Silifke’de limon ticareti nasıl olmalı? Bu çark nasıl dönecek?
Önceki yazımda Silifke’de limon üreticisinin ve limon ticaretinin yaşadığı sorunları dile getirmiştim. Bu yazıda ise bir çözüm modeli üzerinde düşüncelerimi paylaşmak istiyorum.
Elbette burada yazdıklarım son söz değil. Asıl çalışma; Tarım ve Orman Bakanlığı, Ticaret Bakanlığı, Ziraat Odaları, İlçe Tarım Müdürlüğü, üretici birlikleri, kooperatifler, tüccarlar ve sektörün diğer paydaşlarının katılımıyla yapılmalıdır.
Benim önerim, limonun tarladan tüketiciye kadar olan yolunun mümkün olduğunca şeffaf ve izlenebilir hale getirilmesidir.
1. Üretici gerçek maliyetini bilmeli
Üretici; gübre, ilaç, sulama, işçilik, budama, hasat, kasa, nakliye, arazi ve diğer giderlerini düzenli olarak kayıt altına almalı.
Böylece üretici, ürününü kaça mal ettiğini tahmin ederek değil, gerçek veriler üzerinden bilebilmeli.
Ancak burada amaç, “maliyet + şu kadar kâr = zorunlu satış fiyatı” şeklinde bir fiyat dayatmak değildir.
Amaç, üreticinin neye mal ettiğini bilmesi ve pazarlık masasına gerçek rakamlarla oturabilmesidir.
2. Satış işlemleri kayıtlı ve şeffaf olmalı
Üretici ile alıcı arasında yapılan satışta; ürünün miktarı, kalitesi, birim fiyatı, ödeme şartları ve varsa diğer giderler açıkça belirtilmeli ve kayıt altına alınmalı.
Vergi ve stopaj gibi yükümlülükler de mevcut mevzuata uygun şekilde yerine getirilmeli.
3. Tüccar da maliyetlerini kayıt altına almalı
Tüccarı yalnızca “aradan para kazanan kişi” olarak görmek de doğru değildir.
Tüccarın da nakliye, işçilik, depolama, ambalaj, fire, finansman ve diğer gerçek maliyetleri vardır. Bunların kayıt altında olması gerekir.
Böylece üreticiden çıkan limonun bir sonraki aşamaya geçerken fiyatının neden değiştiği daha anlaşılır hale gelir.
Burada amaç tüccarın bütün ticari sırlarını ortaya dökmek değil; ürünün fiyat oluşumundaki temel maliyet ve marjların denetlenebilir olmasını sağlamaktır.
4. Zincirin her halkası aynı sistemi kullanmalı
Limon üreticiden tüccara, tüccardan paketleme veya depolama işletmesine, oradan ihracatçıya ya da perakendeciye gidiyorsa, zincirin her aşamasında ürün hareketi ve fiyat oluşumu kayıt altına alınmalı.
Böylece tarladan sofraya kadar:
Ürün nereden geldi?
Kaça alındı?
Hangi maliyetler oluştu?
Kaça satıldı?
sorularının cevabı gerektiğinde ortaya konulabilmeli.
5. Üreticinin pazarlık gücü artırılmalı
Bence sistemin en önemli ayaklarından biri de burasıdır. Üretici tek başına hareket ettiğinde pazarlık gücü sınırlı kalabilir.
Bu nedenle kooperatifler ve üretici örgütleri daha etkin hale getirilmeli; üreticinin ürününü birlikte pazarlayabilmesi, depolayabilmesi ve gerektiğinde doğrudan farklı pazarlara ulaşabilmesi desteklenmelidir.
Üretici sadece ürününü üreten değil, ürününün pazarlanmasında da söz sahibi olan taraf olmalıdır.
6. Dijital bir sistem kurulmalı veya mevcut sistemler daha etkin kullanılmalı
Bugün teknolojinin imkanlarından yararlanarak bu zincirin önemli bölümünü elektronik ortamda takip etmek mümkündür.
