“ER DEFTERİ” GÖRÜLMÜŞTÜR!

Yaşam 30.06.2026 - 16:28, Güncelleme: 30.06.2026 - 16:28 359 kez okundu.
 

“ER DEFTERİ” GÖRÜLMÜŞTÜR!

Beş yıl önce vefat eden Silifkeli Hasan Boz’un 70 yıl önce denizci askerken tuttuğu defter bana teslim edildiğinde çok heyecanlıydım. Eskiden askerlere gelen mektuplar incelenerek açık vaziyette teslim edilir, zarfın üzerinde de “Er mektubu, görülmüştür” damgası vurulurdu. Eve geldiğimde “Er defteri, görülmüştür!” diye düşünerek hemen ayrıntılı biçimde incelemeye başladım.
Rıfat Yörük/Sesimiz Haber Merkezi             “Gemilerde talim var             Bahriyeli yârim var             O da gitti sefere             Ne talihsiz başım var”               Oturduğumuz Kapızlı’da bisikletimle geleneksel akşamüstü gezisinden eve doğru dönerken ismimle bana seslenildiğini duydum. Çağıran “Kuytu” isimli açık hava mekânında köftecilik yapan Karadede’li komşumuz Ahmet Cücel’di. Yanında eşi Meryem Hanım ve iki tatlı kızı da vardı. Zaman zaman çay içip sohbet ettiğimiz misafir köşesine oturduğumuzda oldukça heyecanlı bir şekilde bana yıpranmış bir “lise defteri” uzattı. Kapağındaki “Adı, Sınıfı, Okulu” kısmı tıpkı öğrenciler gibi doldurulmuştu. “Hasan Boz, Makine, Sultanhisar Gemisi” yazıyordu. Defterin ilk sayfalarını karıştırınca Silifkeli bir denizci askere ait olduğunu anladım. Ben de heyecanlanmıştım. Yarısına kadar dolu olan defterde 1954, 1955 ve 1956 tarihleri geçiyordu. Yani en az 70 yıllık bir asker defteriydi.             Eskiden askerlere gelen mektuplar incelenerek açık vaziyette teslim edilir, zarfın üzerinde de “Er mektubu, görülmüştür” damgası vurulurdu. Eve geldiğimde “Er defteri, görülmüştür!” diye düşünerek hemen ayrıntılı biçimde incelemeye başladım;             “Gölcük Dağları buluta yakın             Süngümü, kütüklüğümü belime takın             Benden ümidinizi kesmeyin sakın             36 ay dolunca gelirim sevgilim”             Daha girişte yer alan 21 kıtadan oluşan “Er Destanı”, Uzuncaburç Köyünden Hasan Boz’un memleketi, annesi ve ufak çocuğuyla eşine duyduğu hasretin şiirleşmesi, destanlaşmasıydı.             Defteri ayrıntılı inceleyip notlar aldıktan sonra teslim eden kişiyle görüşmek istedim. Osman Boz, komşu sitelerden Burçin Sitesinde görevliymiş. Serel Sitesinden emekli olduktan sonra yan site Burçin’e geçmiş. Defter sahibinin oğlu, Kuytu Köfte sahibi Ahmet Cücel’in de arkadaşıymış.             Buluşmamızda babası Hasan Boz’un 2021 yılında 88 yaşına girdiğinde vefat ettiğini, bir hafta sonra da acısına dayanamayan eşi Ayşe’nin yani annesinin Hakk’ın rahmetine kavuştuğunu söyledi. Ayrıca babalarının köylerinde çiftçilikle geçindiğini, gençliğinde keman çaldığını, toplam yedi evlâdı bulunduğunu, kendisinin de en küçükleri olduğunu belirtti.             “Bu defterin varlığından hiçbirimiz haberdar değildik. Ölünce evinde bir dolapta karşıma çıktı. Babamdan bana kalan tek hatıra bu oldu.” diyen 1970 doğumlu Osman Boz, babası askerden döndükten 14 yıl sonra doğmuş. İşte O Hikâye             1953 yılının sonları… Silifke’nin Uzuncaburç Köyünde babasının yanında çiftçilik yapan 1933 doğumlu Hasan Boz vatani görevi için askere çağırılır. O yıllarda askerlik süresi toplam üç yıl yani 36 aydır. Ancak Hasan’ın bir sevdiceği, gözünün nuru eşi, Ayşe’si vardır. 18 yaşındayken evlendirilmiştir. Üstelik altı aylık “Cengiz” isimli göz aydınlığı bir oğula sahiptirler.             Sülüsünü alan Hasan gözyaşları içinde Silifke’den uğurlandıktan sonra Tarsus Yenice tren istasyonuna gönderilir. O artık bir deniz eridir ve hedef Kocaeli’nin Gölcük ilçesidir. Ama aklı fikri oğlu ve Ayşesindedir.             Ayşe de artık “Gemilerde Talim Var/Bahriyeli Yârim Var” türküsünü söylemekte ve eşinden gelecek ilk mektubu beklemektedir.             Günler süren bir yolculuktan sonra Pozantı, Ulukışla, Konya, Akşehir, Afyon üzerinden İzmit’e oradan da Gölcük’e varıp birliğine teslim olan Hasan ilk fırsatta annesine ve eşine mektuplar yazarak adresini bildirir. Artık mektup bekleme sırası ona geçmiştir. Sultanhisar Gemisinin Makine Dairesi             Acemi eğitimini Gölcük’te tamamlayan Yörük Hasan, TCG Sultanhisar (D-354) muhribine verilir. “Destroyer” de denilen etkili silahlarla donatılmış bu büyük savaş gemisi saatte 30 mili geçen bir hıza ve çevikliğe sahiptir.             1940 yılında İngiltere kraliyet donanması için yapılan bu gemi 1942 yılında Türk Deniz Kuvvetlerine devredilmiş ve18 yıl hizmet ettikten sonra 1960 yılında hurdaya ayrılmıştır.             