeğini, toplumdaki yerini konuşan bir sempozyum ve çalıştay; diğer yanda yıllardır sakladığım, annemin ellerinden çıkmış el emeği, göz nuru işler… Ve bütün bunların arasında, annemin guru veren hikâyesi...
Düzenleme Kurulundan Genel Koordinatörlüğü üstlenmiş Prof. Dr. Ayşe Çalık Ross sempozyum ve çalıştaya beni davet etmek için aradığında hemen o an aklıma annem geldi. Bu yüzden sergimin ve sunumumun adını “İplik İplik Bir Ömür” koydum.
Aslında bu isim yalnızca dantel, iğne oyası ve kırkyamaları anlatmıyordu. Kadın çalıştayına uygun olarak bir kadının hayatını; sabrını, üretkenliğini, sevgisini ve zamanla kurduğu ilişkiyi anlatıyordu.
78 Yaşında Yeniden Başlamak…
Annem dantel ve iğne oyasını daha genç yaşlarında yapmıştı. O yıllardan kalan eserleri vardı.
Fakat kırkyama tutkusu başka bir hikâyeydi.
Annem tam 78 yaşında kırkyama yapmaya başladı.
İnsan bazen belli bir yaştan sonra yeni şeylere başlamanın zor olduğunu düşünür. Oysa annem bu düşüncenin ne kadar yanlış olduğunu ispatladı.
Yetmiş sekiz yaşında eline iğneyi aldı, kumaşları seçti, küçük parçaları bir araya getirmeye başladı.
Önce tek tek kumaş parçalarıydı bunlar.
Sonra renkler birbirini buldu.
Bir parça diğerine eklendi.
Küçük parçalar büyüdü, desenler de çeşitli örtülere dönüştü.
Ve ortaya yalnızca el işi değil, emeğin sabırla nasıl bir bütüne dönüştüğünün hikâyesi çıktı.

Bir Kadının Görünmeyen Emeği
Annemin yaptığı işler uzun yıllar evin içinde kaldı.
Onun gibi binlerce kadının yaptığı danteller, oyalar, nakışlar, kırkyamalar da çoğu zaman bir müze eserinin, bir sanat eserinin ya da ekonomik bir üretimin parçası olarak görülmedi.
“Ev işi” denildi, geçildi.
Oysa bir iğnenin kumaşa her batışında; zaman, sabır, bilgi, estetik ve en önemlisi de emek vardı.
Annem hiçbir zaman bilemedi ama yaşı nedeniyle “gözlerini yormasın” diye öğretmeniyle konuşarak kendisinin arzu ettiği daha estetik ve incelikli işler yapmasını engellemiştim.
Kadınların ev içinde ürettikleri pek çok şey, ekonomik bir karşılığı olmadığı için görünmez kalıyor. Oysa bugün geriye dönüp baktığımızda görüyoruz ki bu el işleri yalnızca birer eşya değil; bir dönemin yaşam biçimini, zevklerini, renk anlayışını ve kültürel belleğini taşıyan, müzelerde de sergilenen belgeler…
Bu nedenle annemin eserlerini sergilerken aslında yalnızca onu değil şahsında, görünmeyen emeğiyle hayatı güzelleştiren kadınları da anlatmaya çalıştım.
Arkeolog olarak Başka Bir Miras
Ben bir arkeoloğum.
Geçmişi toprakta, taşta, yapılarda ve insanların geride bıraktığı izlerde arayan bir mesleğin sahibiyim.
Bir kazıda küçücük bir buluntuya baktığımızda onun hangi döneme ait olduğunu, nasıl kullanıldığını, hangi insanın elinden geçtiğini anlamaya çalışırız.
Bu kez karşımdaki geçmiş iplikti, kumaştı, iğneydi, danteldi ve annemin ellerinin iziydi.
Arkeolojide geçmişi anlamak için maddi kültürün izlerine bakarız. Bir toplumun kullandığı eşyalar, yaptığı yapılar, ürettiği araçlar bize o toplum hakkında çok şey söyler.
Peki ya evlerde sessizce üretilen el işleri?
Onlar da bize çok şey anlatmıyor mu?
Bir kadının seçtiği renkler, kullandığı motifler, kumaşları birleştirme biçimi, yaptığı işin kullanım amacı…
Bütün bunlar aslında gündelik hayatın kültürel mirasıdır.
Annemin kırkyamalarına bu gözle de bakıyorum şimdi.
Eller Artık Çalışmıyor Ama…
Sergide annemin fotoğraflarını ve yaptığı işleri yan yana koyduğumuzda benim için zaman başka türlü aktı. İlgi ve beğenilerden mutluluk duydum.
Bir fotoğrafta annem yaptığı işin başında... Bir başka fotoğrafta tamamladığı kırkyamanın yanında... Ve karşılarında, yıllar sonra sergilenen eserleri…
Annem Hidayet Öztürk bugün aramızda değil.
Ama onun ellerinin yaptığı işler hâlâ bizimle.
Onlara baktığımda yalnızca kumaş görmüyorum.
Annemin sabrını, üretme isteğini, hayatın içinde kendine açtığı küçük ama anlamlı alanı görüyorum.
Belki de bu nedenle serginin adı “İplik İplik Bir ömür” oldu.
Çünkü annem gerçekten de ömrünü iplik iplik örmüştü.
Bazı Şeyler Hiç Eskimiyor
Serginin ardından çalıştayda ve sunumda bu hikâyeyi paylaşmak benim için çok anlamlıydı.
Daha sonra Mersin WebTV’de de bu sergiyi ve annemin hikâyesini anlatma fırsatı buldum.
Her anlattığımda aynı şeyi yeniden düşündüm:
Bir insanın yaşı, üretmenin önünde bir engel değildir.
92 yaşında vefat eden annem 78 yaşında kırkyamaya başladı. Belki de bize bırakabileceği en güzel derslerden biri buydu. Hayatta “artık çok geç” dediğimiz hiçbir yaş olmayabilir. Yeni bir şey öğrenmek, üretmek, paylaşmak, bir başkasına ilham olmak için bazen yalnızca cesaret etmek gerekir.
Annemin kumaş parçalarını bir araya getirirken yaptığı da buydu belki.
Küçük parçaları önemseyerek…
Ve sonunda ortaya bütünüyle kendisine ait bir güzellik çıkararak...
Bugün o kırkyamalara baktığımda annemi görüyorum.

Dantellerde gençliğinin izlerini, iğne oyalarında sabrını, kırkyamalarda ise 78 yaşında bile devam eden üretme arzusunu…
Ve şunu düşünüyorum:
Bazı insanlar öldükten sonra da konuşmaya devam eder.
Kimi kitaplarıyla, kimi eserleriyle, kimi yetiştirdiği insanlarla…
Annem ise iplik iplik ördüğü bir ömürle konuşuyor. Ben de şimdi onun sessiz dili ile geçmişi dinliyorum.
Ve biliyorum ki…
Annemin çalışan elleri artık yok; ama ellerinin yaptığı işler hâlâ konuşuyor.
