Dr. Halil DÖLEK
Köşe Yazarı
Dr. Halil DÖLEK
 

SONBAHAR’DA ROTTERDAM: ERASMUS’TAN AVRUPA BİRLİĞİ’NE, AVRUPA’DAN TÜRKİYE’YE

SONBAHAR’DA ROTTERDAM: ERASMUS’TAN AVRUPA BİRLİĞİ’NE, AVRUPA’DAN TÜRKİYE’YE Sonbaharda yolumuz bu kez Rotterdam’a düştü. Medya sektörünün uluslararası çatı kuruluşu Distripress’in yıllık toplantısı vesilesiyle bulunduğumuz bu şehirde, sektörün geleceğini değerlendirme fırsatı da bulduk. Yıllardır aktif görevler üstlendiğim Distripress’in bu yılki gündeminde dijital medya, sosyal medya, hibrit yayıncılık ve yapay zeka vardı. Çünkü yazılı basından dijital medyaya geçiş artık bir gelecek öngörüsü değil, yaşadığımız bir gerçek. Uluslararası katılımcıların bilgi ve deneyimlerini paylaşmaları da toplantının en değerli yönlerinden biriydi. Rotterdam’da hayatımın en önemli ödüllerinden birini, dünyanın saygın yayın kuruluşlarından biri ve küresel bir marka olan Financial Times gazetesinden aldım. Kolay değil; 35 yıllık bir meslek beraberliğinin ardından, değerli meslektaşlarım Janet White, Ian Denhard ve Josef Redondo tarafından bana verilen “Lifetime Achievement Award” (Yaşam Boyu Başarı Ödülü), meslek hayatım boyunca unutamayacağım anılardan biri olarak kalacaktır. Ancak Rotterdam ziyaretini yalnızca medya sektörüyle sınırlamak mümkün değil. Bu şehir, Avrupa düşünce tarihinin ve Avrupa Birliğinin fikir babası ve önemli isimlerinden Erasmus van Rotterdam’ın da doğum yeri. 1270’li yıllarda Rotte Nehri üzerine inşa edilen set çevresinde gelişmeye başlayan Rotterdam, 1340 yılında şehir statüsü kazanmış. Deniz ticaretindeki stratejik konumu sayesinde hızla büyüyen şehir, 1940 yılında Nazi Almanyası’nın bombardımanıyla büyük ölçüde yıkılmış. Savaş sonrasında ise yeniden inşa edilerek modern mimarisiyle Avrupa’nın önemli metropollerinden biri hâline gelmiş. Bugün Rotterdam, Avrupa’nın en önemli liman ve ticaret merkezlerinden biri. Kent, farklı kültürlerin izlerini taşıyan yaşamı, zengin mutfağı, modern mimarisi ve tarihi kimliğiyle önemli bir çekim merkezi olmayı sürdürüyor. Rotterdam’dan yaklaşık 30 dakikalık tren yolculuğuyla ulaşılabilen Delft’i de mutlaka görmek ve gezmek gerekir. Orta Çağ’dan izler taşıyan, tarihî dokusunu büyük ölçüde korumuş masalsı Delft, Hollanda’nın en önemli şehirlerinden biridir. Rotterdam’ın dünyaya armağanı: Erasmus 1466 yılında Rotterdam’da doğan Desiderius Erasmus van Rotterdam, Avrupa hümanizminin en önemli düşünürlerinden biridir. Bugün onun adını taşıyan Erasmus Köprüsü, Erasmus Üniversitesi ve Avrupa’nın öğrenci değişim programı Erasmus ve bursu bu büyük düşünürün mirasının farklı alanlardaki yansımalarıdır. Ne var ki Türkiye’de Erasmus programından veya burslarından yararlanmak isteyen birçok gencimize bu ismin nereden geldiğini sorduğumuzda, çoğu zaman yeterli bir cevap alamıyoruz. Oysa Erasmus yalnızca bir burs veya öğrenci değişim programının adı değil; Avrupa düşünce tarihinin önemli bir figürüdür. Erasmus’un düşünce dünyasında Hristiyan inancı, klasik eğitim, insani değerler, hoşgörü ve Avrupa’daki savaşların sona ermesi önemli yer tutuyordu. Yaşadığı dönemde prenslikler ve krallıklar arasındaki çatışmaların sona ermesini, barışın sağlanmasını ve ortak bir Avrupa kültürünün oluşmasını savunuyordu. Ancak burada tarihsel bir çelişkiye de dikkat etmek gerekiyor. Hümanizmin ve hoşgörünün önemli temsilcilerinden biri olan Erasmus’un bazı görüşleri, yaşadığı dönemin şartları ve önyargılarıyla yakından ilişkiliydi. Bu durum bize önemli bir gerçeği hatırlatıyor: Batı düşüncesinin büyük isimlerini değerlendirirken yalnızca insanlığa kazandırdıklarına değil, aynı zamanda dönemlerinin önyargılarına ve dışlayıcı düşüncelerine de bakmak zorundayız. Fakat geçmişi bugünün ölçüleriyle yargılarken tarihsel bağlamı da göz ardı etmemeliyiz. Geçmişte söylenen her söz, söylendiği dönemin koşulları içinde değerlendirilmelidir. Önemli olan, insanlığın bugün ulaştığı evrensel değerleri geçmişin sınırlılıklarının ötesine taşıyabilmesidir. Erasmus’un yaşadığı yüzyıllardan bugüne Avrupa çok değişti. Bugünkü Avrupa Birliği’nin temel felsefesi artık dinî veya kültürel bir üstünlük iddiasından ziyade kalıcı barış, ekonomik iş birliği, ortak hukuk ve demokratik değerler üzerine kuruludur. Savaşlardan Avrupa Birliği’ne İkinci Dünya Savaşı’nın yarattığı büyük yıkım, Avrupa ülkelerini yeni bir birlik arayışına yöneltti. Robert Schuman, Jean Monnet ve Konrad Adenauer gibi isimler, Avrupa bütünleşmesi projesinin şekillenmesinde önemli rol oynadılar. Jean Monnet’nin yaklaşımı özellikle dikkat çekiciydi: Avrupa birliği bir anda kurulamazdı. Önce ekonomik iş birliği sağlanmalı, ardından bu iş birliği daha geniş bir siyasi bütünleşmenin zeminini hazırlamalıydı. Nitekim Avrupa bütünleşmesi büyük ölçüde bu aşamalı anlayış üzerinden ilerledi. Bugünkü Avrupa Birliği’nin önemli temel ilkelerinden biri de “sübsidiyerlik”, yani yerindenlik ilkesidir. Buna göre kararlar mümkün olduğunca vatandaşa en yakın yönetim düzeyinde alınmalıdır. Avrupa Birliği ise üye ülkelerin tek başlarına yeterince etkili biçimde çözemeyecekleri ortak sorunlarda devreye girmelidir. Dolayısıyla bugünün Avrupa’sı, Erasmus döneminin dini ve siyasi sınırlarını aşma iddiasındadır. Fakat geçmişin önyargılarının tamamen ortadan kalktığını söylemek de kolay değildir. Türkiye neden Avrupa Birliği’nde değil? Rotterdam’da Erasmus’u ve Avrupa’nın tarihsel gelişimini düşünürken insanın aklına kaçınılmaz olarak şu soru geliyor: Türkiye neden hâlâ Avrupa Birliği’nin dışında? Türkiye’nin Avrupa ile bütünleşme süreci 1959 yılında Avrupa Ekonomik Topluluğu’na yaptığı ortaklık başvurusu ile başladı. 1963 tarihli Ankara Anlaşması ve 2005 yılında başlayan tam üyelik müzakereleri bu uzun yolculuğun önemli aşamalarıydı. Ancak süreç bugün büyük ölçüde tıkanmış durumda. Elbette bunun demokratik standartlar, hukuk devleti, yargı bağımsızlığı ve insan hakları gibi siyasi ve hukuki nedenleri var. Kıbrıs ve Yunanistan ile yaşanan sorunlar da üyelik sürecini zorlaştıran unsurlar arasında. Bununla birlikte meselenin yalnızca teknik kriterlerden ibaret olmadığı da bir gerçek. Türkiye’nin büyük nüfusu, ekonomik büyüklüğü, tarım politikaları ve Avrupa kurumlarında sahip olacağı temsil gücü, bazı üye ülkeler açısından önemli çekinceler oluşturuyor. Bunun yanında Avrupa’da zaman zaman güçlü biçimde ortaya çıkan kültürel ve dini kimlik tartışmaları da Türkiye’nin üyeliğine yönelik yaklaşımları etkiliyor. Bu nedenle Türkiye’nin Avrupa Birliği ile ilişkilerini yalnızca bir “üyelik müzakeresi” meselesi olarak görmek eksik olur. Mesele aynı zamanda Avrupa’nın nasıl bir siyasi, ekonomik ve kültürel birlik olmak istediğiyle de ilgilidir. Sonuç: Avrupa’nın geleceği geçmişiyle yüzleşmesinden geçiyor Rotterdam’dan ayrılırken aklımda kalan yalnızca modern mimarisi, limanı, Delft’i veya Distripress toplantısı değildi. Erasmus’un düşünce dünyasından bugünkü Avrupa Birliği’ne uzanan tarihsel yolculuktu. Avrupa’nın büyük düşünürleri