Alpyaren KARAMAN
Köşe Yazarı
Alpyaren KARAMAN
 

Bir Şehrin Hafızası: Halkevleri

Bir Şehrin Hafızası: Halkevleri Türkiye, yeryüzü uygarlık haritasının tam kalbinde duran, medeniyetin gerçekten de beşiği sayılabilecek bir ülkedir. Anadolu’nun neresine dönseniz, yüzyıllar boyunca gelip geçmiş milletlerin geride bıraktığı izlerle karşılaşırsınız. Bu toprakların her köşesi, sıradan bir coğrafi parça olmaktan çok, insanlığın ortak hafızasına açılan birer sayfa gibidir. Sümerlerden Asurlulara, Hititlerden Mısırlılara kadar eski doğu halkları, egemen oldukları dönem boyunca yönetimleri altındaki yerleri bayındır kılmak için büyük emek sarf ettiler. Onların bıraktığı tapınaklar, kaleler, mezarlar, mimari eserler, ev eşyaları, heykeller, silahlar ve gündelik hayata dair daha nice eşya, bugün hem sanat tarihi hem de kültür tarihi açısından son derece kıymetli tanıklıklardır. Bu yüzden Anadolu’nun her karış toprağında, aslında üstü örtülü bir hazine saklıdır. Milletler gelip geçmiş, sahneden çekilmiş ama varlıklarının mühürlerini bu topraklara basarak gitmişlerdir. İşte bu noktada, bir dönem ülkenin kültür hayatında önemli bir rol üstlenen Halkevlerini anmadan geçmek haksızlık olur. Halkevleri, bulundukları şehir ve kasabalarda yerel uygarlık izlerini ve memleket tarihini ortaya çıkarmak için araştırma yapmanın yolunu açtı, buna imkân sağladı. Bu çatının altında bir araya gelenler; halk kültürü, sanat, müzik, yer adları, mahalli tarih ve folklor üzerinde sistemli derlemeler yaptılar. Topladıkları malzemeleri düzenleyerek sergiler, yayınlar, incelemeler ortaya koydular ve bunların bir kısmı bugün bile başvurulan değerli eserler hâline geldi. Ne var ki, Halkevlerinin kapatılmasıyla birlikte bu bereketli çalışmaların hızı kesildi, pek çok araştırma yarım kaldı. Oysa birçok Halkevi, bulundukları şehrin ve çevresinin tarihini yazabilmek için ciddi bir malzeme biriktirmişti. Bu çalışmalar bize, bir şehrin tarihini yazmanın, sadece o şehir merkezine bakmakla sınırlı kalamayacağını öğretti. Çevredeki köylerin, kasabaların, dağların, ovaların; kısacası o bölgeyi oluşturan tüm unsurların birlikte ele alınması gerektiğini gösterdi. Bir şehrin ya da kasabanın tarihini ortaya koymak için çok yönlü bir inceleme şarttır. Bunlar kabaca şöyledir; Doğu kaynakları dediğimiz Arapça, Farsça, Ermenice gibi dillerde kaleme alınmış eserler; bunlara paralel Batı kaynakları, Yer adları Yerel anıtlar ve üzerlerindeki kitabeler; Bölgede bulunmuş her türlü sikke ve para Fermanlar, beratlar, vakfiyeler, Kişisel ve toplumsal hatıralar, Şer’iyye sicilleri ve tahrir defterleri, Camiler, kiliseler, kaleler gibi mabet ve savunma yapıları, Folklorla ilgili her türlü unsur, Basın geçmişi Kitle iletişim araçları Arkeolojiler Çeşitli Osmanlıca defterler… Bütün bunlar, bir tarihin temel taşlarıdır. Ancak bu malzeme sadece tek tek toplanmakla kalmamalı; bir araya getirilip anlamlı bir bütün hâline de getirilmelidir. İşte o zaman bir kasabanın, bir şehrin, hatta daha geniş bir bölgenin gerçek tarihi yazılabilir. Ve bu yerel tarihler yan yana geldiğinde, bütün bir yurdun, anavatanın tarihi daha sağlam, daha ayrıntılı ve daha sahici bir şekilde ortaya çıkar.  
Ekleme Tarihi: 11 Aralık 2025 -Perşembe

Bir Şehrin Hafızası: Halkevleri

Bir Şehrin Hafızası: Halkevleri

Türkiye, yeryüzü uygarlık haritasının tam kalbinde duran, medeniyetin gerçekten de beşiği sayılabilecek bir ülkedir. Anadolu’nun neresine dönseniz, yüzyıllar boyunca gelip geçmiş milletlerin geride bıraktığı izlerle karşılaşırsınız. Bu toprakların her köşesi, sıradan bir coğrafi parça olmaktan çok, insanlığın ortak hafızasına açılan birer sayfa gibidir.

