KELOĞLAN
Göçler daha haziran ayının ilk günlerinde başlar yaylalara. Hava sıcak mı sıcak, 2001 Ağustos'unun onu, serinlemek için arabamızla binip Mara (Kırobası)'ya doğru yola çıktık.
Deniz seviyesinden yüksekliği 1800 metre. Silifke'ye uzaklığı 110 km. Torosların zirvesindeki Gömük Yaylası.
Yol boyu sağlı sollu çadır, ev, insan aradı dağlarda gözlerim. Silifke türküsünde şöyle diyor:
"Yaz gelirde her goyaklar yurt olur,
Güz gelir de birer alaca gurt olur."
İşte Toroslar da yaz gelmeden güz gelmiş. Ne kervan geçer yollarında, ne kuş öter dağlarında. Kendi yazdığım şiirimden bir dörtlük:
Gel gara geçilim bizde göçelim
Gömük yaylasına çadır açalım
Engin goyaklardan yurtlar seçelim
Susayıp yanınca ayran içelim
Ekinler biçilip saplar saman olmuş, teknoloji sayesinde. Patos- avurucu (sapları öğütüp samanı tanesinden ayıran makina)'yu görünce, Ümmü teyze eski günlerini içini çekerek anlattı: "Biz ekini ennik (*)orakla biçerdik günlerce. Eşek ve deve ile çekerdik harmana. İki düven gölüğü" (**) gözleri bağlı günlerce dönerdi sapın arasında, öğütmek için. Hele sapta taplıysa (fazlaysa) vay haline.
Sürülen harmanı savurmak için elimize alırdık yabayı. Beklerdik yel essin de atalım diye. (samandan taneyi ayırmak) Yel yoksa hemen bir keloğlan yapardık. Bir çöp dikerdik yere, ince ipliğe bağlanmış bir başak sapı bağlar asardık oraya. Yel ne taraftan eserse o tarafa savururduk harmanı. Yel yoksa çağırırdık; haydar haydar! Diye. Çok fazla esiyorsa, durunca rüzgar durdu demezdik. Rüzgarın adı durdu, şimdi duyar gelir, şeytan gulağına gurşun galdı, yel galdı derdik" dedi.
İşte Ümmü tezyezimizin anlattığı geçmişteki harman zamanı. İnsan şöyle bir düşünüyor da teknoloji hayatın içine girince her halde kültürümüz yok oluyor.
Kaynak Kişi: Kabasakallı Köyü Ümmü Kocabıyık
* Ennik: Ekin biçerken ele takılan tahtadan oyulmuş ağaç parmaklık. Parmağı orak kesmemesi için kullanılır.
** Düven gölüğü. Düveni süren at.
