SEVGİLİ İSTANBULLULAR, ANKARALILAR, İZMİRLİLER, KOCAELİLİLER, TARIM KURUMLARI, ZİRAAT ODALARI, TİCARET VE SANAYİ ODALARI; KISACASI TÜM TÜRKİYE!
Nobel ödüllü iktisatçı Milton Friedman’a atfedilen, piyasa ekonomisinin temel mantığını anlatan çarpıcı bir örnek vardır:
“Marulda kıtlık istiyorsanız, fiyatını maliyetinin altında belirleyin. Size garanti ediyorum, piyasada marul bulamazsınız.”
Bugün biz limon üreticileri de bu örnekte anlatılan durumla karşı karşıyayız. Artık dayanma gücümüz tükeniyor. Ticarette güvenin zamanla, başarının ise sabırla kazanıldığını biliyoruz. Önemli olan, zorluklar karşısında dürüstlüğü korumak ve kararlılıkla yoluna devam etmektir; ancak bunu başaramıyoruz.
Tüccara satış yapmak başka, o satıştan para kazanmak başka, o parayı zamanında tahsil etmek ise bambaşkadır. Çünkü limonun dalındaki fiyatı, yani üreticinin bahçede ürününü sattığı fiyat, üretim maliyetinin altında kalırsa sonucun ne olacağı bellidir: Çiftçi üretimden vazgeçer, limon ağaçlarını keser ve zamanla limon üretimi azalır. Bir gün gelir, yerli üretim piyasadaki talebi karşılayamaz hâle gelir. Bir zamanlar bereketiyle anılan Silifke Ovası’nda limon bahçeleri azalır; tarım arazileri üretimden uzaklaşır.
Malını hangi fiyattan ve kaça satacağı belli değildir. Paranı 120 günlük çekle alırsan şükredersin. Oysa ilacı, gübreyi ve diğer masrafları en kısa zamanda ödemen gerekir. İşçilerin ücretlerini erteleyemezsin; aradaki günleri kendi imkânlarınla finanse edersin.
Dışarıdan bakıldığında herkes “Bahçesi var, ne güzel!” derken, içeride finansmanla boğuşmaktan nefes alamazsın. Üretici olarak kaç milyon ciro yaptığından önce, parayı kaç günde tahsil ettiğine bakmak gerekir. Ciroyu söylemek kolaydır; nakit çevirmek ise bambaşka bir iştir.
İş burada da bitmez. Paranı aldığında, bir sonraki dönem için enflasyon karşısında erimemesini sağlamak zorundasın. Bu yüzden bankada faize yatırman gerekir. Ancak vadeli hesap süreli olduğu için parana her an ulaşamazsın. Banka sana fon tavsiye eder; hem daha yüksek getiri hem de günlük erişim imkânı sunar. Sen de SPK denetiminde olduğuna inandığın bu fona yönelirsin. Sonuç ise fonların değer kaybetmesidir. Üretici, fona veya vadeli faize para kazanmak için girmez; yalnızca parasının enflasyon karşısında erimemesini ister.

Artık tekne su alıyor ve kaptan da bunun farkındadır.
Maliyet altındaki fiyatlar ve yanlış tarım politikaları nedeniyle limon üretimi ya yok oluyor ya da yok olma noktasına sürükleniyor. Bunun sorumluluğunu yalnızca dış güçlerde arayamayız. Önce kendi içimize dönüp şu soruyu sormalıyız: Nerede hata yapıyoruz?
Toprağını değerlendiremeyen, üretim gücünü kaybeden bir ülkenin geleceği tehlikeye girer. Üretimin gerilemesi; istihdamın azalması, kırsal yaşamın zayıflaması ve ülkenin kendi ihtiyacını karşılayabilmek için ithalata yönelmesi demektir. Sonuçta dışa bağımlılık artar.
ÜRETİCİ KÂR ETMEK İSTİYORSA SUÇLU MU?
Sayın Türk milleti, tarımdan sorumlu kurumlarımız ve ilgili meslek kuruluşlarımız!
Bugün limon üreticisi, maliyetinin altında satış yapma baskısıyla karşı karşıyadır. Bahçeler kesiliyor; üreticiler limon yetiştiriciliğini bırakmayı düşünüyor veya bırakıyor. Çünkü her işletme gibi çiftçinin de ayakta kalabilmesi için gelirinin giderlerini karşılaması ve sürdürülebilir bir kâr elde etmesi gerekir.