Hasan Boz işte bu Sultanhisar Gemisinin makine dairesinde, zor bir yerdedir. Sürekli tatbikat ya da seyrüsefer halindeki gemiye mektupların ulaşması daha zordur. İlk defa Silifke dışına çıkan “Boz Hasan” için günler çok zor geçmekte, tezkere tarihi bir türlü yaklaşmamaktadır. Emsali Bulunmaz Komutan             İzne çıktığı bir günde kırtasiyeciden “lise defteri” alan Hasan acılarını, hasretini döktüğü şiirleri, destanları buraya aktarmaya başlar. Kendisinin gemideki vazife tanımıyla başlayan bu defterin en arka sayfasında ise o dönem ülkemizi ve ordumuzu yönetenlerin isim ve unvanları yer almakta... Bu sayfada ismi geçen Kurmay Kıdemli Binbaşı Haydar Aydın’ın yanına ise “emsali bulunmaz’ şeklinde not düşmüş.             Defterde annesine yazdığı ve gemideki hayatı anlattığı şiirlerin haricinde sevdiği arkadaşlarının tarih atarak yazdıkları şiirler ve şarkı sözleri de bulunmakta...             Bu defterin hemen girişinde, beş sayfaya yayılan ve içinde zaman zaman annesine, zaman zaman eşine ve oğluna seslendiği ve sıla hasreti içinde kendisine sık sık mektup gönderilmesini beklediği dizelerle dolu “Er Destanı” yer almakta.             Sizi bu destanla baş başa bırakıyor, hemşehrimiz Hasan Boz’a da Allah’tan rahmet diliyorum.   ER DESTANI Şubenin önü doldu boşaldı Sılada nişanlım beş günlük kaldı  Kör olası muhtar askere saldı Tezkere almam çok zora kaldı   Şubeye vardım “soyun” dediler “Asker elbisesini giyin” dediler Tayın, karavana nedir bilmezdim Önüme getirip “yiyin” dediler   Asker oldum, çadır kuruldu düzlere Kanlı yaşlar doldu kara gözlere Belki kavuşmak nasip olur bizlere Sizler hakkınızı helâl edin bizlere   Bir mektup yazdım aktan karadan Gurbet için yaratmış bizi Yaradan Anne, mektubu kesme aradan Biz de kurtuluruz kanlı yaradan   Mektubun başına dikkat eyleyin Beni soranlara selâm söyleyin Bir mektup yazın da bana eyleyin Yazmayanlar bir gün gelir utanır   Dallarda gonca gül oldum açıldım Kumaş olup terzilerde biçildim Asker oldum, aranızdan seçildim Onun için dertli dertli söylerim   Ötüşmeyin kuşlar kışla taşında Hem askerlik hem hasretlik başımda Çok çile çekmişim şu genç yaşımda Onun için sılamı arzu ederim   Atın toplar atın, dağlar inlesin Okuyan destanımı herkes dinlesin Bu mektup, hâlimi size söylesin Bu gurbet ellerde ben de niderim?   Geminin yönü trene karşı İçinde söylenir İstiklal Marşı Biz de çalışırız vatana karşı Alnım açık, göğsüm açık giderim   Ey mektubum, sen anneme varınca Annem seni sağ eline alınca "Hani seni yazan oğlum?" deyince Sen de “Gölcük Dağlarında” dersin   Çok mektup yazdım eş ile dosta Günlerce bekledim, gelmedi posta Sılada sevgilim pek ağır hasta Hasretlik bağrımı deldi ne çare   Ah benim kalbimi yakan anneciğim Durmayıp yollara bakan anneciğim Yanıp yıkıldığım “vatan” anneciğim Oğlunu hatırından çıkarmayasın   Sevdalılar bu hayatta gülmezler Acıyıp da gözyaşımı silmezler Çocuk çocuk bu acıyı bilmezler Onun için dertli dertli ağlarım   Şubenin önünde dereler akar Oturmuş askerler çamaşır yıkar Sılada sevgilim yollara bakar Onun için dertli dertli ağlarım   Mektup yazdım acep köye varır mı? Gözü yaşlı sevgilimi bulur mu? Bir müjde de bize nasip olur mu? Onun için dertli dertli ağlarım   Gölcük Dağları buluta yakın Süngümü, kütüklüğümü belime takın Benden ümidinizi kesmeyin sakın 36 ay dolunca gelirim sevgilim   Trene bindim de kuş gibi uçtu Akşehir'i, Konya'yı geceleyin geçti Sabah ezanında Afyon'a erişti Ben seni anarak ağlarım anne   Trene bindim de inesim geldi İzmit'ten Silifke’ye dönesim geldi Koyveriniz beni kendi başıma Annemi, oğlumu göresim geldi     Bu askerlik uzuyor da bitmiyor Gurbet elde bize harçlık yetmiyor Rahatım ne kadar iyi de olsa Eşim, sevgilim hiç aklımdan gitmiyor   Denizde çeşitli balıklar yüzer Çeşmenin başında sevgilim gezer Yurdumun kokusu bağrımı ezer Haftada mektubun gözlerim anne   Bir mektup yazdım ki siz de biliniz Okuyup da baştan aşağı gülünüz Ne kadar zahmetse üzülme sevgilim Karşılığını seve seve veriniz Mersin’in Silifke kazasından Hasan Boz  
Beş yıl önce vefat eden Silifkeli Hasan Boz’un 70 yıl önce denizci askerken tuttuğu defter bana teslim edildiğinde çok heyecanlıydım. Eskiden askerlere gelen mektuplar incelenerek açık vaziyette teslim edilir, zarfın üzerinde de “Er mektubu, görülmüştür” damgası vurulurdu. Eve geldiğimde “Er defteri, görülmüştür!” diye düşünerek hemen ayrıntılı biçimde incelemeye başladım.