insanlığa önemli değerler kazandırdı. Ancak onların da kendi dönemlerinin önyargılarından bağımsız olmadıklarını unutmamak gerekiyor. Gerçek tarih bilinci, geçmişin önemli isimlerini putlaştırmak değil; onları başarıları, düşünceleri ve çelişkileriyle birlikte değerlendirmektir. Bugünkü Avrupa Birliği, geçmişteki dini ve kültürel ayrışmaları aşarak barış, iş birliği ve ortak değerler üzerine inşa edildiğini savunuyor. Eğer bu iddia gerçekten evrensel bir değer taşıyorsa, Türkiye ile ilişkilerinde de yalnızca siyasi çıkarları değil; hukuk, demokrasi, karşılıklı saygı ve eşitlik ilkelerini esas almalıdır. Sonuçta Avrupa’nın geleceği, geçmişin önyargılarını ne ölçüde aşabildiğiyle de yakından ilgilidir. Sonbahar’da Rotterdam bana bir kez daha şunu düşündürdü: Avrupa’yı anlamak için yalnızca bugünkü kurumlarına değil, o kurumları doğuran tarihe ve hala devam eden çelişkilerine de bakmak gerekiyor. Bu yoldaki en büyük temennim, Türkiye’nin bir gün Avrupa Birliği’ne tam üye olmasıdır. Batı medeniyetinin, Türkiye ve özellikle ülkemizin genç nesilleri için önemli bir seçenek ve yönelim alanı olduğunun altını bir kez daha çizmek isterim. Avrupa ile bütünleşmenin; demokrasi, hukuk, özgürlük, bilim ve çağdaş uygarlık değerleriyle birlikte Türkiye’nin geleceğine önemli katkılar sağlayacağına inanıyorum. In English  AUTUMN IN ROTTERDAM: FROM ERASMUS TO THE EUROPEAN UNION, FROM EUROPE TO TÜRKIYE.. This autumn, our journey took us to Rotterdam. We were in the city for the annual meeting of Distripress, the international umbrella organization of the media industry, which also gave us an opportunity to discuss the future of the sector. This year, the agenda at Distripress, where I have held active positions for many years, focused on digital media, social media, hybrid publishing and artificial intelligence. The transition from print media to digital media is no longer a prediction about the future; it is a reality we are already living through. One of the most valuable aspects of the meeting was the opportunity for international participants to exchange knowledge and experience. In Rotterdam, I received one of the most meaningful awards of my professional life from the Financial Times, one of the world’s most respected publishing organizations and a global brand. It is no small achievement: after 35 years of professional association, receiving the “Lifetime Achievement Award” from my esteemed colleagues Janet White, Ian Denhard and Josef Redondo will remain one of the most unforgettable memories of my career. However, it would be impossible to limit my visit to Rotterdam to the media industry alone. The city is also the birthplace of Erasmus of Rotterdam, one of the most important figures in the history of European thought and among the intellectual figures associated with the idea of a united Europe. Rotterdam began to develop around the dike built along the Rotte River in the 1270s and was granted city status in 1340. Thanks to its strategic position in maritime trade, the city grew rapidly. In 1940, however, it was largely destroyed by the bombing carried out by Nazi Germany. After the war, Rotterdam was rebuilt and transformed into one of Europe’s major metropolitan centers, distinguished by its modern architecture. Today, Rotterdam is one of Europe’s most important ports and commercial centers. With its multicultural character, rich culinary scene, modern architecture and historic identity, the city continues to be an important destination and center of attraction. Delft, which can be reached from Rotterdam by a train journey of approximately 30 minutes, is also well worth visiting. A fairytale-like city with traces of the Middle Ages and a remarkably well-preserved historic character, Delft is one of the Netherlands’ most important cities. Rotterdam’s Gift to the World: Erasmus Born in Rotterdam in 1466, Desiderius Erasmus of Rotterdam was one of the most important thinkers of European humanism. Today, the Erasmus Bridge, Erasmus University and Europe’s Erasmus student exchange and scholarship program all reflect the legacy of this great thinker in different ways. Yet when we ask many young people in Turkey who wish to benefit from the Erasmus program or its scholarships where the name comes from, we often do not receive a satisfactory answer. Erasmus, however, is not merely the name of a scholarship or student exchange program; he was a major figure in the history of European thought. Christian faith, classical education, human values, tolerance and the ending of wars in Europe occupied an important place in Erasmus’s intellectual world. In the era in which he lived, he advocated an end to conflicts between principalities and kingdoms, the establishment of peace and the development of a common European cultural foundation. There is, however, a historical contradiction that also deserves attention. Some of Erasmus’s views, despite his importance as a representative of humanism and tolerance, were closely connected to the conditions and prejudices of his time. This reminds us of an important truth: when evaluating the great figures of Western thought, we must look not only at what they contributed to humanity, but also at the prejudices and exclusionary ideas of their own era. At the same time, when judging the past by today’s standards, we should not ignore historical context. Statements made in the past should be evaluated within the circumstances of the period in which they were made. What matters is our ability to carry the universal values humanity has reached today beyond the limitations of the past. Europe has changed profoundly since the centuries in which Erasmus lived. The fundamental philosophy of today’s European Union is no longer based on claims of religious or cultural superiority, but on lasting peace, economic cooperation, a common legal framework and democratic values. From War to the European Union The enormous destruction caused by the Second World War led European countries to search for a new form of unity. Figures such as Robert Schuman, Jean Monnet and Konrad Adenauer played important roles in shaping the European integration project. Jean Monnet’s approach was particularly noteworthy: European unity could not be created overnight. Economic cooperation had to come first, and that cooperation would then lay the foundations for broader political integration. Indeed, European integration largely progressed according to this gradual approach. One of the important fundamental principles of today’s European Union is the principle of subsidiarity. According to this principle, decisions should be taken as closely as possible to the citizens they affect. The European Union should intervene where member states cannot effectively resolve common problems on their own. In this sense, today’s Europe claims to have moved beyond the religious and political boundaries