Atatürk Dinsiz Diyenlere!
Silifke’den Karaman’a, oradan Kocaeli ve İstanbul’a uzanan yol, benim için artık sadece kilometrelerden ibaret değil. Her binişimde, her mola yerinde, kulaklarım aynı cümleyle sınanıyor: “Atatürk dinsizdi.” Bazen daha ağırını da duyuyorum: “Dine savaş açtı”, “ezanı yasakladı”, “Kur’an’ı kaldırdı.”… Ulaşım aracının camından dışarı bakarken hep aynı şeyi düşünüyorum: Bu kadar kolay konuşanların kaçı gerçekten Atatürk’ün ne yaptığını, neye inandığını, dinle ilgili ne söylediğini okudu? İşte bu yüzden bu satırları yazmak istedim. Çünkü artık susmanın, iftirayı onaylamak anlamına geldiği bir noktadayız.
“Dinsiz” Diye Yaftaladıkları Adamın Çocukluğu
Atatürk’ü sadece nutuklardan, duvarlardaki fotoğraflardan, bayram törenlerinden tanıyan bir kitle var. Oysa onun hikâyesi, amin alaylarıyla mahalle mektebine götürülen küçücük bir çocuktan başlar. Mütedeyyin, din kültürü yüksek bir anne-babadan dünyaya geliyor. İlk dini bilgilerini annesinden alıyor. Mahalle mektebi, ardından Şemsi Efendi Mektebi, Selanik Mülkiye Rüştiyesi, askerî okullar… Hepsinin müfredatında ciddi bir din eğitimi var. Sadece bu da değil; “Caetani’nin İslam Tarihi’ni, Corci Zeydan’ın İslam medeniyetiyle” ilgili eserlerini okuyacak kadar derin bir ilgiye sahip. Öyle ki, liseler için yazdırılan tarih kitaplarının “İslam Tarihi” bölümünü bizzat kendisi kaleme alacak düzeyde bir bilgi biriktiriyor. Yani ulaşım araçlarında yan yana oturduğumuz, “Atatürk dini bilmezdi” diyen nice insandan katbekat daha yüksek bir din kültürü var karşımızda.
Atatürk’ün Derdi Din Değil, Dinin İstismarıydı
Atatürk’e yönelik en büyük haksızlık, onun dinle değil laiklikle anılıp, laikliğin de “dinsizlik” gibi sunulmasıdır. Oysa Atatürk, dini lüzumlu bir kurum olarak görüyor; “Dinsiz milletlerin devamına imkân yoktur” diyebilecek kadar da net konuşuyor. Onun derdi, Kur’an’ın özüyle, Hz. Muhammed’in getirdiği saf İslam’la değil; savaşı tam aksine bidatlarla, hurafelerle, cehaletle ve din tüccarlığıyla… Bu yüzden şeyhlere, dervişlere, mürit ağalıklarına, dini siyasetin basamağı yapanlara karşı çıkıyor. “Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz” derken hedefinde din değil, dini kullanarak halkın sırtına binenleri hedef göstermiştir.
Laiklik: Dinsizliğin Değil, Hakiki Dindarlığın Koruması
Bugün hâlâ bazıları inadına görmezden gelse de Atatürk laikliği şöyle tarif ediyor özünde: Laiklik, asla dinsizlik değildir; tam tersine, sahte dindarlıkla ve büyücülükle mücadele imkânı sağlar, gerçek dindarlığın önünü açar. Yani laiklik, dine karşı değil; dini sömürenlere karşı bir kalkandır. Camiyi siyaset kürsüsüne çevirmek isteyenin, Allah’ın adını kendi iktidarına kalkan yapanın önüne çekilmiş bir set. Laiklik sayesinde kimse kimsenin imanını ölçemez, kimse “şu partiyi tutan cennete gider, bu partiyi tutan cehenneme” diyemez. İnanç, yeniden olması gerektiği yere, insanın vicdanına döner.
Kur’an’ı Milletin Anlayacağı Dile İndirmek
Atatürk’ün din konusundaki en büyük hamlelerinden biri, Kur’an’ın ve temel dini kaynakların Türkçeye çevrilmesini sağlamasıdır. Çünkü şuna inanıyor: İnsan, en derin duygusunu kendi dilinde ifade eder; dua da anlam da anadille güçlenir. Yaptığı girişimler ile din istismarına karşı tebdirler almak istemiştir. Bu yüzden Kur’an’ın Türkçe meal ve tefsirini hazırlatıyor; Elmalılı Hamdi Yazır’ın tefsiri, Buhari hadisleri devlet eliyle bastırılıp Anadolu’nun dört bir yanına ücretsiz dağıtılıyor. Camilerde Türkçe Kur’an okunuyor, hutbeler Türkçe veriliyor, bir dönem ezan Türkçe okunuyor. Amaç çok net: Halk neye “amin” dediğini bilsin. Dini, aracılardan değil, kitabın kendisinden ve sahih kaynaklardan da öğrenilsin. Bununla da yetinmiyor; ilkokullarda “Cumhuriyet Çocuğunun Din Dersleri” okutuluyor. Din eğitimi, kulaktan dolma bilgiyle değil, okulla, sistemli eğitimle verilsin istiyor.
