BAŞKENTTEN SELAM
A.B.AVRUPA KOMİSYONU TÜRKİYE RAPORU
Her yıl olduğu gibi, Avrupa Komisyonu Türkiye Raporu’nu yayınladı. Geçtiğimiz Kasım ayında yayınlanan rapor, ilerleme kaydedilen konulardan bahsetse de Türkiye’nin ilerleme yolundaki çabalarını görmezden gelen bazı değerlendirmeleri de içermektedir. 114 sayfalık raporda ülkemizi ilgilendiren bazı hususlar, bu yazımızın konusu olacaktır.
***
“Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) üyeliği süreci, 2024 raporunda belirtildiği gibi, 2018’den beri devam eden durgunluk durumunu korumuş ve 2025 raporuyla bu temel durum değişmemiştir. AB Konseyi, Aralık 2024’te yayımladığı sonuçlarda, ülkedeki demokrasi, hukukun üstünlüğü ve temel haklar alanlarındaki süregelen ve derin endişe verici durum nedeniyle üyelik müzakerelerinin durma noktasına geldiğini ve yeni fasılların açılıp kapatılmasının düşünülemeyeceğini yinelemiştir. Türkiye’nin Ortak Dış Güvenlik ve Savunma Politikası (ODGSP) ile uyum oranının 2025 rapor döneminde daha da düşerek %4 olarak kaydedilmesi, AB üyeliği yönündeki stratejik hedefiyle çelişmeye devam eden önemli bir nokta olarak vurgulanmıştır. Buna karşın, AB-Türkiye ilişkilerinin karşılıklı yarar sağlayan alanlarda aşamalı, orantılı ve geri döndürülebilir bir şekilde yeniden geliştirilmesi çabaları sürdürülmekte olup, bu işbirliğinin ilerlemesi özellikle Kıbrıs müzakerelerinin yeniden başlamasına ve ilerlemesine bağlanmıştır. Kıbrıs konusunda, Türkiye’nin Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ni tanımayı reddetmesi ve ilgili BM Güvenlik Konseyi kararlarına aykırı olarak iki devletli çözüm tezini savunması 2025 rapor döneminde de değişmemiştir. Türkiye, Ek Protokol’ün tam ve ayrımcı olmayan şekilde uygulanması yükümlülüğünü (malların serbest dolaşımı ve doğrudan ulaşım kısıtlamaları dahil) yerine getirmemiştir. Ayrıca, uluslararası kınamalara rağmen Maraş’ın tüm çitlerle çevrili alanını açma eylemlerini geri almamıştır.
2025 raporlama dönemindeki yeni bir endişe, Temmuz 2025’te uluslararası tanınmayan bölgelerde mülklerini ziyaret eden beş Kıbrıslı Rum’un tutuklanması ve yargılanması olmuştur. Ancak diplomatik düzeyde, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi’nin atanması ve Komisyon’un da kendi Özel Temsilcisini (Johannes Hahn) atamasıyla müzakerelerin yeniden başlamasına aktif destek verilmesi taahhüt edilmiştir.”
Raporu buraya kadar okuduğumuzda, bu Avrupa Birliği denilen örğütün, Türkiye’nin dostu değil, düşmanı olduğu gerçeği bir kez daha ortaya çıkmış olmaktadır. Maalesef bu yıllardır süregelen bir Türk-Türkiye düşmanlığıdır ve benim şahsen, bu duygu ve düşüncelerin devam edeceği noktasındadır!... Bu yüzden de ben daha fazla onurumuzla oynanmasına ve aşağılanmaya devam edilmemize son verilebilmesi için, Avrupa Birliği’ne girme talep ve çabamızdan vaz geçmemiz gerektiği kanaatindeyim…
***
Raporun devamında da denilmektedir ki:
“Doğu Akdeniz’de, Türkiye 2021’den bu yana yetkisiz sondaj faaliyetlerine devam etmeyerek olumlu gidişatı sürdürmüş, AB ise kısıtlayıcı tedbirler çerçevesini Kasım 2025’e kadar uzatmasına rağmen, yaptırıma tabi kişi sayısının iki kişiden bire düşmesiyle gerilimin azaldığı gözlemlenmiştir. Yunanistan ile ilişkilerde, 2024 rapor döneminde başlayan pozitif iklim ve yeniden angajman, yani yüksek düzeyli toplantılar ve kısa süreli turist vizesi uygulamasının genişletilmesi devam etmiştir.