of Erasmus’s era. Yet it is also difficult to argue that the prejudices of the past have disappeared completely. Why Is Turkey Not in the European Union? While reflecting on Erasmus and the historical development of Europe in Rotterdam, one inevitably arrives at the following question: Why is Turkey still outside the European Union? Turkey’s process of integration with Europe began in 1959, when it applied for association with the European Economic Community. The 1963 Ankara Agreement and the accession negotiations that began in 2005 were important milestones in this long journey. However, the process is now largely stalled. Of course, there are political and legal reasons for this, including democratic standards, the rule of law, judicial independence and human rights. Problems involving Cyprus and Greece have also made the accession process more difficult. At the same time, it is a fact that the issue cannot be reduced solely to technical criteria. Turkey’s large population, economic size, agricultural policies and the influence it would have within European institutions are important sources of concern for some member states. In addition, cultural and religious identity debates that periodically emerge strongly in Europe also influence attitudes toward Turkey’s membership. For this reason, it would be incomplete to view Turkey’s relationship with the European Union merely as a matter of “accession negotiations.” It is also about what kind of political, economic and cultural union Europe wants to become. Conclusion: Europe’s Future Depends on Confronting Its Past As I left Rotterdam, what stayed with me was not merely its modern architecture, its port, Delft or the Distripress meeting. It was the historical journey stretching from Erasmus’s intellectual world to today’s European Union. Europe’s great thinkers have given humanity important values. Yet we must not forget that they, too, were shaped by the prejudices of their own times. True historical awareness does not mean turning the great figures of the past into icons; it means evaluating them together with their achievements, ideas and contradictions. Today’s European Union claims to have overcome the religious and cultural divisions of the past and to have built itself on peace, cooperation and shared values. If this claim truly carries universal significance, then in its relations with Türkiye it should be guided not only by political interests, but also by the principles of the rule of law, democracy, mutual respect and equality. Ultimately, Europe’s future is closely connected to the extent to which it can overcome the prejudices of its past. This autumn, Rotterdam once again made me reflect on something important: to understand Europe, we must look not only at its institutions today, but also at the history that gave rise to those institutions and the contradictions that continue to shape them. My greatest hope along this path is that Turkiye will one day become a full member of the European Union. I would once again emphasize that Western civilization represents an important option and direction for Türkiye and particularly for the younger generations of our country. I believe that closer integration with Europe, together with the values of democracy, the rule of law, freedom, science and modern civilization, can make an important contribution to Türkiye’s future. Deutsche Version HERBST IN ROTTERDAM: VON ERASMUS ZUR EUROPÄISCHEN UNION, VON EUROPA IN DIE TÜRKEI.  In diesem Herbst führte uns unsere Reise nach Rotterdam. Anlass war die Jahrestagung von Distripress, dem internationalen Dachverband der Medienbranche. Unser Aufenthalt in dieser Stadt bot uns zugleich die Gelegenheit, über die Zukunft der Branche zu diskutieren. Auf der diesjährigen Agenda von Distripress, in deren Arbeit ich seit vielen Jahren aktiv tätig bin, standen digitale Medien, soziale Medien, hybrides Publizieren und künstliche Intelligenz. Denn der Übergang von den Printmedien zu den digitalen Medien ist längst keine Zukunftsprognose mehr, sondern eine Realität, die wir bereits erleben. Einer der wertvollsten Aspekte der Tagung war der Austausch von Wissen und Erfahrungen zwischen den internationalen Teilnehmern. In Rotterdam erhielt ich eine der bedeutendsten Auszeichnungen meines Berufslebens von der Financial Times, einem der angesehensten Medienunternehmen der Welt und einer globalen Marke. Es ist keine Selbstverständlichkeit: Nach 35 Jahren beruflicher Zusammenarbeit wird der „Lifetime Achievement Award“, den mir meine geschätzten Kollegen Janet White, Ian Denhard und Josef Redondo verliehen haben, für mich eine der unvergesslichsten Erinnerungen meiner beruflichen Laufbahn bleiben. Doch mein Besuch in Rotterdam lässt sich nicht allein auf die Medienbranche beschränken. Die Stadt ist auch der Geburtsort von Erasmus von Rotterdam, einem der bedeutendsten Denker der europäischen Geistesgeschichte und einer wichtigen Persönlichkeit im europäischen Denken über ein geeintes Europa. Rotterdam begann sich in den 1270er-Jahren rund um den am Fluss Rotte errichteten Deich zu entwickeln und erhielt 1340 das Stadtrecht. Dank seiner strategischen Lage für den Seehandel wuchs die Stadt rasch. Im Jahr 1940 wurde sie jedoch durch die Bombardierung durch Nazi-Deutschland weitgehend zerstört. Nach dem Krieg wurde Rotterdam wieder aufgebaut und entwickelte sich mit seiner modernen Architektur zu einer der bedeutenden Metropolen Europas. Heute ist Rotterdam eines der wichtigsten Hafen- und Handelszentren Europas. Mit seinem multikulturellen Charakter, seiner vielfältigen Gastronomie, seiner modernen Architektur und seinem historischen Erbe ist die Stadt weiterhin ein bedeutendes Zentrum und ein attraktives Reiseziel. Auch Delft, das von Rotterdam aus mit dem Zug in etwa 30 Minuten zu erreichen ist, sollte man unbedingt besuchen. Das märchenhafte Delft, das Spuren des Mittelalters bewahrt und seine historische Struktur weitgehend erhalten hat, gehört zu den bedeutendsten Städten der Niederlande. Rotterdams Geschenk an die Welt: Erasmus Desiderius Erasmus von Rotterdam, der 1466 in Rotterdam geboren wurde, zählt zu den bedeutendsten Denkern des europäischen Humanismus. Die Erasmusbrücke, die Erasmus-Universität sowie das europäische Erasmus-Studierenden- und Stipendienprogramm tragen heute seinen Namen und spiegeln auf unterschiedliche Weise das Erbe dieses großen Denkers wider. Wenn man jedoch viele junge Menschen in der Türkei, die am Erasmus-Programm oder an Erasmus-Stipendien teilnehmen möchten, fragt, woher dieser Name stammt, erhält man häufig keine ausreichende Antwort. Erasmus ist jedoch nicht lediglich der Name eines Stipendien- oder Austauschprogramms. Er war eine bedeutende Persönlichkeit der europäischen Geistesgeschichte. In der Gedankenwelt von Erasmus spielten der christliche Glaube, klassische Bildung, menschliche Werte, Toleranz