Üreticinin emeğini, toprağını ve sermayesini koruyamadığı bir sistem uzun süre yaşayamaz. Kâr edemeyen üretici yatırım yapamaz; yatırım yapamayan üretici üretimini sürdüremez.
Elbette piyasa fiyatları arz ve talebe göre değişir. Her yıl üreticinin mutlaka kâr edeceği garanti edilemez. Ancak tarım politikalarının temel hedefi, üreticinin maliyetlerini karşılayabileceği, verimliliğini artırabileceği ve uzun vadede üretimde kalabileceği bir ekonomik ortam oluşturmak olmalıdır.
PEKİ, LİMONU İTHAL ETMEK DAHA MI İYİ?
Belki de bazıları şöyle düşünüyor: “Ülkenin ihtiyaç duyduğu limonu dışarıdan alırız. Tüketici de daha ucuza limon yer.”
Hani sık sık söyleniyor ya: “Tarlada 10 TL, pazarda 100 TL!” Ancak bu tartışmada gözden kaçırmamamız gereken iki önemli ekonomik varsayım vardır:
1. Yerli üretim, iç piyasanın talebini karşılayamıyor olsun.
Bu durumda ithalat, arz açığını kapatmak için gerekli hâle gelebilir. Ancak ithalatın gerekli olması, her zaman daha ucuz olacağı anlamına gelmez. Dünya fiyatları, nakliye, gümrük ve diğer maliyetler de dikkate alınmalıdır.
2. Türk lirasının yabancı para birimleri karşısındaki değerini koruduğunu varsayalım.
Bu koşulda, diğer şartlar da uygunsa, ithal limon tüketiciye daha düşük bir fiyatla ulaşabilir.
Peki, Türk lirası değer kaybederse ne olur?
Döviz kurundaki yükseliş, ithal limonun TL cinsinden maliyetini artırabilir. Dış pazarlardan daha ucuza ürün bulma imkânı daralabilir. Üstelik yerli üretim kapasitemiz de bu arada ortadan kalkmışsa, ülkemiz hem daha pahalı ithalatla hem de üretimi yeniden canlandırmanın güçlükleriyle karşı karşıya kalabilir.
İşte asıl tehlike burada başlıyor!
Kesilen bir limon ağacının yerine yenisini dikmekle üretim hemen geri gelmez. Ağacın büyümesi, verime yatması ve ekonomik ölçekte ürün vermesi yıllar alır. Bahçenin ve yetiştiricilik koşullarının durumuna bağlı olarak bu süre değişir; tam verime ulaşmak ise daha uzun sürebilir.
Bu nedenle bugün alınan kararların bedelini yalnızca bugünün üreticisi değil, geleceğin tüketicisi de ödeyebilir.
SON SÖZÜMÜZ ŞUDUR
Limon üreticisini korumak, yalnızca çiftçiyi korumak değildir. Ülkenin üretim kapasitesini, kırsal istihdamını, tarımsal birikimini ve gıda arz güvenliğini korumaktır.
Tarladaki fiyat ile tüketicinin ödediği fiyat arasındaki fark elbette araştırılmalıdır. Üretim, nakliye, depolama, paketleme, aracılık ve perakende maliyetleri şeffaf biçimde ortaya konulmalıdır. Çözüm, ne üreticiyi maliyetinin altında satışa zorlamak ne de tüketiciyi yüksek fiyatlarla baş başa bırakmaktır. Çözüm, üreticinin sürdürülebilir gelir elde ettiği ve tüketicinin makul fiyatlarla ürüne ulaşabildiği adil bir tedarik zinciri kurmaktır.
Unutmayalım: Üretici yoksa üretim yoktur. Üretim yoksa bağımsızlık da tehlikededir.
Bugün limon bahçelerini koruyamazsak, yarın kendi limonumuzu bulmak için başka ülkelere bağımlı kalabiliriz.
Bunun için henüz vakit varken üreticinin sesini duymalı, tarım politikalarını yeniden değerlendirmeli ve üretimi yaşatacak çözümleri birlikte geliştirmeliyiz.
Saygılarımla,
Silifke’den, kalemiyle “Kral çıplak!” diyebilen yurtsever bir üretici.