Rıfat Yörük/Sesimiz Haber Merkezi

            “Gemilerde talim var

            Bahriyeli yârim var

            O da gitti sefere

            Ne talihsiz başım var”

 

            Oturduğumuz Kapızlı’da bisikletimle geleneksel akşamüstü gezisinden eve doğru dönerken ismimle bana seslenildiğini duydum. Çağıran “Kuytu” isimli açık hava mekânında köftecilik yapan Karadede’li komşumuz Ahmet Cücel’di. Yanında eşi Meryem Hanım ve iki tatlı kızı da vardı. Zaman zaman çay içip sohbet ettiğimiz misafir köşesine oturduğumuzda oldukça heyecanlı bir şekilde bana yıpranmış bir “lise defteri” uzattı. Kapağındaki “Adı, Sınıfı, Okulu” kısmı tıpkı öğrenciler gibi doldurulmuştu. “Hasan Boz, Makine, Sultanhisar Gemisi” yazıyordu. Defterin ilk sayfalarını karıştırınca Silifkeli bir denizci askere ait olduğunu anladım. Ben de heyecanlanmıştım. Yarısına kadar dolu olan defterde 1954, 1955 ve 1956 tarihleri geçiyordu. Yani en az 70 yıllık bir asker defteriydi.

            Eskiden askerlere gelen mektuplar incelenerek açık vaziyette teslim edilir, zarfın üzerinde de “Er mektubu, görülmüştür” damgası vurulurdu. Eve geldiğimde “Er defteri, görülmüştür!” diye düşünerek hemen ayrıntılı biçimde incelemeye başladım;

            “Gölcük Dağları buluta yakın

            Süngümü, kütüklüğümü belime takın

            Benden ümidinizi kesmeyin sakın

            36 ay dolunca gelirim sevgilim”

            Daha girişte yer alan 21 kıtadan oluşan “Er Destanı”, Uzuncaburç Köyünden Hasan Boz’un memleketi, annesi ve ufak çocuğuyla eşine duyduğu hasretin şiirleşmesi, destanlaşmasıydı.