und die Beendigung der Kriege in Europa eine wichtige Rolle. In seiner Zeit setzte er sich für ein Ende der Konflikte zwischen Fürstentümern und Königreichen, für die Sicherung des Friedens und für die Entwicklung einer gemeinsamen europäischen kulturellen Grundlage ein. Hier muss jedoch auch auf einen historischen Widerspruch hingewiesen werden. Einige Ansichten von Erasmus, einem bedeutenden Vertreter des Humanismus und der Toleranz, waren eng mit den Bedingungen und Vorurteilen seiner Zeit verbunden. Dies erinnert uns an eine wichtige Tatsache: Wenn wir die großen Denker der westlichen Geistesgeschichte beurteilen, müssen wir nicht nur betrachten, was sie der Menschheit gegeben haben, sondern auch die Vorurteile und ausgrenzenden Vorstellungen ihrer jeweiligen Epoche berücksichtigen. Gleichzeitig dürfen wir bei der Beurteilung der Vergangenheit nach heutigen Maßstäben den historischen Kontext nicht außer Acht lassen. Aussagen aus vergangenen Zeiten sollten immer vor dem Hintergrund der jeweiligen Epoche betrachtet werden. Entscheidend ist, dass wir in der Lage sind, die universellen Werte, die die Menschheit heute erreicht hat, über die Grenzen und Beschränkungen der Vergangenheit hinaus weiterzuentwickeln. Europa hat sich seit den Jahrhunderten, in denen Erasmus lebte, grundlegend verändert. Die grundlegende Philosophie der heutigen Europäischen Union beruht nicht mehr auf einem Anspruch religiöser oder kultureller Überlegenheit, sondern auf dauerhaftem Frieden, wirtschaftlicher Zusammenarbeit, gemeinsamen Rechtsgrundlagen und demokratischen Werten. Von den Kriegen zur Europäischen Union Die gewaltige Zerstörung des Zweiten Weltkriegs führte die europäischen Staaten auf die Suche nach einer neuen Form der Zusammenarbeit und Einheit. Persönlichkeiten wie Robert Schuman, Jean Monnet und Konrad Adenauer spielten eine wichtige Rolle bei der Gestaltung des europäischen Integrationsprojekts. Besonders bemerkenswert war der Ansatz von Jean Monnet: Eine europäische Einheit konnte nicht von heute auf morgen geschaffen werden. Zunächst musste eine wirtschaftliche Zusammenarbeit entstehen, die anschließend die Grundlage für eine weitergehende politische Integration bilden sollte. Tatsächlich entwickelte sich die europäische Integration weitgehend nach diesem schrittweisen Ansatz. Zu den wichtigen Grundprinzipien der heutigen Europäischen Union gehört auch das Prinzip der Subsidiarität. Danach sollen Entscheidungen möglichst bürgernah und auf der niedrigstmöglichen geeigneten Ebene getroffen werden. Die Europäische Union sollte dort eingreifen, wo die Mitgliedstaaten gemeinsame Probleme nicht allein wirksam lösen können. In diesem Sinne versteht sich das heutige Europa als ein Projekt, das die religiösen und politischen Grenzen der Zeit von Erasmus überwunden hat. Dennoch wäre es zu einfach zu behaupten, dass die Vorurteile der Vergangenheit vollständig verschwunden seien. Warum ist die Türkei nicht Mitglied der Europäischen Union? Wenn man in Rotterdam über Erasmus und die historische Entwicklung Europas nachdenkt, kommt unweigerlich die Frage auf: Warum ist die Türkei noch immer außerhalb der Europäischen Union? Der europäische Integrationsprozess der Türkei begann 1959 mit dem Antrag auf eine Assoziierung mit der Europäischen Wirtschaftsgemeinschaft. Das Ankara-Abkommen von 1963 und die 2005 begonnenen Beitrittsverhandlungen waren wichtige Etappen auf diesem langen Weg. Heute ist dieser Prozess jedoch weitgehend ins Stocken geraten. Dafür gibt es selbstverständlich politische und rechtliche Gründe, darunter demokratische Standards, Rechtsstaatlichkeit, die Unabhängigkeit der Justiz und die Menschenrechte. Auch die Probleme mit Zypern und Griechenland haben den Beitrittsprozess erschwert. Gleichzeitig ist es eine Tatsache, dass sich die Frage nicht ausschließlich auf technische Kriterien reduzieren lässt. Die große Bevölkerungszahl der Türkei, ihre wirtschaftliche Größe, ihre Bedeutung für die gemeinsame Agrarpolitik und ihr mögliches politisches Gewicht innerhalb der europäischen Institutionen sind für einige Mitgliedstaaten wichtige Gründe für Vorbehalte. Darüber hinaus beeinflussen auch kulturelle und religiöse Identitätsdebatten, die in Europa immer wieder deutlich zutage treten, die Haltung gegenüber einer türkischen EU-Mitgliedschaft. Deshalb wäre es zu kurz gegriffen, die Beziehungen zwischen der Türkei und der Europäischen Union ausschließlich als eine Frage der „Beitrittsverhandlungen“ zu betrachten. Es geht auch darum, welche Art von politischer, wirtschaftlicher und kultureller Gemeinschaft Europa sein möchte. Fazit: Europas Zukunft hängt von der Auseinandersetzung mit seiner Vergangenheit ab Als ich Rotterdam verließ, blieb mir nicht nur die Erinnerung an die moderne Architektur, den Hafen, Delft oder die Distripress-Tagung. Was mich besonders beschäftigte, war die historische Entwicklung, die von der Gedankenwelt des Erasmus bis zur heutigen Europäischen Union führt. Die großen Denker Europas haben der Menschheit wichtige Werte hinterlassen. Dennoch dürfen wir nicht vergessen, dass auch sie von den Vorurteilen ihrer jeweiligen Zeit geprägt waren. Ein echtes historisches Bewusstsein bedeutet nicht, die großen Persönlichkeiten der Vergangenheit zu Ikonen zu machen. Es bedeutet, sie mit ihren Leistungen, ihren Ideen und ihren Widersprüchen zu betrachten. Die heutige Europäische Union versteht sich als ein Projekt, das die religiösen und kulturellen Trennlinien der Vergangenheit überwunden und sich auf Frieden, Zusammenarbeit und gemeinsame Werte gegründet hat. Wenn dieser Anspruch tatsächlich universelle Gültigkeit besitzt, sollte die EU auch in ihren Beziehungen zur Türkei nicht ausschließlich politische Interessen verfolgen, sondern sich an den Prinzipien von Rechtsstaatlichkeit, Demokratie, gegenseitigem Respekt und Gleichberechtigung orientieren. Letztlich hängt Europas Zukunft auch davon ab, in welchem Maße es gelingt, die Vorurteile der Vergangenheit zu überwinden. Rotterdam hat mich in diesem Herbst erneut über etwas Grundsätzliches nachdenken lassen: Wer Europa verstehen will, darf nicht nur auf seine heutigen Institutionen schauen, sondern muss auch die Geschichte betrachten, aus der diese Institutionen hervorgegangen sind, ebenso wie die Widersprüche, die bis heute fortbestehen. Mein größter Wunsch auf diesem Weg ist, dass die Türkei eines Tages Vollmitglied der Europäischen Union wird. Ich möchte noch einmal unterstreichen, dass die westliche Zivilisation für die Türkei und insbesondere für die jüngeren Generationen unseres Landes eine wichtige Option und Orientierung darstellt. Ich bin überzeugt, dass eine engere Integration mit Europa – verbunden mit den Werten von Demokratie, Rechtsstaatlichkeit, Freiheit, Wissenschaft und moderner Zivilisation – einen wichtigen Beitrag zur Zukunft der Türkei leisten kann.  
Ekleme Tarihi: 07 Ekim 2026 -Çarşamba

