İNSANOĞLU
İnsan hakları haftasında kısaca insanı tanımlayıp kısaca açıklamak istedim.
Türk Dil Kurumu'nda insan bizde şu şekilde tanımlanmıştır: "Toplum hâlinde bir kültür çevresinde yaşayan, düşünme ve konuşma yeteneği olan, evreni bütün olarak kavrayabilen, bulguları sonucunda değiştirebilen ve biçimlendirebilen canlı."

Felsefe bilimi göre insan, düşünen bir varlık olarak görülmektedir. İnsan her şeyden önce bir canlı organizmasıdır. Bir insanı, diğer canlılardan ayıran şey insanın evrim süresi boyunca dilini değiştirmesi, konuşmaya başlaması, dünyayı kavrayabilmesi ve bu nedenle kavramsal düşünmesi ayırmaktadır.
FİLOZOFLARA GÖRE İNSAN NEDİR DEDİĞİMİZDE: KONFÜÇYUS: İnsan, öğrenen hayvandır. THALES: İnsan, araştıran hayvandır. SOFİSTLER: İnsan, kazanan hayvandır. SOKRATES: İnsan, sorgulayan hayvandır diye tanımlamışlardır.
İnsan, insanlığı yanlış tanımlıyor, o hâlde bunun tek çözümü çok daha fazla insanın kendileri gibi insan olan diğerlerinin varlıklarını tam anlamıyla tanıma mücadelesinde yerini alır hâle gelmesidir. Egemen olan insanlık tanımını hangi temel üzerinde tartışıyoruz? Kendimizi ve diğerlerini insan olarak tanıma yeteneğimiz üzerinden. Bu da bize, mesela, efendinin kölesinin insanlığını tanıması gerektiğini veya işkencecinin kurbanının insanlığını tanıması gerektiğini söyleme olanağı tanıyor; hatta onlar insan olmadıklarını iddia edip kendilerini kandırsalar bile. Bu aynı zamanda bize, kendi haysiyetimiz ve diğer insanların haysiyetleri için, bundan bizleri mahrum bırakmak isteyenlere karşı dövüşmemize de olanak tanıyor. Hatta bu tutum bize, diğerlerinin insanlığını sürekli reddedenleri insan cemaatinden dışlamamızda meşruiyet olanağı sağlıyor.

Kısacası insanlık yalnızca bir tasarı değildir, ayrıca bir mücadeledir de; hep bir ağızdan insanlar arasında bir tasarı ve insanlara karşı bir mücadele. İnsanlığı -akıl ve dilden belirli bir DNA dizisine kadar- bazı vasıflar veya yetenekler aracılığıyla tanımlama girişimleri tam da varoluşumuzun yapısını kuran şu derin sorumluluk ve çatışmayı reddetmeye ve bunlardan kaçınmaya yönelik, oldukça insanca girişimlerdir. İnsanlığın ne olduğunu öyle bir kalemde tanımlayamayız asla. Yalnızca, insanlığın olabileceğine ve olması gerektiğine inandığımız şey için dövüşebiliriz.
İnsan hakları; tüm insanların hiçbir ayrım gözetmeksizin yalnızca insan oluşlarından dolayı eşit, özgür ve onurlu yaşama hakkına sahip olmasıdır. Herkes, cinsiyet, ırk, renk, din, dil, yaş, tabiiyet, düşünce farkı, ulusal veya toplumsal köken, zenginlik gibi fark olmaksızın kanun karşısında eşittir.
Yaşama hakkı, güvenlik hakkı, köle olmama veya zorla çalıştırılmama hakkı, işkence edilmeme hakkı başlıca temel haklardır.
Öncelikli olarak eğitim hakkını, aile kurma ve sürdürme hakkını, sağlık hakkını, ayrımcılıktan korunma hakkını içerir. Kim olursak olalım, toplumsal ya da ulusal kökenlerimiz ne olursa olsun, kadın ya da erkek olalım, eğitim hepimizin hakkıdır.
Birleşmiş Milletler Örgütü'ne üye ülkeler, 10 Aralık 1948 tarihinden itibaren bu haftayı İnsan Hakları Haftası olarak kutlamaktadır. Hafta boyunca kişi hakları tanıtılmakta, insanca yaşamanın önemi anlatılmakta ve insan sevgisinin herkese aşılanması için çaba sarf edilmektedir.

Türkiye, 1953'te yürürlüğe giren Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) denetim sürecine ilişkin bireysel başvuru hakkını 1987'de ve AİHM'nin zorunlu yargı yetkisini 1990'da kabul etmiştir.
İnsan Hakları, insanı insan yapan ve insanın sırf insan olarak herhangi bir şarta veya statüye bağlı olmadan doğuştan sahip olduğu dokunulmaz, vazgeçilmez, üstün nitelikli ahlaki değerlerdir. Bu haklar; İnsanın değerini ve onurunu korur. İnsanın, 'insanca' yaşaması için gerekli, zorunlu koşulları ifade edip bize hatırlatır.
Savaşsız barışçıl eşit koşullarda yaşamak dileğimle.