Diyanet’in Kuruluşundaki Niyet
Bugün kimi çevreler Diyanet’i Atatürk’ün “dinden kopuş projesi” diye yaftalamaya çalışsa da gerçek tam tersidir. Atatürk, “din oyunu aktörleri”nin sahneyi ele geçirmemesi için din işlerini düzenleyecek kurumsal bir yapı kuruyor: Diyanet İşleri Başkanlığı. Bu kurum Atatürk’ün kıymetini ne kadar biliyor? Son zamanlarda sizler de şahit oluyorsunuz! Din, menfaat ve iktidar aracı olmasın, Hurafeler yerine ilim konuşulsun, Din adamı, çıkar için değil, hakikat için konuşsun. Bakın, ilk Diyanet İşleri Başkanı Rıfat Börekçi’yi huzuruna her gelişinde ayağa kalkarak karşılıyor. “Paşam, beni mahcup ediyorsunuz” dediğinde aldığı cevap şu: “Din adamına saygı göstermek, Müslümanlığın icaplarındandır.” Bu cümleyi kuran adamı “dinsiz” ilan etmek, en hafif tabirle insafsızlıktır.
Kur’an’a Saygı, İnanca Mahremiyet
Atatürk, Kur’an’ın yalnızca ses olarak değil, anlam olarak da okunmasında ısrar ediyor. Hem Arapçasının güzel sesle okunmasını teşvik ediyor, hafızları övüyor; hem de “sadece Arapça okuyup hiç anlamamak” döngüsünü kırmak için Türkçeye çevirtip yorumlatıyor. Kendi kişisel inancını ise vitrine koymuyor. Allah’la ilişkisini, kalbin en mahrem köşesinde tutuyor. Mektuplarında “Allah nasip ederse… Cenab-ı Hak takdir etmişse ahirette kavuşuruz” gibi ifadeler kullanacak kadar doğal bir dille inancından söz ediyor, ama bunu siyasi söylemin süsü hâline getirmiyor. İşte diğer liderlerle fark burada: Bir tarafta her cümlenin başına “Allah, kitap, peygamber” deyip arkasından dünyalık hesap yapanlar… Diğer tarafta inancını vicdanında taşıyıp, dinin üzerinden değil, dinin önünü açarak siyaset yapan…!
Ulaşım Araçlarında Yan Yana Geldiğimizde…
- Şimdi dönelim Silifke–Karaman yoluna, Kocaeli–İstanbul hattına… Yan koltuğuma oturan, molada çay içerken yan masadan seslenen herkese bir sorum var: Atatürk’e “dinsiz” derken,
- Kur’an’ın Türkçe tefsirini ve mealini bizzat o hazırlattı, biliyor musunuz?
- Diyanet’i kuran, camilerin bakımına bütçe ayıran, tarihi camileri koruma altına alanın o olduğunu duydunuz mu?
- Hutbelerin Türkçe okunmasını, dinin anlaşılır olmasını istediğini hiç okudunuz mu?
- Laikliğin hakiki dindarlığın önünü açtığını söylediğinden haberiniz var mı?
Bunların hiçbirini bilmeden “dinsizdi” demek, aslında hem dine hem de hakka aykırı.
Son Söz: İftiranın Değil, Hakikatin Yanında Durmak
Atatürk, ne bir “din kahramanı” diye putlaştırılacak bir din adamıydı ne de “dini yok sayan” bir zorba. O, dini bireyin vicdanına teslim eden, Müslümanlığın özünü hurafelerden, siyasetin kirinden arındırmaya çalışan bir devlet adamıydı. Din istismarına karşı sertti; dine değil. Bugün bir yolculuğunuzda, bir kahvehanede, bir aile sofrasında Atatürk’e “dinsizdi” diyeceksek, önce şu soruyu kendimize sormamız gerekiyor: Ben gerçekten neye dayanarak konuşuyorum? Belki de bu soruyla başlamak hem dinimize hem tarihe hem de kendimize karşı en büyük dürüstlük olacaktır.
Kaynakça
Gazeteler
Asaf İlbay, Tan Gazetesi, 13. 07. 1949
Makaleler
Ali Sarıkoyuncu, “Atatürk, Din ve Din Adamları”.
Eyüp Şimşek, “Atatürk’ün Din Eğitimi İle İlgili Görüşleri”.
Osman Zümrüt, “Atatürk’ün Kur’ân’a Bakışı”.
Şayan Ulusan. “Atatürk Dönemi Din Uygulamaları (1923-1938) (Yorumlar, Eleştiriler, Değerlendirmeler)”.
Kitaplar
Atatürk, MK., Nutuk (Vesikalar), Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları, Ankara, 1991.
Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, C. I-III, Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları, Ankara, 1989.
Ali Sarıkoyuncu, Atatürk, Din ve Din Adamları, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınlar, Ankara, 2013.
Demirer, E., Din, Toplum ve Kemal Atatürk, Kardeş Matbaası, Ankara, 1969.
Ethem Ruhi Fığlalı, Atatürkçü Düşünce El Kitabı, ATAM, Ankara, 1998.
İsmail Yakıt, Atatürk ve Din, Ötüken yayınları, İstanbul, 2016,
İnan, A.M., Atatürk’ün Not Defterleri, Gündoğan Yayınları, Ankara, 1996.
Sadi Borak, Atatürk ve Din, İstanbul, 1962.
Utkan Kocatürk, Atatürk’ün Fikir ve Düşünceleri, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara, 1999.
Not: Kaynakçalar akademik gösterim değildir.