SONBAHAR’DA ROTTERDAM: ERASMUS’TAN AVRUPA BİRLİĞİ’NE, AVRUPA’DAN TÜRKİYE’YE

SONBAHAR’DA ROTTERDAM: ERASMUS’TAN AVRUPA BİRLİĞİ’NE, AVRUPA’DAN TÜRKİYE’YE

Sonbaharda yolumuz bu kez Rotterdam’a düştü. Medya sektörünün uluslararası çatı kuruluşu Distripress’in yıllık toplantısı vesilesiyle bulunduğumuz bu şehirde, sektörün geleceğini değerlendirme fırsatı da bulduk. Yıllardır aktif görevler üstlendiğim Distripress’in bu yılki gündeminde dijital medya, sosyal medya, hibrit yayıncılık ve yapay zeka vardı. Çünkü yazılı basından dijital medyaya geçiş artık bir gelecek öngörüsü değil, yaşadığımız bir gerçek. Uluslararası katılımcıların bilgi ve deneyimlerini paylaşmaları da toplantının en değerli yönlerinden biriydi.

Rotterdam’da hayatımın en önemli ödüllerinden birini, dünyanın saygın yayın kuruluşlarından biri ve küresel bir marka olan Financial Times gazetesinden aldım. Kolay değil; 35 yıllık bir meslek beraberliğinin ardından, değerli meslektaşlarım Janet White, Ian Denhard ve Josef Redondo tarafından bana verilen “Lifetime Achievement Award” (Yaşam Boyu Başarı Ödülü), meslek hayatım boyunca unutamayacağım anılardan biri olarak kalacaktır.

Ancak Rotterdam ziyaretini yalnızca medya sektörüyle sınırlamak mümkün değil. Bu şehir, Avrupa düşünce tarihinin ve Avrupa Birliğinin fikir babası ve önemli isimlerinden Erasmus van Rotterdam’ın da doğum yeri.

1270’li yıllarda Rotte Nehri üzerine inşa edilen set çevresinde gelişmeye başlayan Rotterdam, 1340 yılında şehir statüsü kazanmış. Deniz ticaretindeki stratejik konumu sayesinde hızla büyüyen şehir, 1940 yılında Nazi Almanyası’nın bombardımanıyla büyük ölçüde yıkılmış. Savaş sonrasında ise yeniden inşa edilerek modern mimarisiyle Avrupa’nın önemli metropollerinden biri hâline gelmiş.

Bugün Rotterdam, Avrupa’nın en önemli liman ve ticaret merkezlerinden biri. Kent, farklı kültürlerin izlerini taşıyan yaşamı, zengin mutfağı, modern mimarisi ve tarihi kimliğiyle önemli bir çekim merkezi olmayı sürdürüyor.

Rotterdam’dan yaklaşık 30 dakikalık tren yolculuğuyla ulaşılabilen Delft’i de mutlaka görmek ve gezmek gerekir. Orta Çağ’dan izler taşıyan, tarihî dokusunu büyük ölçüde korumuş masalsı Delft, Hollanda’nın en önemli şehirlerinden biridir.

Rotterdam’ın dünyaya armağanı: Erasmus

1466 yılında Rotterdam’da doğan Desiderius Erasmus van Rotterdam, Avrupa hümanizminin en önemli düşünürlerinden biridir. Bugün onun adını taşıyan Erasmus Köprüsü, Erasmus Üniversitesi ve Avrupa’nın öğrenci değişim programı Erasmus ve bursu bu büyük düşünürün mirasının farklı alanlardaki yansımalarıdır.

Ne var ki Türkiye’de Erasmus programından veya burslarından yararlanmak isteyen birçok gencimize bu ismin nereden geldiğini sorduğumuzda, çoğu zaman yeterli bir cevap alamıyoruz. Oysa Erasmus yalnızca bir burs veya öğrenci değişim programının adı değil; Avrupa düşünce tarihinin önemli bir figürüdür.

Erasmus’un düşünce dünyasında Hristiyan inancı, klasik eğitim, insani değerler, hoşgörü ve Avrupa’daki savaşların sona ermesi önemli yer tutuyordu. Yaşadığı dönemde prenslikler ve krallıklar arasındaki çatışmaların sona ermesini, barışın sağlanmasını ve ortak bir Avrupa kültürünün oluşmasını savunuyordu.

Ancak burada tarihsel bir çelişkiye de dikkat etmek gerekiyor. Hümanizmin ve hoşgörünün önemli temsilcilerinden biri olan Erasmus’un bazı görüşleri, yaşadığı dönemin şartları ve önyargılarıyla yakından ilişkiliydi. Bu durum bize önemli bir gerçeği hatırlatıyor: Batı düşüncesinin büyük isimlerini değerlendirirken yalnızca insanlığa kazandırdıklarına değil, aynı zamanda dönemlerinin önyargılarına ve dışlayıcı düşüncelerine de bakmak zorundayız.

Fakat geçmişi bugünün ölçüleriyle yargılarken tarihsel bağlamı da göz ardı etmemeliyiz. Geçmişte söylenen her söz, söylendiği dönemin koşulları içinde değerlendirilmelidir. Önemli olan, insanlığın bugün ulaştığı evrensel değerleri geçmişin sınırlılıklarının ötesine taşıyabilmesidir.

Erasmus’un yaşadığı yüzyıllardan bugüne Avrupa çok değişti. Bugünkü Avrupa Birliği’nin temel felsefesi artık dinî veya kültürel bir üstünlük iddiasından ziyade kalıcı barış, ekonomik iş birliği, ortak hukuk ve demokratik değerler üzerine kuruludur.

Savaşlardan Avrupa Birliği’ne

İkinci Dünya Savaşı’nın yarattığı büyük yıkım, Avrupa ülkelerini yeni bir birlik arayışına yöneltti. Robert Schuman, Jean Monnet ve Konrad Adenauer gibi isimler, Avrupa bütünleşmesi projesinin şekillenmesinde önemli rol oynadılar.

Jean Monnet’nin yaklaşımı özellikle dikkat çekiciydi: Avrupa birliği bir anda kurulamazdı. Önce ekonomik iş birliği sağlanmalı, ardından bu iş birliği daha geniş bir siyasi bütünleşmenin zeminini hazırlamalıydı. Nitekim Avrupa bütünleşmesi büyük ölçüde bu aşamalı anlayış üzerinden ilerledi.

Bugünkü Avrupa Birliği’nin önemli temel ilkelerinden biri de “sübsidiyerlik”, yani yerindenlik ilkesidir. Buna göre kararlar mümkün olduğunca vatandaşa en yakın yönetim düzeyinde alınmalıdır. Avrupa Birliği ise üye ülkelerin tek başlarına yeterince etkili biçimde çözemeyecekleri ortak sorunlarda devreye girmelidir.

Dolayısıyla bugünün Avrupa’sı, Erasmus döneminin dini ve siyasi sınırlarını aşma iddiasındadır. Fakat geçmişin önyargılarının tamamen ortadan kalktığını söylemek de kolay değildir.

Türkiye neden Avrupa Birliği’nde değil?

Rotterdam’da Erasmus’u ve Avrupa’nın tarihsel gelişimini düşünürken insanın aklına kaçınılmaz olarak şu soru geliyor: Türkiye neden hâlâ Avrupa Birliği’nin dışında?

