TÜRKİYEMİZİN KAYNAKLARI
Ülkemiz çeşitli yeraltı kaynaklarının oluşturduğu çok zengin servetlere sahip bulunmaktadır.
Bu kaynakların başında; petrol, bor, toryum, altın, krom gibi madenlerimiz gelmektedir.
En önemli kaynağımız da sudur. Savaşların giderek arttığı dünyamızda yeraltı suyu, nükleer tehditlerden en az etkilenecek önemli bir içme ve kullanma suyu,
tarımsal sulama ve endüstri suyu kaynağıdır. Bu nedenle stratejik öneme sahiptir.
Türkiye'de madencilik gelişmiş sanayi kollarından biridir. Türkiye madenler bakımından zengin bir ülkedir.
Ayrıca bazı madenler bakımından dünyanın önemli ülkeleri arasındadır. Türkiye'nin madenlerinin tamamı henüz belirlenmemiştir.
Maden arama çalışmaları hızla devam etmekte ve yeni maden yatakları bulunmaktadır.
Osmanlı'da 1815'te Bandırma'da bor, 1829'da Zonguldak'ta taş kömürü, 1848'de Bursa-Harmancık'ta krom bulunmuştur.
Cumhuriyetin ilanından sonra, 1935'te kurulan Maden Tetkik ve Arama Enstitüsü (MTA), madenciliğimizi ciddi biçimde ele alınmasına yönelik olan bir kuruluştur.
Bu kuruluş arama çalışmaları gerçekleştirirken, yine cumhuriyet döneminde kurulan Etibank işletme ve pazarlama işlerini yürütmeye başlamıştır.
1957'de Türkiye Kömür İşletmeleri kömür üretimini Etibank'tan devralmıştır. Bu devlet kuruluşlarından başka özel sektör kuruluşları da vardır.
En çok tüketilen ham petrolde ise yıllık açığımız 30 milyon tonu bulmaktadır.
Toplam enerji açığımız ise yılda 54 milyon ton petrole eş miktardadır.
Doğal kaynaklarımızın (güneş enerjisi, hidrolik enerji, jeotermal enerji, rüzgâr enerjisi) tamamının devreye sokulmasıyla bu açığın tamamen kapatılması mümkün görülmemektedir.
Nüfusun ve sanayinin hızla büyüdüğü Türkiye’nin yakın gelecekteki ihtiyacını karşılaması hiçbir şekilde mümkün değildir.
Türkiye ekonomisinin en büyük çıkmazı enerji darboğazıdır.
Geri kalan tatlı sular yeraltı suyu ve buzullarda bulunur. Yanlış tarım uygulamaları ve iklim değişikliği etkileriyle yeraltı suyu kaynaklarımız hızla tükenmektedir.
Küresel ısınma nedeniyle iklimdeki değişim, aşırı hava olaylarının sıklaşması ve temiz su kaynaklarının kirlenmesi, temiz tatlı su kaynaklarının giderek tükenmesine neden olmaktadır.
Bu kaynakları korumak için yapabileceğimiz bazı önemli adımlar şunlardır:
- Enerji tasarrufu yapmak
- Yenilenebilir enerjiyi desteklemek
- Su tasarrufu sağlamak
- Sıfır atık yaşam tarzını benimsemek
- Yerel ve organik gıdaları tercih etmek
- Ormanları korumak
- Plastik kirliliğini azaltmak
- Biyoçeşitliliği korumak
İnsanların hayatta kalması, şu anda kıt olan çeşitli doğal kaynaklara bağlıdır.
İster yenilenebilir ister yenilenemez olsun, mevcut tükenme hızıyla tükenmeleri kaçınılmazdır.
İnsanların gelecekte hayatta kalıp kalamayacağı, doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımına bağlıdır.
Doğal kaynaklar, yaşam, ekonomik büyüme ve kültürel önem için gereklidir. Gıda, barınma ve enerji için gereken hammaddeleri sağlarlar.
Atatürk düşüncesinde halkın egemenliği, bilim, akılcılık, devrimcilik, ülke ve ulus bütünlüğü, tam bağımsızlık ve çağdaş uygarlık kavramları benimsenmektedir.
“Biz doğayı korudukça o da bizi korur” diyen Atatürk, çevre ve insan arasındaki güçlü bağı her zaman vurgulamıştır.
Atatürk Orman Çiftliği, Türkiye’nin kendi kaynaklarıyla kalkınmasını sağlamak, doğaya bağlılığı göstermek ve çevre bilincini yaymak amacıyla kurulmuştur.
Maden Tetkik ve Arama Enstitüsü (MTA) ve diğer kurumlar, yeraltı zenginliklerinin ortaya çıkarılması için Atatürk döneminde hayata geçirilmiştir.
“Topraklarımızda gizli olan madenleri, milletimizin hizmetine sunmak, bağımsızlık yolunda attığımız en önemli adımlardan biridir.” sözleri bu vizyonun en güçlü göstergesidir.
Günümüz teknolojisi ve çevresel sürdürülebilirlik ilkeleri, Atatürk’ün kalkınma anlayışını doğaya daha uyumlu bir şekilde uygulamak için yeni fırsatlar sunmaktadır.
Doğayı korumanın ve kaynakları etkin kullanmanın yalnızca bugünkü nesil için değil; gelecek nesiller için de önemli olduğunu unutmamalıyız.UNUTMAYALIM Kİ ATAMIZIN DEDİĞİ GİBİ, BAĞIMSIZLIĞIMIZ BİLİM, TEKNOLOJİ, ÇEVRE,DOĞA VE EKONOMİMİZE SAHİP ÇIKMAKLA MÜMKÜNDÜR.