            Defteri ayrıntılı inceleyip notlar aldıktan sonra teslim eden kişiyle görüşmek istedim. Osman Boz, komşu sitelerden Burçin Sitesinde görevliymiş. Serel Sitesinden emekli olduktan sonra yan site Burçin’e geçmiş. Defter sahibinin oğlu, Kuytu Köfte sahibi Ahmet Cücel’in de arkadaşıymış.

            Buluşmamızda babası Hasan Boz’un 2021 yılında 88 yaşına girdiğinde vefat ettiğini, bir hafta sonra da acısına dayanamayan eşi Ayşe’nin yani annesinin Hakk’ın rahmetine kavuştuğunu söyledi. Ayrıca babalarının köylerinde çiftçilikle geçindiğini, gençliğinde keman çaldığını, toplam yedi evlâdı bulunduğunu, kendisinin de en küçükleri olduğunu belirtti.

            “Bu defterin varlığından hiçbirimiz haberdar değildik. Ölünce evinde bir dolapta karşıma çıktı. Babamdan bana kalan tek hatıra bu oldu.” diyen 1970 doğumlu Osman Boz, babası askerden döndükten 14 yıl sonra doğmuş.

İşte O Hikâye

            1953 yılının sonları… Silifke’nin Uzuncaburç Köyünde babasının yanında çiftçilik yapan 1933 doğumlu Hasan Boz vatani görevi için askere çağırılır. O yıllarda askerlik süresi toplam üç yıl yani 36 aydır. Ancak Hasan’ın bir sevdiceği, gözünün nuru eşi, Ayşe’si vardır. 18 yaşındayken evlendirilmiştir. Üstelik altı aylık “Cengiz” isimli göz aydınlığı bir oğula sahiptirler.

            Sülüsünü alan Hasan gözyaşları içinde Silifke’den uğurlandıktan sonra Tarsus Yenice tren istasyonuna gönderilir. O artık bir deniz eridir ve hedef Kocaeli’nin Gölcük ilçesidir. Ama aklı fikri oğlu ve Ayşesindedir.

            Ayşe de artık “Gemilerde Talim Var/Bahriyeli Yârim Var” türküsünü söylemekte ve eşinden gelecek ilk mektubu beklemektedir.

            Günler süren bir yolculuktan sonra Pozantı, Ulukışla, Konya, Akşehir, Afyon üzerinden İzmit’e oradan da Gölcük’e varıp birliğine teslim olan Hasan ilk fırsatta annesine ve eşine mektuplar yazarak adresini bildirir. Artık mektup bekleme sırası ona geçmiştir.

Sultanhisar Gemisinin Makine Dairesi

            Acemi eğitimini Gölcük’te tamamlayan Yörük Hasan, TCG Sultanhisar (D-354) muhribine verilir. “Destroyer” de denilen etkili silahlarla donatılmış bu büyük savaş gemisi saatte 30 mili geçen bir hıza ve çevikliğe sahiptir.

            1940 yılında İngiltere kraliyet donanması için yapılan bu gemi 1942 yılında Türk Deniz Kuvvetlerine devredilmiş ve18 yıl hizmet ettikten sonra 1960 yılında hurdaya ayrılmıştır.

            Hasan Boz işte bu Sultanhisar Gemisinin makine dairesinde, zor bir yerdedir. Sürekli tatbikat ya da seyrüsefer halindeki gemiye mektupların ulaşması daha zordur. İlk defa Silifke dışına çıkan “Boz Hasan” için günler çok zor geçmekte, tezkere tarihi bir türlü yaklaşmamaktadır.

Emsali Bulunmaz Komutan

            İzne çıktığı bir günde kırtasiyeciden “lise defteri” alan Hasan acılarını, hasretini döktüğü şiirleri, destanları buraya aktarmaya başlar. Kendisinin gemideki vazife tanımıyla başlayan bu defterin en arka sayfasında ise o dönem ülkemizi ve ordumuzu yönetenlerin isim ve unvanları yer almakta... Bu sayfada ismi geçen Kurmay Kıdemli Binbaşı Haydar Aydın’ın yanına ise “emsali bulunmaz’ şeklinde not düşmüş.

            Defterde annesine yazdığı ve gemideki hayatı anlattığı şiirlerin haricinde sevdiği arkadaşlarının tarih atarak yazdıkları şiirler ve şarkı sözleri de bulunmakta...

            Bu defterin hemen girişinde, beş sayfaya yayılan ve içinde zaman zaman annesine, zaman zaman eşine ve oğluna seslendiği ve sıla hasreti içinde kendisine sık sık mektup gönderilmesini beklediği dizelerle dolu “Er Destanı” yer almakta.

