HEY GİDİ FELEK HEY!
Yetiş Osman'um yetişss!.. Bacığı eller aldı, yadellere agurd arkamdan yuuu! Diye uzun uzun ünlemesi hala kulaklarımız turmalıyor.
Otururken laf lafı aştı. Geniş alınlı, keskin bakışlı, iri siyah gözleri, büzük ağzıyla 70 yaşını gösteren Sıddıka Hala köyde oturuyordu.
Gençler evlilikten, ondan bundan anlatırken, oda kuru kuru dinliyordu. Ağarmış saçları kalın siyah çerçeveli iri gözlüğünün altından ışıl ışıl kara gözlerinden dökülen sevgi, bir anda bulutlanan yüzü, yağmura dönüşüp akıverdi gözlerinden. Irkilerek dizlerinin üzerine oturdu.. "Siz bir durun beni dinlen."
Herkes püs-yas. "Yaşım daha güçüktü, dağda bir oda daştan bir evde oturuyorduk. Beş oğlanın en güçük bacısıydım. Abimin üçü yaylada, biri eskere gedeceğinde gara sevdadan, öbürü ise, esker dönüşü ince hastalıktan öldüler. Ben, anamla birlikte sahilde galdık. Aylardan ağustos, evimiz ormanda olunca oralara avcı gelirdi. Beni görmüşler. Dört gişi geldi aşam üstü, omuzları tüfekli, su istediler, verip dışarı çıktım. Onlar da çıktı, kollarımı tutup beni sürüdüler.
Yıllarca çektiği acıdan kül kakış olan anam 110 kilometre uzaktaki abime çağınıyordu. Yetiş Osman'ım yetişşş!.. Diye ünleyişi dağlara yankı yapıyordu. Epey getdik, ortalık garardı, ayağım yalın, başım çıplak üstümdeki alık dilik dilik oldu. Birisi babıcını çıkarıp bana geydirdi. Bu adama mı götürüyorlar beni? Göksu'dan karşıya geçiyorduk. Cibildaktan geçdik, göbedi geçerken kollarının arasından nasıl sıyrılıp suya daldım. Boğulayım da bilmediğim adama varmayayım, beni öyle dutdular ki, garşıya geçdik. Orada ikisi beni bekledi, ikisi gedip bana sırt getirdiler. Getdik, ayakkabı veren adamın evine ışık yok, lamba yok. Adamın yüzünü sabah gördüm. Yeşil gözlü, sarışın, yakışıklı bir adam gocam oluverdi."
"Hey gidi felek hey!.. Kimine gavin yedirir, kimine kelek" diye 1948'lerdeki yaşamını bir çırpıda anlatıverdi Sıddıka Hala.
Yadellere agurd: Uzaklara götürmek
Kaynak Kişi: Dervişli Köyü Sıddıka Kor
