Vatandaşın Cebi Dar
Eğitim bitmiş diyorlar, tarım susmuş, adalet yorulmuş, sanat ise kira ve gelir kaç oldu? diye provaları iptal eder hale gelmiş. Üretim ise hammaddeyi ve sponsor bulursanız konuşuruz modunda. Üstüne bir de bankacılığın gündelik hayatı “mikro kesintilerle makro terbiye”ye çevirdiği bir iklim: vergi, ücret, komisyon, faiz, işlem bedeli… Modern çağın en yaratıcı edebiyatı artık dekontların dipnotlarında yazılıyor.
Sahi, ekonomi dediğin şey ekmek mi, ekrandaki eksi mi, yoksa bazı kesimleri zengin etmek mi?
Bir ülkenin öyküsünü merak ediyorsan artık roman okumaya gerek yok! Bir kişinin mobil bankacılığına bak. “Her şey dijitalleşti” dediler; doğru. Ama bazı şeyler dijitalleşince kolaylaşmıyor, buharlaşıyor ve diğer sıkıntıları meydana getiriyor. Borcunun ekran görüntüsünü almak istiyorsun, alamıyorsun. Kendi harcamalarınız ve ekstrelerini istersiniz belirli gün sonrasında ücret isterler. Bunun gibi daha fazlası var… “Şeffaflık” diye pazarlanan şey, bazen şeffaf naylon çıkıyor: İçini görüyorsun sanıyorsun, elinle tutunca yırtılıyor. Ve gizli maddelerle boğuşmaya başlıyorsunuz.
Peki ekranda yazan tutar niye gerçeği yansıtmıyor hissi veriyor? Akademik dilde bunun adı basit bir şekilde bilgi asimetrisi olmuyor mu? Siz toplam borcun gerçeğini arıyorsunuz, sistem sana anlık görüntü veriyor. Anlık görüntü de bazen kırpılmış bir gerçek: Taksitler, dönem borcu, faiz tahakkuku, gecikme, nakit avans, işlem tarihleri bunlar işte muamma. Hepsi aynı ekrana sığmıyor; sığmayınca da gerçek sığlaşıyor. Sığ gerçek, derin borç doğurur.
Bir de kart meselesi var. Herkesi karta alıştırmak, sadece “nakitsiz toplum” romantizmi değil; davranış biliminde “alışkanlık kilidi” denen şey. Alışıyorsun ve kolay geliyor. Sonra her kolaylığın bir faturası oluyor. EFT/havale ücretleri, işlem bedelleri, küçük küçük kesilenler ücretler bireylerin toplam işleminin hesabı yapıldı mı o zaman sizden de büyük miktarlar çıktığını fark ediyorsunuz. Küçüğün toplamı büyür: Buna da ekonomide işlem maliyetlerinin refahı kemirmesi diyebiliriz. Vatandaşın cebinden tek seferde değil, damla damla alınır. Damla damla alınan para, bir gün sel gibi geri döner. Ama geri dönüşü genelde vatandaşa borç olarak olur.
Aralık ortasında limit artışları… Bu da ayrı bir sosyoloji. Limit artışı bazen nefes borusu gibi sunulur. Oysa çoğu zaman borcun oksijen tüpü: Nefes aldırır ama koşmayı öğretmez. Enflasyonun yüksek seyrettiği dönemlerde limitlerin şişmesi, alım gücünü artırmıyor. Alımı öteleme ve faizle finanse etme alışkanlığını artırıyor. Yani “bugünü kurtarırken yarını ipotekleme” sanatı gibi düşünün.
Şimdi 2026 için aşırı iyi geçecek diyorsun. Ben de şunu sorayım: İyi olan ekonomi mi, yoksa kötüye alışmamız mı?
Asgari ücret, emekli maaşı, enflasyon… Kâğıt üzerinde bir şeyler belli oluyor. Ama mutfakta her şey yeniden yazılıyor. İşsizlik, alım gücü, kira, telefon, internet, ulaşım, sağlık, gıda, su ve elektrik faturası… Bunlar istatistik değil; bunlar hayatın kendisi. Ve hayat, tabloda değil, pazarda ölçülüyor.
Bir ülkede tarım gerilerse ekmek pahalanır. Eğitim zayıflarsa iş ucuzlar. Adalet yorulursa hak “lüks” olur. Sanat susarsa toplumun dili kısılır. Üretim düşerse döviz baskısı artar. Sonra finansal sistem “kolaylık” diye gelir; ama kolaylıklar, bazen kolaylaştırdığı kadar kolay yönetir.
Şu soruyu not edelim: Haklarımızı aramak neden “menülerin içine saklanan bir ayar” kadar zorlaştı?
“Ekran görüntüsü alamazsın” hissi, teknik bir detay gibi görünür. Ancak toplumsal etkisi büyüktür: Kanıt zayıflayınca itiraz da zayıflar. İtiraz zayıflayınca da “olduğu kadar” kültürü güçlenir.
Benim yerel köşe hükmüm şu: Tek tipe alıştırıp, çok çalışıp her şeyi alabileceğinizi hissettirdiler. Bunun yanı sıra şehirleri betonlarla büyütüp, şatafatlı binaların lüks olduğunu düşündürttüler. Borç, kredi derken giderler büyüdü. Geriye de bir tek güven küçüldü.
Son söz yerine üç kısa soru soralım. Çünkü bazen cevaplar değil, sorular insanı uyandırabiliyor:
- Borcu gösteremeyen ekran, kime hizmet eder?
- Kart limiti artınca hayat mı genişler, faiz mi?
- Eğitim-tarım-adalet-üretim zayıflarken, neden “ücret ve kesinti” bu kadar güçlü?
2026’ya girerken herkesin cebinde bir kart, kafasında aynı dua: “Bu ay da döner mi?”
Döner… Ama çoğu zaman kur farkıyla, faiz farkıyla, zamanını kısıtlamayla ve yaşam farkıyla döner.