            Sizi bu destanla baş başa bırakıyor, hemşehrimiz Hasan Boz’a da Allah’tan rahmet diliyorum.

 

ER DESTANI

Şubenin önü doldu boşaldı

Sılada nişanlım beş günlük kaldı 

Kör olası muhtar askere saldı

Tezkere almam çok zora kaldı

 

Şubeye vardım “soyun” dediler

“Asker elbisesini giyin” dediler

Tayın, karavana nedir bilmezdim

Önüme getirip “yiyin” dediler

 

Asker oldum, çadır kuruldu düzlere

Kanlı yaşlar doldu kara gözlere

Belki kavuşmak nasip olur bizlere

Sizler hakkınızı helâl edin bizlere

 

Bir mektup yazdım aktan karadan

Gurbet için yaratmış bizi Yaradan

Anne, mektubu kesme aradan

Biz de kurtuluruz kanlı yaradan

 

Mektubun başına dikkat eyleyin

Beni soranlara selâm söyleyin

Bir mektup yazın da bana eyleyin

Yazmayanlar bir gün gelir utanır

 

Dallarda gonca gül oldum açıldım

Kumaş olup terzilerde biçildim

Asker oldum, aranızdan seçildim

Onun için dertli dertli söylerim

 

Ötüşmeyin kuşlar kışla taşında

Hem askerlik hem hasretlik başımda

Çok çile çekmişim şu genç yaşımda

Onun için sılamı arzu ederim

 

Atın toplar atın, dağlar inlesin

Okuyan destanımı herkes dinlesin

Bu mektup, hâlimi size söylesin

Bu gurbet ellerde ben de niderim?

 

Geminin yönü trene karşı

İçinde söylenir İstiklal Marşı

Biz de çalışırız vatana karşı

Alnım açık, göğsüm açık giderim

 

Ey mektubum, sen anneme varınca

Annem seni sağ eline alınca

"Hani seni yazan oğlum?" deyince

Sen de “Gölcük Dağlarında” dersin

 

Çok mektup yazdım eş ile dosta

Günlerce bekledim, gelmedi posta

Sılada sevgilim pek ağır hasta

Hasretlik bağrımı deldi ne çare

 

Ah benim kalbimi yakan anneciğim

Durmayıp yollara bakan anneciğim

Yanıp yıkıldığım “vatan” anneciğim

Oğlunu hatırından çıkarmayasın

 

Sevdalılar bu hayatta gülmezler

Acıyıp da gözyaşımı silmezler

Çocuk çocuk bu acıyı bilmezler

Onun için dertli dertli ağlarım

 

Şubenin önünde dereler akar

Oturmuş askerler çamaşır yıkar

Sılada sevgilim yollara bakar

Onun için dertli dertli ağlarım

 

Mektup yazdım acep köye varır mı?

Gözü yaşlı sevgilimi bulur mu?

Bir müjde de bize nasip olur mu?

Onun için dertli dertli ağlarım

 

Gölcük Dağları buluta yakın

Süngümü, kütüklüğümü belime takın

Benden ümidinizi kesmeyin sakın

36 ay dolunca gelirim sevgilim

 

Trene bindim de kuş gibi uçtu

Akşehir'i, Konya'yı geceleyin geçti

Sabah ezanında Afyon'a erişti

Ben seni anarak ağlarım anne

 

Trene bindim de inesim geldi

İzmit'ten Silifke’ye dönesim geldi

Koyveriniz beni kendi başıma

Annemi, oğlumu göresim geldi  

 

Bu askerlik uzuyor da bitmiyor

Gurbet elde bize harçlık yetmiyor

Rahatım ne kadar iyi de olsa

Eşim, sevgilim hiç aklımdan gitmiyor

 

Denizde çeşitli balıklar yüzer

Çeşmenin başında sevgilim gezer

Yurdumun kokusu bağrımı ezer

Haftada mektubun gözlerim anne

 

Bir mektup yazdım ki siz de biliniz

Okuyup da baştan aşağı gülünüz

Ne kadar zahmetse üzülme sevgilim

Karşılığını seve seve veriniz

Mersin’in Silifke kazasından Hasan Boz

 

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (1 )

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve silifkesesimiz.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Rifat Karaduman
(30.06.2026 16:55 - #1907)
Kent Belleği için güzel bilgiler. Defter çöpe gitmemiş. Bunun değerini bilen bir dostumuza verilmiş. Çok sevindim.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve silifkesesimiz.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.