Bayrakların en güzeli olan benim Bayrağım, A.B.Bayrağına renk katıyor
Bununla birlikte, 2025 raporu, denizcilik alanındaki gerilimin arttığını göstermektedir; Türkiye, Yunanistan’ın Deniz Mekânsal Planı’nın yayınlanmasını reddetmiş ve özellikle Yunanistan’ın yargı yetkisi altındaki alanlara uzanan iki deniz parkı kurma niyetini duyurarak itirazlarda bulunmuştur. Ayrıca, kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge ihtilafları çözülememiş ve Yunan karasularındaki ihlal olaylarında fark edilir bir artış rapor edilmiştir. 2024 ve 2025 raporlarında 1995 tarihli casus belli ilanı ise halen yürürlükte olduğuna dair ifade bulunmaktadır…”
Avrupa Komisyonu, herhalde Yunanistan vatandaşı olan kişilerden oluşmaktadır!...Zira bu konular, kapı komşumuz olan Yunanistan Devletinin sık sık dile getirdiği hususları içermektedir. Örneğin Ege Denizinde karasularının Yunanlıların kafalarına göre ilanı, benim Ülkem tarafından reddedilmesi, A.B.’ni neden rahatsız ediyor acaba?... Bana göre “olmaz olsun böyle Avrupa Birliği ve Avrupa Komisyonu!...”
***
Raporda dikkat çeken en önemli konulardan biri Kıbrıs meselesidir. AB’nin Kıbrıs’ta tarafgir tutumu, Doğu Akdeniz enerji denkleminde Türkiye’yi dışlama stratejisinin parçasıdır. Mavi Vatan doktrini ve KKTC’nin eşit egemenliği, Türkiye’nin kırmızıçizgisidir. AB’nin bu çizgiyi yok sayması, barış sürecini çıkmaza sokmaktadır.
Rum Yönetimi’nin 2004’ten beri AB üyesi olması, Kıbrıs Türk halkının eşit egemenlik hakkını yok sayan bir hukuksuzluktur. BM kararları, Annan Planı, 11 Şubat 2014 Belgesi iki eşit halk, iki devlet esasına dayanmaktadır. AB, Rum tarafının akla da mantığa da uymayan taleplerini BM kararları olarak sunmaya çalışmaktadır, ama bu saçma taleplerin, T.C. Devleti nezdinde hiçbir anlamı ve geçerliği yoktur. Yani A.B. her talebinde olduğu gibi bunda da tam bir saçmalık yapmaktadır.
***
Avrupa Komisyonu’nun 2025 Türkiye Raporu, Türkiye’nin stratejik yükselişini dizginleme ve iç siyasi dengelerine müdahale aracı olarak kullanılmış siyasi bir belgedir. Türkiye Cumhuriyeti, AB üyeliği stratejik hedefinde kararlıdır; ancak bu hedef, eşit egemenlik, karşılıklı saygı ve ahde vefa ilkeleriyle yürütülebilecektir.
AB’nin, Türkiye’nin içinde bulunmadığı bir Avrupa güvenliği ve refahı inşa edemeyeceği gerçeği, raporun satır aralarındaki teslimiyetle ortadadır. Türkiye, milli çıkarlarını koruma iradesiyle, yapıcı diyalog kapısını açık tutmakta, ancak siyasi dayatmalara boyun eğmeyeceğini de kararlılıkla ortaya koymaktadır.
***
Kapı komşumuz Yunanistan’ın, Türkiye’den çok önemli menfaatleri vardır. Örneğin, geçim sıkıntısı çeken bölgelere turistik seferler yapan benim Milletim, Yunanistan’a önemli miktarda döviz girdisi sağlamaktadır.
Çünkü Yunanistan topraklarında benim tarihimin çok önemli anıları bulunmaktadır. Benim ve milletimin bu topraklara giderek görmesi büyük önem arz etmektedir. Başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin pek çok önemli kişileri, bu topraklarda doğmuş ve yaşamışlardır.
Bu gün de Yunanistan’da yaşamlarını sürdürmekte olan çok sayıda bizim insanlarımız vardır. Ama maalesef Yunanistan’ı yönetenler benim bu soydaşlarıma da manevi işkence yapmaktadır… Ama ne yazık ki, BM ve AB gibi dünyayı yönetme çabası içinde olan kuruluşlar, her yıl hazırladıkları raporlarda bu hususa hiç değinmemektedirler!...