Sümerlerden Asurlulara, Hititlerden Mısırlılara kadar eski doğu halkları, egemen oldukları dönem boyunca yönetimleri altındaki yerleri bayındır kılmak için büyük emek sarf ettiler. Onların bıraktığı tapınaklar, kaleler, mezarlar, mimari eserler, ev eşyaları, heykeller, silahlar ve gündelik hayata dair daha nice eşya, bugün hem sanat tarihi hem de kültür tarihi açısından son derece kıymetli tanıklıklardır. Bu yüzden Anadolu’nun her karış toprağında, aslında üstü örtülü bir hazine saklıdır. Milletler gelip geçmiş, sahneden çekilmiş ama varlıklarının mühürlerini bu topraklara basarak gitmişlerdir.

İşte bu noktada, bir dönem ülkenin kültür hayatında önemli bir rol üstlenen Halkevlerini anmadan geçmek haksızlık olur. Halkevleri, bulundukları şehir ve kasabalarda yerel uygarlık izlerini ve memleket tarihini ortaya çıkarmak için araştırma yapmanın yolunu açtı, buna imkân sağladı. Bu çatının altında bir araya gelenler; halk kültürü, sanat, müzik, yer adları, mahalli tarih ve folklor üzerinde sistemli derlemeler yaptılar. Topladıkları malzemeleri düzenleyerek sergiler, yayınlar, incelemeler ortaya koydular ve bunların bir kısmı bugün bile başvurulan değerli eserler hâline geldi. Ne var ki, Halkevlerinin kapatılmasıyla birlikte bu bereketli çalışmaların hızı kesildi, pek çok araştırma yarım kaldı.

Oysa birçok Halkevi, bulundukları şehrin ve çevresinin tarihini yazabilmek için ciddi bir malzeme biriktirmişti. Bu çalışmalar bize, bir şehrin tarihini yazmanın, sadece o şehir merkezine bakmakla sınırlı kalamayacağını öğretti. Çevredeki köylerin, kasabaların, dağların, ovaların; kısacası o bölgeyi oluşturan tüm unsurların birlikte ele alınması gerektiğini gösterdi.

Bir şehrin ya da kasabanın tarihini ortaya koymak için çok yönlü bir inceleme şarttır. Bunlar kabaca şöyledir;

  • Doğu kaynakları dediğimiz Arapça, Farsça, Ermenice gibi dillerde kaleme alınmış eserler; bunlara paralel Batı kaynakları,
  • Yer adları
  • Yerel anıtlar ve üzerlerindeki kitabeler;
  • Bölgede bulunmuş her türlü sikke ve para
  • Fermanlar, beratlar, vakfiyeler,
  • Kişisel ve toplumsal hatıralar,
  • Şer’iyye sicilleri ve tahrir defterleri,
  • Camiler, kiliseler, kaleler gibi mabet ve savunma yapıları,
  • Folklorla ilgili her türlü unsur,
  • Basın geçmişi
  • Kitle iletişim araçları
  • Arkeolojiler
  • Çeşitli Osmanlıca defterler…

Bütün bunlar, bir tarihin temel taşlarıdır. Ancak bu malzeme sadece tek tek toplanmakla kalmamalı; bir araya getirilip anlamlı bir bütün hâline de getirilmelidir. İşte o zaman bir kasabanın, bir şehrin, hatta daha geniş bir bölgenin gerçek tarihi yazılabilir. Ve bu yerel tarihler yan yana geldiğinde, bütün bir yurdun, anavatanın tarihi daha sağlam, daha ayrıntılı ve daha sahici bir şekilde ortaya çıkar.

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (1)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve silifkesesimiz.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Celal Necati ÜÇYILDIZ
(11.12.2025 17:49 - #2953)
2 nolu halk evi Mut un Comelek köyüne yapılmış.1991 yılında köye gittiğimde kahvenin içinde sahne duruyordu.
Alpyaren KARAMAN Değerli bir bilgi. Katkınız için teşekkür ederim Celal Bey.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve silifkesesimiz.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.