Türkiye’nin Avrupa ile bütünleşme süreci 1959 yılında Avrupa Ekonomik Topluluğu’na yaptığı ortaklık başvurusu ile başladı. 1963 tarihli Ankara Anlaşması ve 2005 yılında başlayan tam üyelik müzakereleri bu uzun yolculuğun önemli aşamalarıydı. Ancak süreç bugün büyük ölçüde tıkanmış durumda.

Elbette bunun demokratik standartlar, hukuk devleti, yargı bağımsızlığı ve insan hakları gibi siyasi ve hukuki nedenleri var. Kıbrıs ve Yunanistan ile yaşanan sorunlar da üyelik sürecini zorlaştıran unsurlar arasında.

Bununla birlikte meselenin yalnızca teknik kriterlerden ibaret olmadığı da bir gerçek. Türkiye’nin büyük nüfusu, ekonomik büyüklüğü, tarım politikaları ve Avrupa kurumlarında sahip olacağı temsil gücü, bazı üye ülkeler açısından önemli çekinceler oluşturuyor. Bunun yanında Avrupa’da zaman zaman güçlü biçimde ortaya çıkan kültürel ve dini kimlik tartışmaları da Türkiye’nin üyeliğine yönelik yaklaşımları etkiliyor.

Bu nedenle Türkiye’nin Avrupa Birliği ile ilişkilerini yalnızca bir “üyelik müzakeresi” meselesi olarak görmek eksik olur. Mesele aynı zamanda Avrupa’nın nasıl bir siyasi, ekonomik ve kültürel birlik olmak istediğiyle de ilgilidir.

Sonuç: Avrupa’nın geleceği geçmişiyle yüzleşmesinden geçiyor

Rotterdam’dan ayrılırken aklımda kalan yalnızca modern mimarisi, limanı, Delft’i veya Distripress toplantısı değildi. Erasmus’un düşünce dünyasından bugünkü Avrupa Birliği’ne uzanan tarihsel yolculuktu.

Avrupa’nın büyük düşünürleri insanlığa önemli değerler kazandırdı. Ancak onların da kendi dönemlerinin önyargılarından bağımsız olmadıklarını unutmamak gerekiyor. Gerçek tarih bilinci, geçmişin önemli isimlerini putlaştırmak değil; onları başarıları, düşünceleri ve çelişkileriyle birlikte değerlendirmektir.

Bugünkü Avrupa Birliği, geçmişteki dini ve kültürel ayrışmaları aşarak barış, iş birliği ve ortak değerler üzerine inşa edildiğini savunuyor. Eğer bu iddia gerçekten evrensel bir değer taşıyorsa, Türkiye ile ilişkilerinde de yalnızca siyasi çıkarları değil; hukuk, demokrasi, karşılıklı saygı ve eşitlik ilkelerini esas almalıdır.

Sonuçta Avrupa’nın geleceği, geçmişin önyargılarını ne ölçüde aşabildiğiyle de yakından ilgilidir.

Sonbahar’da Rotterdam bana bir kez daha şunu düşündürdü: Avrupa’yı anlamak için yalnızca bugünkü kurumlarına değil, o kurumları doğuran tarihe ve hala devam eden çelişkilerine de bakmak gerekiyor.

Bu yoldaki en büyük temennim, Türkiye’nin bir gün Avrupa Birliği’ne tam üye olmasıdır. Batı medeniyetinin, Türkiye ve özellikle ülkemizin genç nesilleri için önemli bir seçenek ve yönelim alanı olduğunun altını bir kez daha çizmek isterim. Avrupa ile bütünleşmenin; demokrasi, hukuk, özgürlük, bilim ve çağdaş uygarlık değerleriyle birlikte Türkiye’nin geleceğine önemli katkılar sağlayacağına inanıyorum.

In English 

AUTUMN IN ROTTERDAM: FROM ERASMUS TO THE EUROPEAN UNION, FROM EUROPE TO TÜRKIYE..

This autumn, our journey took us to Rotterdam. We were in the city for the annual meeting of Distripress, the international umbrella organization of the media industry, which also gave us an opportunity to discuss the future of the sector. This year, the agenda at Distripress, where I have held active positions for many years, focused on digital media, social media, hybrid publishing and artificial intelligence. The transition from print media to digital media is no longer a prediction about the future; it is a reality we are already living through. One of the most valuable aspects of the meeting was the opportunity for international participants to exchange knowledge and experience.
In Rotterdam, I received one of the most meaningful awards of my professional life from the Financial Times, one of the world’s most respected publishing organizations and a global brand. It is no small achievement: after 35 years of professional association, receiving the “Lifetime Achievement Award” from my esteemed colleagues Janet White, Ian Denhard and Josef Redondo will remain one of the most unforgettable memories of my career.
However, it would be impossible to limit my visit to Rotterdam to the media industry alone. The city is also the birthplace of Erasmus of Rotterdam, one of the most important figures in the history of European thought and among the intellectual figures associated with the idea of a united Europe.
Rotterdam began to develop around the dike built along the Rotte River in the 1270s and was granted city status in 1340. Thanks to its strategic position in maritime trade, the city grew rapidly. In 1940, however, it was largely destroyed by the bombing carried out by Nazi Germany. After the war, Rotterdam was rebuilt and transformed into one of Europe’s major metropolitan centers, distinguished by its modern architecture.


Today, Rotterdam is one of Europe’s most important ports and commercial centers. With its multicultural character, rich culinary scene, modern architecture and historic identity, the city continues to be an important destination and center of attraction.
Delft, which can be reached from Rotterdam by a train journey of approximately 30 minutes, is also well worth visiting. A fairytale-like city with traces of the Middle Ages and a remarkably well-preserved historic character, Delft is one of the Netherlands’ most important cities.
Rotterdam’s Gift to the World: Erasmus
Born in Rotterdam in 1466, Desiderius Erasmus of Rotterdam was one of the most important thinkers of European humanism. Today, the Erasmus Bridge, Erasmus University and Europe’s Erasmus student exchange and scholarship program all reflect the legacy of this great thinker in different ways.
Yet when we ask many young people in Turkey who wish to benefit from the Erasmus program or its scholarships where the name comes from, we often do not receive a satisfactory answer. Erasmus, however, is not merely the name of a scholarship or student exchange program; he was a major figure in the history of European thought.
Christian faith, classical education, human values, tolerance and the ending of wars in Europe occupied an important place in Erasmus’s intellectual world. In the era in which he lived, he advocated an end to conflicts between principalities and kingdoms, the establishment of peace and the development of a common European cultural foundation.
There is, however, a historical contradiction that also deserves attention. Some of Erasmus’s views, despite his importance as a representative of humanism and tolerance, were closely connected to the conditions and prejudices of his time. This reminds us of an important truth: when evaluating the great figures of Western thought, we must look not only at what they contributed to humanity, but also at the prejudices and exclusionary ideas of their own era.
At the same time, when judging the past by today’s standards, we should not ignore historical context. Statements made in the past should be evaluated within the circumstances of the period in which they were made. What matters is our ability to carry the universal values humanity has reached today beyond the limitations of the past.
Europe has changed profoundly since the centuries in which Erasmus lived. The fundamental philosophy of today’s European Union is no longer based on claims of religious or cultural superiority, but on lasting peace, economic cooperation, a common legal framework and democratic values.
From War to the European Union
The enormous destruction caused by the Second World War led European countries to search for a new form of unity. Figures such as Robert Schuman, Jean Monnet and Konrad Adenauer played important roles in shaping the European integration project.
Jean Monnet’s approach was particularly noteworthy: European unity could not be created overnight. Economic cooperation had to come first, and that cooperation would then lay the foundations for broader political integration. Indeed, European integration largely progressed according to this gradual approach.
One of the important fundamental principles of today’s European Union is the principle of subsidiarity. According to this principle, decisions should be taken as closely as possible to the citizens they affect. The European Union should intervene where member states cannot effectively resolve common problems on their own.