Üretici, tüccar, paketleme tesisi, depolama işletmesi, ihracatçı ve diğer ilgili aktörlerin mevzuata uygun şekilde sisteme veri girdiği; yetkili kurumların da bu verileri denetleyebildiği bir yapı oluşturulabilir.
Böylece zaman içinde Silifke limonunun;
- üretim maliyeti,
- üretici satış fiyatı,
- ticaret hacmi,
- fire oranları,
- depolama ve nakliye maliyetleri,
- iç piyasa ve ihracat fiyatları
gibi verileri daha sağlıklı biçimde ortaya çıkabilir.
7. Bir çalışma komisyonu oluşturulmalı
Tarım ve Orman Bakanlığı ile Ticaret Bakanlığı öncülüğünde; Ziraat Odası, İlçe Tarım Müdürlüğü, üretici birlikleri, kooperatifler, tüccarlar, ihracatçılar ve sektörün diğer temsilcilerinin katıldığı bir çalışma grubu oluşturulabilir.
Bu grup, mevcut sistemi inceleyerek Silifke limonunun üretimden tüketime kadar olan zincirinde nerelerde sorun yaşandığını ve hangi verilerin eksik olduğunu ortaya koyabilir. Amaç kimseyi suçlamak değil; sistemi daha sağlıklı hale getirmek olmalıdır.
Çünkü üreticinin kazanması kadar tüccarın, işçinin, nakliyecinin, paketlemecinin ve diğer işletmelerin de sürdürülebilir şekilde faaliyet göstermesi gerekir.
Sonuçta mesele sadece “limon kaç liraya satılıyor?” meselesi değildir.
Asıl soru şudur: Üreticinin emeğinin karşılığı aldığı, ticaret yapanın makul ve şeffaf bir şekilde kazandığı, tüketicinin de ödediği fiyatın hangi aşamalardan oluştuğunu görebildiği bir sistem kurabilir miyiz?
Bence kurabiliriz.
Bunun yolu da birbirimizi suçlamaktan değil, veriye, şeffaflığa, kayıtlı ticarete, üretici örgütlenmesine ve denetime dayalı bir sistem kurmaktan geçiyor.
Silifke limonu yalnızca Silifke’nin değil, Türkiye’nin önemli tarım ürünlerinden biridir.
Üreticinin emeğini korurken tüketiciyi de gözeten, ticaret zincirindeki bütün tarafların sürdürülebilir şekilde faaliyet gösterebildiği bir sistem oluşturmak hepimizin ortak çıkarıdır.
Sorunu biliyoruz. Şimdi sıra, birlikte uygulanabilir bir çözüm modeli ortaya koymakta. Buna şöyle bir örnek vererek konuyu daha anlaşılır hale getirebiliriz. Çiftçi neden maliyetinin altında ürün satmamalı?
Bazen “Piyasa bu, çiftçi de bu fiyata satacak” deniliyor. Peki çiftçinin gerçekten ne kadara mal ettiğini biliyor muyuz?
Basit bir örnek üzerinden anlatalım.
Diyelim ki 20.000 kg net ürün veren bir limon bahçemiz var.
2026 yılı boyunca gübre, ilaç, sulama, işçilik, budama, bakım, hasat ve diğer bütün giderler dahil toplam 500.000 TL harcamış olalım.
20.000 kg ürün için:
500.000 ÷ 20.000 = 25 TL/kg
Yani 2026 yılındaki maliyetimiz kilogram başına 25 TL.
Fakat ürünümüzü bugün satıp gelecek yıl yeniden üretime devam edeceğiz.
Türkiye’de gelecekteki maliyetleri kesin olarak bilmek mümkün değil. Diyelim ki 2027 yılı için ihtiyatlı bir varsayımla ortalama %50 maliyet artışı öngörüyoruz.
Bu durumda:
25 TL × 1,50 = 37,50 TL/kg
Demek ki 2027’de aynı üretimi sürdürebilmek için yaklaşık 37,50 TL/kg bir maliyet seviyesine ulaşabileceğimizi varsayıyoruz.
