Karayazılı Başım
Karaçadırlarda yaşayan yüzleri ak, kaderli gara gadınlar!
Yörük obalarında ne kutlanacak bir gün, ne onlara karşı saygı, sevgi; işte ince ruhlu gadınların kararmış ruhları, yıkılmış umutları, dünyadan, yaşamadan bezmiş gadınlar.
Onbeş-onaltı yaşına gelmiş Yörük gızları gönül vermek, sevmek nedir bilmeden büyüklerin töre kurbanı oluyorlar.
Atalarımızın bir sözü var “gomşudan gız almak, galaylı tasdan su içmeye benzer”, gızın oğlanın haberi olmadan söz keser büyükler. Gençler duyunca “ne gadar almayız” diye çırpınsalar da nafile, ümitleri kanatları kırılıp, boyun eğerlermiş evliliğe. Bu yuvayı severek veya sevmeyerek yürütmek mecburiyetindelermiş. Gelinin anası babası “O eve al dudak girdin, ak kefenle çıkacaksın” deyip gızlarına geri dönme ümidi vermiyorlarmış.
Bu gadın yoksulluğa mı katlansın, törelere mi, çektiği acılara mı? Gün geçer gelin genç yaşta anne olur. Geçim sıkıntıları başlar. Gendi küçük, cahil, yük ağır ve baskılı. Gadın ağzıyla guş kapıp, iğneyle kuyu kazsa bile kimin gözünde...
Yörük obalarında gadına zulüm etmek onlara göre bir kanunmuş. Hangi erkek garısını iyi döver, golunu, kafasını kırarsa o adam övülerek gonuşulurmuş.
Analar doğurgan olduğu gadar üretkendir. Halı, kilim, top top gumaş dokur, bu dokumanın hepsi kılı kıla ulaşmakla meydana gelir.
Gadınlar evinin gadını olsa işini bilir, ama sabah sırtında çocuk ekinciyle ekinci, çiftçiyle çiftçi, arıkcıyla arıkcı (develerle yük çekene denir) bu işler yoksa zaten davar çobanlığı yaparmış.
Gadınlar, büyüklerin yanında ne çocuklarını sever, ne de gocaları ile şakalaşabilirlermiş. Onlar aynı çadır altında on onbeş horantayla yatarlarmış. İşte bu yaşamaktan da öte bir iş...
Garnında bebek, üçdört kova su alan tuluk sırtında, önünde oğlak, davar, tepe-koyak demeden koşup durmuş. Ne gadın sığınma evi var, ne de garakol hakkını müdafa edebiliyor. “Onu ben yapmadım” dese yine dayak. O dönemde cahil insanlar her işi dayağın çözeceğini zannedermiş.
Hindi ki gadınların her işi bilmesi şart değil, maddiyat ve güç bilinmeyenleri kapatıyor. O zaman bu var mıydı?
Bir işi bilmiyor veya gücü yetmiyorsa, hemen azarlar veya dövülür, gocasının dövmesi yetmiyormuş gibi evde bulunanların hepsi gadını dövme yetkisine sahiplenirmiş. Bu zulümleri yaşayan gadın yaşamına veya başındaki erkeğine kahretmedi mi? Kimbilir neler söyledi.
Ben bilirim ebemi; dedem döverdi ve giderdi. Ebem de ardı sıra? “salların kirtilsin, gurşunlar aksın, ayılar yarsın” diyerek intizar ederdi.
Ne zaman Aziz Atatürk gadın haklarını verdi, gadınlar biraz olsun çileden gurtuldu.
