Çorap Söküğü
BİZİM MAHALLEDE DEMOKRASİ BAŞKA
Kimse kendini emniyette hissetmiyor.
Ama merak etmeyin, herkes endişelenmekte özgür! Demek ki bazı özgürlüklerimiz hâlâ yerli yerinde.
Kime sorsam kaygılı, kime baksam tedirgin. Herkesin aklında aynı soru:
- Bir şey olacak ama ne zaman, kime, nerede?
*
Memleketçe müneccim olduk. Geleceği bilmiyoruz ama kötü bir şey olacağını hepimiz hissediyoruz.
Bir gece ansızın… Şafak vakti… Sabahın köründe…
Korkunun mesaisi yok; fazla mesai ücreti de yok.
Bazen kapı çalıyor, bazen telefon. Bazen bir haber düşüyor, bazen bir isim eksiliyor hayattan. İnsan, kendi gölgesinden bile şüphe eder hâle geliyor.
*
Aykırı bir söz mü söyledin?
- Buyur, ifade özgürlüğünün uygulamalı eğitimine!
Gazeteciysen haberinle, yazarsan cümlenle, sanatçıysan sanatınla, siyasetçiysen sözünle sınanabilirsin.
Özgürlük var elbette (!)
Yeter ki konuşmadan önce düşün, düşündükten sonra bir daha düşün. Sonra da susmayı düşün.
İşte sana özgür düşüncenin incelikleri (!)
*
Memlekette dört mevsim aynı hava:
- İlkbaharda kaygı, yazın endişe, sonbaharda tedirginlik, kışın korku.
Yedi gün yirmi dört saat hizmet veren bir korku düzeni. Kesintisiz yayın, reklamsız yayın!
‘Demokrasi’ desen adı var. ‘Hukuk’ desen üzerine konuşan çok. ‘Özgürlük’ desen herkesin dilinde. Gelgelelim, kimsenin içi rahat değil, yüzler gülmüyor.
“Mide açlığa dayanmaz” derler. Beyin alışır mı açlığa?
Alışıyor galiba. Hele insan, düşünsel açlığını tokluk sanmaya başlamışsa…
Bazıları dışarıda fırtına koparken kendi penceresinden güneşli havayı seyrediyor. Bir yerde adalet tartışılırken kimileri sofranın tuzuna bakıyor. Bir yerde özgürlük daralıyorken, kimileri koltuklarının rahatlığını ölçüyor.
*
Bir de alkış meselesi var.
Yanlış mı yapıldı? Alkış! Haksızlık mı edildi? Alkış!
Çünkü bazıları için vatanseverlik, yönetenlerin her yaptığını doğru saymaktır.
Oysa insan, ülkesini sevdiği için de itiraz edebilir.
Mustafa Kemal Atatürk'ün sözü kulaklarımızda:
- Vatanını en çok seven görevini en iyi yapandır.
*
Sözüm sanadır, hey sen!
Adaletsizliğe uğrayanın kim olduğuna bakmadan yanında dur. Yanlışı kimin yaptığına değil, yanlış olup olmadığına bak.
Vatan sevgisi bazen alkışlamamak, bazen itiraz etmek, bazen de herkes susarken konuşmaktır.
Ama bizde işler biraz farklı yürüyor.
Bizim mahalle yaparsa ‘hizmet’, öteki mahalle yaparsa ‘felaket’. Bizimki hata yaparsa ‘insanlık hâli’, öteki yaparsa ‘memleket meselesi.’
Böyle böyle bölündük. Birbirimizi tanımadıkça korkularımız büyüdü.
Birinin yanlışını eleştirirken ötekinin yanlışına göz kapatmanın adı ilke olabilir mi? Demokrasi, yalnızca ‘bizimkiler’ kazandığında hatırlanacak bir kural mıdır?
Kusursuz bir kurtarıcı aramayalım. Önce ortak bir doğru arayalım.
Vakit, kim haklı kavgasını büyütme değil, hakkı birlikte savunma vaktidir.
Demokrasi, yalnızca taraf olduğumuz mahallenin hakkını koruyorsa demokrasi değildir. Her mahallenin hakkını koruyabildiği ölçüde demokrasidir.
*
Bir tahmininiz var mı?
Hangi ülkenin sabahında kapı sesleri insanı irkiltiyor, hangi ülkenin akşamında insanlar yarın başlarına ne geleceğini düşünüyor?
Belki de bir ülkenin adını söylemeden de herkes nereden söz edildiğini anlıyordur.
Ama biraz edebiyata başvuralım.
Orhan Veli ne diyordu?
“Bir yer var, biliyorum;
Her şeyi söylemek mümkün;
Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;
Anlatamıyorum.”
Ey, Orhan Veli!
Her şeyi söylemenin mümkün olduğu o yer neresi?
Haritada var mı, yoksa yalnızca şiirde mi?
Her şeyi söylemek mümkünse neden anlatamıyorsun? Yoksa mesele söylenecek sözün çokluğunda değil de sözü söyleyebilmenin bedelinde mi?
*
Bitirirken…
Belki de o yer, düşüncenin suç, itirazın ihanet sayılmadığı bir ülkedir.
Bir bilen varsa söylesin. Yalnız, adresi verirken sesini kısmak zorunda kalmasın!
Artık veda vakti…
Bir düşünce düştü aklıma, çıkmak bilmedi, bir soru takıldı kafama, susturamadım:
- Her şeyi söylemenin mümkün olduğu o yeri bulursak hep birlikte mi gideceğiz, yoksa yine herkes kendi mahallesini mi seçecek?