20.000 kg ürünün tamamını 37,50 TL’den sattığımızda:
20.000 × 37,50 = 750.000 TL
Bu 750.000 TL, bizim varsaydığımız %50 maliyet artışı sonrasında gelecek üretim döneminin maliyetini karşılamaya yönelik bir rakamdır. Burada henüz gerçek anlamda bir kâr yoktur. Çünkü çiftçinin sadece masrafını çıkarması yetmez.
Çiftçinin;
- emeğinin,
- kullandığı sermayenin,
- toprağının,
- üretim riskinin,
- hava şartlarının,
- hastalık ve zararlı riskinin,
- ürünün değer kaybetme riskinin de bir karşılığı olmalıdır.
Örneğin maliyetin üzerine %30 getiri hedeflersek:
37,50 × 1,30 = 48,75 TL/kg
20.000 kg ürün × 48,75 TL:
975.000 TL
Bu durumda varsayılan maliyet karşılığı olan 750.000 TL’nin üzerinde 225.000 TL kalır.
Ama burada da önemli bir yanlış anlaşılmayı önlemek gerekiyor:
48,75 TL “narın gerçek piyasa fiyatı budur” demek değildir.
Piyasa fiyatını arz, talep, kalite, ihracat, sezon ve diğer piyasa şartları belirler.
Ancak bunun tersi de doğru değildir.
Piyasa fiyatının düşük olması, çiftçinin o fiyata üretmek zorunda olduğu anlamına gelmez. Çünkü çiftçi zararına sürekli üretim yapamaz. Bir yıl zarar eder, iki yıl zarar eder; sonra bahçesine yatırım yapamaz, bakımını aksatır ve sonunda üretimden çekilir. O zaman bugün ucuz görünen ürünün yarın neden pahalılaştığını konuşmaya başlarız.
Asıl yapılması gereken, üreticinin gerçek maliyetini bilmesini ve bu maliyet üzerinden pazarlık yapabilmesini sağlamaktır.
Üreticinin maliyeti şeffaf olmalı.
Alıcının maliyeti şeffaf olmalı.
Nakliye, depolama, paketleme, fire ve diğer aşamaların maliyetleri kayıt altında olmalı.
Ürün tarladan tüketiciye gidene kadar fiyatın hangi aşamalardan geçerek oluştuğu mümkün olduğunca görülebilmeli.
Böyle bir sistem kurulursa iki taraf da kazanır.
Üretici “Ben kaça mal ettim?” sorusunun cevabını bilir.
Tüccar “Benim gerçek maliyetim nedir?” sorusunun cevabını bilir.
Tüketici ise “Ben bu ürüne neden bu fiyatı ödüyorum?” sorusunun cevabını görebilir.
Mesele çiftçiye yüksek fiyat garantisi vermek değildir.
Mesele, çiftçinin maliyetinin altında sürekli üretim yapmaya zorlanmadığı, ticaret zincirinin şeffaf olduğu ve herkesin emeğinin ve yaptığı işin karşılığını sürdürülebilir biçimde alabildiği bir sistem kurmaktır.
Çünkü çiftçi üretimden çekildiğinde sadece çiftçi kaybetmez. Üretim azalır, arz azalır ve sonunda tüketici de kaybeder.
Bu nedenle tarımda gerçek çözüm; şeffaf maliyet + kayıtlı ticaret + güçlü üretici + sağlıklı piyasa + makul ve sürdürülebilir kazanç üzerine kurulmalıdır.
Bugün limon için konuştuğumuz bu hesap, yarın nar, portakal, mandalina, elma veya başka bir tarım ürünü için de yapılabilir.
Çiftçinin maliyetini bilmek, fiyatı zorla belirlemek değildir. Çiftçinin emeğinin değerini bilmenin ilk şartıdır. Umarım bu gerçek, yetkili makamlar tarafından anlaşılır ve yakında önlemler alınır; aksi takdirde kesinlikle çok geç kalınmış olacaktır. Limon, nar veya portakal üretmesekte olur demek bunları ithal ederiz demek bir çözüm değildir. İthal edilecek ürünlerin finansmanı için de döviz (rezerv para) kazanılması gerekir. Çünkü rezerv para bizim paramız değildir.
