GİDİŞ O GİDİŞ
Annemin Havva Ninesinden (merhum), yirmi yıl önce dinlediğim hayat hikayesini sizlerle paylaşmaya çalışacağım. "Bizim zamanımızda ne ot, ne ocak, ne at-eşek, ne gonu-gomşu, dağlardı evimiz, ağaçlardı sırdaşımız. Goyunlar, guzular, davarlardı gardaşlarımız. Onlarla yattık, onlarla gakdık. Ondört yaşımda gelin oldum. Beş yıl evli galdık, üç oğlum oldu. Gocami seferberliğe çağırdılar. Daha gitmeden ayrılığın acısı çökmüştü yüreğime. Gidişi olacak dönüşü olmayacak diyordu, birileri içimden.
Bir sabah erkenden Zülüfke (Silifke)'ye şubeye gittiler. Gaynanam kimden duyduysa, "Esker bogun Susanoğlu'nda hangarda yatacakmış." diye söyledi. “Akşam vakti bir çörek gömdüm (pişirdim). Sırtıma bağladım, yağlığımı çıkardım, zıbınımı ters giydim, kimseye söylemeden yola düştüm. Bir göçüm arası var (10 km). Ayın aydığı süt gibi (ortalık aydınlık), esker goyun gibi yatmış guma. Nasıl bulurum gocamı bunların içinde, diye orada durdum, düşündüm.
Bir esker gakdı, bana doğru geliyor. Adımı söyledi. Bir de baktım gocam. Niye geldiğimi sordu. Gorgumdan yalınğız "helallaşmaya" dedim. Çöreği verip, bir daha görüşüp ayrıldık. Çocuklara iyi bakmamı söyledi.
Aylar geçti ne tel, ne mektup, ne habar, ne teskere; gidiş o gidiş. Evde benden 15 yaş küçük gaynım vardı. Büyüdü onu aldım. İki oğlum, bir gızım oldu. Gızımı elli yaşımda doğurdum. Ben yaşlandım, gocam genç, üstüme eş getirdi. Neler yaşadım neler."
Bir yaşlıyla sohbet ederken, geçmişini, hep içini çekerek, özlemle anlatır. Fakat Havva Nine, geriye dönüp bakmak istemediğini söyler:
"Bu Türkiye, vatan, golay mı gazanıldı sanırsınız? Seferbellik üstüne seferbellik, gelinler gocasız (kocasız) galdı, bebekler babasız, geride yürekleri yanık analar, bacılar galdı."
Kaynak Kişi: Kabasakallı Köyü Havva Çomak (98)