In this sense, today’s Europe claims to have moved beyond the religious and political boundaries of Erasmus’s era. Yet it is also difficult to argue that the prejudices of the past have disappeared completely.

Why Is Turkey Not in the European Union?

While reflecting on Erasmus and the historical development of Europe in Rotterdam, one inevitably arrives at the following question: Why is Turkey still outside the European Union?

Turkey’s process of integration with Europe began in 1959, when it applied for association with the European Economic Community. The 1963 Ankara Agreement and the accession negotiations that began in 2005 were important milestones in this long journey. However, the process is now largely stalled.

Of course, there are political and legal reasons for this, including democratic standards, the rule of law, judicial independence and human rights. Problems involving Cyprus and Greece have also made the accession process more difficult.

At the same time, it is a fact that the issue cannot be reduced solely to technical criteria. Turkey’s large population, economic size, agricultural policies and the influence it would have within European institutions are important sources of concern for some member states. In addition, cultural and religious identity debates that periodically emerge strongly in Europe also influence attitudes toward Turkey’s membership.

For this reason, it would be incomplete to view Turkey’s relationship with the European Union merely as a matter of “accession negotiations.” It is also about what kind of political, economic and cultural union Europe wants to become.

Conclusion: Europe’s Future Depends on Confronting Its Past

As I left Rotterdam, what stayed with me was not merely its modern architecture, its port, Delft or the Distripress meeting. It was the historical journey stretching from Erasmus’s intellectual world to today’s European Union.

Europe’s great thinkers have given humanity important values. Yet we must not forget that they, too, were shaped by the prejudices of their own times. True historical awareness does not mean turning the great figures of the past into icons; it means evaluating them together with their achievements, ideas and contradictions.

Today’s European Union claims to have overcome the religious and cultural divisions of the past and to have built itself on peace, cooperation and shared values. If this claim truly carries universal significance, then in its relations with Türkiye it should be guided not only by political interests, but also by the principles of the rule of law, democracy, mutual respect and equality. Ultimately, Europe’s future is closely connected to the extent to which it can overcome the prejudices of its past.

This autumn, Rotterdam once again made me reflect on something important: to understand Europe, we must look not only at its institutions today, but also at the history that gave rise to those institutions and the contradictions that continue to shape them.

My greatest hope along this path is that Turkiye will one day become a full member of the European Union. I would once again emphasize that Western civilization represents an important option and direction for Türkiye and particularly for the younger generations of our country. I believe that closer integration with Europe, together with the values of democracy, the rule of law, freedom, science and modern civilization, can make an important contribution to Türkiye’s future.

Deutsche Version

HERBST IN ROTTERDAM: VON ERASMUS ZUR EUROPÄISCHEN UNION, VON EUROPA IN DIE TÜRKEI. 

In diesem Herbst führte uns unsere Reise nach Rotterdam. Anlass war die Jahrestagung von Distripress, dem internationalen Dachverband der Medienbranche. Unser Aufenthalt in dieser Stadt bot uns zugleich die Gelegenheit, über die Zukunft der Branche zu diskutieren. Auf der diesjährigen Agenda von Distripress, in deren Arbeit ich seit vielen Jahren aktiv tätig bin, standen digitale Medien, soziale Medien, hybrides Publizieren und künstliche Intelligenz. Denn der Übergang von den Printmedien zu den digitalen Medien ist längst keine Zukunftsprognose mehr, sondern eine Realität, die wir bereits erleben. Einer der wertvollsten Aspekte der Tagung war der Austausch von Wissen und Erfahrungen zwischen den internationalen Teilnehmern.

In Rotterdam erhielt ich eine der bedeutendsten Auszeichnungen meines Berufslebens von der Financial Times, einem der angesehensten Medienunternehmen der Welt und einer globalen Marke. Es ist keine Selbstverständlichkeit: Nach 35 Jahren beruflicher Zusammenarbeit wird der „Lifetime Achievement Award“, den mir meine geschätzten Kollegen Janet White, Ian Denhard und Josef Redondo verliehen haben, für mich eine der unvergesslichsten Erinnerungen meiner beruflichen Laufbahn bleiben.

Doch mein Besuch in Rotterdam lässt sich nicht allein auf die Medienbranche beschränken. Die Stadt ist auch der Geburtsort von Erasmus von Rotterdam, einem der bedeutendsten Denker der europäischen Geistesgeschichte und einer wichtigen Persönlichkeit im europäischen Denken über ein geeintes Europa.

Rotterdam begann sich in den 1270er-Jahren rund um den am Fluss Rotte errichteten Deich zu entwickeln und erhielt 1340 das Stadtrecht. Dank seiner strategischen Lage für den Seehandel wuchs die Stadt rasch. Im Jahr 1940 wurde sie jedoch durch die Bombardierung durch Nazi-Deutschland weitgehend zerstört. Nach dem Krieg wurde Rotterdam wieder aufgebaut und entwickelte sich mit seiner modernen Architektur zu einer der bedeutenden Metropolen Europas.

Heute ist Rotterdam eines der wichtigsten Hafen- und Handelszentren Europas. Mit seinem multikulturellen Charakter, seiner vielfältigen Gastronomie, seiner modernen Architektur und seinem historischen Erbe ist die Stadt weiterhin ein bedeutendes Zentrum und ein attraktives Reiseziel.

Auch Delft, das von Rotterdam aus mit dem Zug in etwa 30 Minuten zu erreichen ist, sollte man unbedingt besuchen. Das märchenhafte Delft, das Spuren des Mittelalters bewahrt und seine historische Struktur weitgehend erhalten hat, gehört zu den bedeutendsten Städten der Niederlande.

Rotterdams Geschenk an die Welt: Erasmus

Desiderius Erasmus von Rotterdam, der 1466 in Rotterdam geboren wurde, zählt zu den bedeutendsten Denkern des europäischen Humanismus. Die Erasmusbrücke, die Erasmus-Universität sowie das europäische Erasmus-Studierenden- und Stipendienprogramm tragen heute seinen Namen und spiegeln auf unterschiedliche Weise das Erbe dieses großen Denkers wider.

Wenn man jedoch viele junge Menschen in der Türkei, die am Erasmus-Programm oder an Erasmus-Stipendien teilnehmen möchten, fragt, woher dieser Name stammt, erhält man häufig keine ausreichende Antwort. Erasmus ist jedoch nicht lediglich der Name eines Stipendien- oder Austauschprogramms. Er war eine bedeutende Persönlichkeit der europäischen Geistesgeschichte.

In der Gedankenwelt von Erasmus spielten der christliche Glaube, klassische Bildung, menschliche Werte, Toleranz und die Beendigung der Kriege in Europa eine wichtige Rolle. In seiner Zeit setzte er sich für ein Ende der Konflikte zwischen Fürstentümern und Königreichen, für die Sicherung des Friedens und für die Entwicklung einer gemeinsamen europäischen kulturellen Grundlage ein.

