Çorap Söküğü
KOLTUK DÜŞER, VİCDAN KALIR
Meğer memlekette ne çok hukukçu varmış.
Hepsi de uzmanlık alanını rakibinin başına gelenlerden öğrenmiş.
Dün “hukuk” diyenler bugün “hak etti” diyor.
Çünkü bazılarına göre hukuk, adalet değil; rakibe uygulanan tarifedir.
Vahap Seçer tutuklandı.
Abdullah Özyiğit tutuklandı.
Ahmet Serkan Tuncer tutuklandı.
Ve beklenen koronun sesi yükseldi:
- Hıh!
Ardından ikinci koro:
- Hah!
Memleket rahatladı.
Bazılarının uykusu düzeldi.
Bazılarının iştahı açıldı.
Bazılarının da koltuk rüyaları nihayet renklendi.
Nohutlu pilav kazanı kaynıyordu.
Herkes sıradaydı.
Demokrasi için değil.
Lokma için.
*
Fal baktıranlar vardı.
Kahve fincanında operasyon haritası çıkaranlar…
“Dalga dalga gelecek” diye sevinenler…
“Daha kimler var?” diye liste isteyenler…
Rakibinin düşüşünü kendi yükselişinin önsözü sananlar…
Bunlar siyasetçi değil.
Siyasi meteoroloji uzmanı.
Fırtınayı bekliyorlar.
Yağmur yağsın diye dua ediyorlar.
Ama ıslanacaklarını hesaba katmıyorlar.

Bir de herbokolog tayfası var.
Medyada öfke.
Sosyal medyada kin.
TV stüdyolarında ahkâm.
Klavyelerde infaz.
Kahvelerde karar.
Savcıdan önce iddianame.
Mahkemeden önce hüküm.
Bizde adalet bazen o kadar hızlı çalışıyor ki mahkemeye ihtiyaç kalmıyor.
*
Macellan dünyayı dolaştı.
Biz aynı cümlenin etrafında dönüp duruyoruz.
- Süreç hukuki değil, siyasi.
*
31 Mart'ta Mersin konuştu.
Sandık konuştu.
Millet konuştu.
Şimdi birileri o konuşmanın sesini kısmaya çalışıyor.
Başkan tutuklanabilir; seçmenin oyu tutuklanamaz.
Koltuk boşaltılabilir; sandık boşaltılamaz.
Belediye mühürlenebilir; halkın iradesi mühürlenemez.
Bunu anlamak için anayasa profesörü olmaya gerek yok.
Sandığa gitmiş olmak yeter.
*
Vahap Seçer'in söylediği söz meselenin tam ortasına oturuyor:
“Yalnızca şahsıma değil, 31 Mart’ta sandıkta ortaya çıkan Mersin halkının iradesine de ağır bir müdahalede bulunulmuştur.”
Mesele budur.
Bir kişi değil.
Bir makam değil.
Bir parti değil.
Bir kentin iradesi.
Yaklaşık 2,5 milyon insanın yaşadığı bir kentten söz ediyoruz.
2,5 milyon insanın iradesi…
Bir tutuklama kararıyla ortadan kalkmaz.
Çünkü demokrasi, seçmenin oyunu alıp sonra seçmeni kapının dışında bırakmak değildir.
Sandık kurup sonucu beğenmeyince sandığı suçlamak hiç değildir.
Vahap Seçer’in cümlesi açık:
“Benim başıma geldi” demiyor yalnızca.
“Mersin'in başına geldi” diyor.
Mesele artık bir belediye başkanının başına gelen değildir.
Mesele, seçmenin verdiği oyun başına gelendir.
*
Bugün sevinenlere küçük bir hatırlatma:
Hukuk bumerangdır.
Bugün “oh” dediğiniz karar, yarın kapınızın zilini çalabilir.
Bugün “hıh” dediğiniz insan, yarın sizin yerinize bakıyor olabilir.
Bugün “hah” dediğiniz yöntem, yarın sizin adınızı dosyaya yazabilir.
Siyasette en tehlikeli cümle şudur: “Bana bir şey olmaz.”
Çünkü tarih, o cümlenin mezarlığıdır.
*
Bazıları hâlâ pilav kazanının başında.
Kaşık ellerinde.
Gözler kazanda.
Bekliyorlar.
Yeni isim.
Yeni operasyon.
Yeni manşet.
Yeni sevinç.
Ne güzel memleket!
Yazın bunu sinek pislemedik bir yere: Başkasının felaketinden bayram çıkaranların bayramı uzun sürmez.
Çünkü çorap söküğüdür bu.
Bir yerinden çekersiniz.
Bir ilmek çözülür.
Sonra bir tane daha.
Sonra bir tane daha.
En sonunda anlarsınız:
Sökülen çorap değil, hukuka olan güvenmiş.
*
Mevki beş para etmez.
Zira etiket uçar, çevre dağılır bir gün.
Koltuk düşer.
Vicdan kalır.
Seçer diyor ki:
- Biz hukuka, adalete ve milletimizin vicdanına inanıyoruz.
Geriye zaten bunlardan başka güvenilecek fazla bir şey kalmadı.
Baş dik.
Vicdan rahat.
Mesele artık yalnızca kimin tutuklandığı değil.
Nasıl bir ülkede yaşamak istediğimiz.
Bir gün herkesin susacağı bir ülke mi?
Yoksa herkesin konuşabileceği bir ülke mi?
Rakibine yapılan hukuksuzluğu alkışlayanların güven içinde yaşayacağı bir ülke mi?
Yoksa hukukun rakip-müttefik ayırmadığı bir ülke mi?
Karar bizim.
Ve tarih…
Hiçbir şeyi unutmaz.
Kim alkışladı?
Kim sustu?
Kim sevindi?
Kim itiraz etti?
Kim “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” dedi?
Hepsi yazılır.
Sonra bir gün…
O defter açılır.
O gün “hıh” yetmez.
“Hah” hiç yetmez.
Pilav da kurtarmaz.
Çünkü adalet soğuk servis edilmez ama gecikirse de kimsenin iştahına bakmaz.
Hıh!
Hah!
Kaşıkları bırakın.
Memleketin kazanı sizin pilav tencereniz değil.