Hier muss jedoch auch auf einen historischen Widerspruch hingewiesen werden. Einige Ansichten von Erasmus, einem bedeutenden Vertreter des Humanismus und der Toleranz, waren eng mit den Bedingungen und Vorurteilen seiner Zeit verbunden. Dies erinnert uns an eine wichtige Tatsache: Wenn wir die großen Denker der westlichen Geistesgeschichte beurteilen, müssen wir nicht nur betrachten, was sie der Menschheit gegeben haben, sondern auch die Vorurteile und ausgrenzenden Vorstellungen ihrer jeweiligen Epoche berücksichtigen.

Gleichzeitig dürfen wir bei der Beurteilung der Vergangenheit nach heutigen Maßstäben den historischen Kontext nicht außer Acht lassen. Aussagen aus vergangenen Zeiten sollten immer vor dem Hintergrund der jeweiligen Epoche betrachtet werden. Entscheidend ist, dass wir in der Lage sind, die universellen Werte, die die Menschheit heute erreicht hat, über die Grenzen und Beschränkungen der Vergangenheit hinaus weiterzuentwickeln.

Europa hat sich seit den Jahrhunderten, in denen Erasmus lebte, grundlegend verändert. Die grundlegende Philosophie der heutigen Europäischen Union beruht nicht mehr auf einem Anspruch religiöser oder kultureller Überlegenheit, sondern auf dauerhaftem Frieden, wirtschaftlicher Zusammenarbeit, gemeinsamen Rechtsgrundlagen und demokratischen Werten.

Von den Kriegen zur Europäischen Union

Die gewaltige Zerstörung des Zweiten Weltkriegs führte die europäischen Staaten auf die Suche nach einer neuen Form der Zusammenarbeit und Einheit. Persönlichkeiten wie Robert Schuman, Jean Monnet und Konrad Adenauer spielten eine wichtige Rolle bei der Gestaltung des europäischen Integrationsprojekts.

Besonders bemerkenswert war der Ansatz von Jean Monnet: Eine europäische Einheit konnte nicht von heute auf morgen geschaffen werden. Zunächst musste eine wirtschaftliche Zusammenarbeit entstehen, die anschließend die Grundlage für eine weitergehende politische Integration bilden sollte. Tatsächlich entwickelte sich die europäische Integration weitgehend nach diesem schrittweisen Ansatz.

Zu den wichtigen Grundprinzipien der heutigen Europäischen Union gehört auch das Prinzip der Subsidiarität. Danach sollen Entscheidungen möglichst bürgernah und auf der niedrigstmöglichen geeigneten Ebene getroffen werden. Die Europäische Union sollte dort eingreifen, wo die Mitgliedstaaten gemeinsame Probleme nicht allein wirksam lösen können.

In diesem Sinne versteht sich das heutige Europa als ein Projekt, das die religiösen und politischen Grenzen der Zeit von Erasmus überwunden hat. Dennoch wäre es zu einfach zu behaupten, dass die Vorurteile der Vergangenheit vollständig verschwunden seien.

Warum ist die Türkei nicht Mitglied der Europäischen Union?

Wenn man in Rotterdam über Erasmus und die historische Entwicklung Europas nachdenkt, kommt unweigerlich die Frage auf: Warum ist die Türkei noch immer außerhalb der Europäischen Union?

Der europäische Integrationsprozess der Türkei begann 1959 mit dem Antrag auf eine Assoziierung mit der Europäischen Wirtschaftsgemeinschaft. Das Ankara-Abkommen von 1963 und die 2005 begonnenen Beitrittsverhandlungen waren wichtige Etappen auf diesem langen Weg. Heute ist dieser Prozess jedoch weitgehend ins Stocken geraten.

Dafür gibt es selbstverständlich politische und rechtliche Gründe, darunter demokratische Standards, Rechtsstaatlichkeit, die Unabhängigkeit der Justiz und die Menschenrechte. Auch die Probleme mit Zypern und Griechenland haben den Beitrittsprozess erschwert.

Gleichzeitig ist es eine Tatsache, dass sich die Frage nicht ausschließlich auf technische Kriterien reduzieren lässt. Die große Bevölkerungszahl der Türkei, ihre wirtschaftliche Größe, ihre Bedeutung für die gemeinsame Agrarpolitik und ihr mögliches politisches Gewicht innerhalb der europäischen Institutionen sind für einige Mitgliedstaaten wichtige Gründe für Vorbehalte. Darüber hinaus beeinflussen auch kulturelle und religiöse Identitätsdebatten, die in Europa immer wieder deutlich zutage treten, die Haltung gegenüber einer türkischen EU-Mitgliedschaft.

Deshalb wäre es zu kurz gegriffen, die Beziehungen zwischen der Türkei und der Europäischen Union ausschließlich als eine Frage der „Beitrittsverhandlungen“ zu betrachten. Es geht auch darum, welche Art von politischer, wirtschaftlicher und kultureller Gemeinschaft Europa sein möchte.

Fazit: Europas Zukunft hängt von der Auseinandersetzung mit seiner Vergangenheit ab

Als ich Rotterdam verließ, blieb mir nicht nur die Erinnerung an die moderne Architektur, den Hafen, Delft oder die Distripress-Tagung. Was mich besonders beschäftigte, war die historische Entwicklung, die von der Gedankenwelt des Erasmus bis zur heutigen Europäischen Union führt.

Die großen Denker Europas haben der Menschheit wichtige Werte hinterlassen. Dennoch dürfen wir nicht vergessen, dass auch sie von den Vorurteilen ihrer jeweiligen Zeit geprägt waren. Ein echtes historisches Bewusstsein bedeutet nicht, die großen Persönlichkeiten der Vergangenheit zu Ikonen zu machen. Es bedeutet, sie mit ihren Leistungen, ihren Ideen und ihren Widersprüchen zu betrachten.

Die heutige Europäische Union versteht sich als ein Projekt, das die religiösen und kulturellen Trennlinien der Vergangenheit überwunden und sich auf Frieden, Zusammenarbeit und gemeinsame Werte gegründet hat. Wenn dieser Anspruch tatsächlich universelle Gültigkeit besitzt, sollte die EU auch in ihren Beziehungen zur Türkei nicht ausschließlich politische Interessen verfolgen, sondern sich an den Prinzipien von Rechtsstaatlichkeit, Demokratie, gegenseitigem Respekt und Gleichberechtigung orientieren.

Letztlich hängt Europas Zukunft auch davon ab, in welchem Maße es gelingt, die Vorurteile der Vergangenheit zu überwinden.

Rotterdam hat mich in diesem Herbst erneut über etwas Grundsätzliches nachdenken lassen: Wer Europa verstehen will, darf nicht nur auf seine heutigen Institutionen schauen, sondern muss auch die Geschichte betrachten, aus der diese Institutionen hervorgegangen sind, ebenso wie die Widersprüche, die bis heute fortbestehen.

Mein größter Wunsch auf diesem Weg ist, dass die Türkei eines Tages Vollmitglied der Europäischen Union wird. Ich möchte noch einmal unterstreichen, dass die westliche Zivilisation für die Türkei und insbesondere für die jüngeren Generationen unseres Landes eine wichtige Option und Orientierung darstellt. Ich bin überzeugt, dass eine engere Integration mit Europa – verbunden mit den Werten von Demokratie, Rechtsstaatlichkeit, Freiheit, Wissenschaft und moderner Zivilisation – einen wichtigen Beitrag zur Zukunft der Türkei leisten kann.

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve silifkesesimiz.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.