DOĞADA KARLI DAĞLAR
Dağ, yüksekliği itibariyle Türkler tarafından yeryüzünde Tanrı’ya en yakın noktalar olarak tasavvur edilmiştir. Dağın zirvesinde İnsan kendini Tanrı’ya daha yakın hisseder ve öyle olduğuna inanır. Eski Türk inançlarında oldukça zengin “dağ kültü ve ayinleri” bulunmakta idi.
Şamanist Türklerde dağ kültü, Gök Tanrı kültüyle ilgili bir kült olarak görülmüştür.
Dağlar, eski Türk inançlarının etkisinde kalınarak Anadolu’da şekillenen efsanelere, destanlara, halk hikâyelerine, masallara, türkülere, mânilere, atasözlerine, deyimlere ve şiirlere yansımış, âşığın dilinden ve telinden hiç düşmeyip İslâmi kültürle de yoğrularak eski önemini sürdürmüştür. Efsanelerde, destanlarda sık sık gördüğümüz dağ halk hikâyelerinde de önemli bir motif olarak görülür.

Halk hikâyelerinde aşk için sevgili Emrah’ın Selvi için yaptığı gibi dağlar aşar, Ferhat Şirin için dağlar deler, Hurşit, kendisine verilmeyen ve Karadağ’a götürülen sevgilisi için dağlar, beller aşar, Sürmeli Bey Telli Senem’in peşinden Çukurova’ya inmek için geçit vermeyen dağları geçer. Efsanelerde ve halk hikâyelerinde olduğu gibi masallarda da kimi zaman engel unsuru, kimi zaman da barınılacak yer olarak görülmektedir.
Masallardaki en önemli dağ motifi Kaf Dağı’dır. Anlatmaya dayalı türlerin yanı sıra Türk halkının duygu ve düşüncesinin önemli bir tercümanı olan Türküler de dağsız olmaz. Karlı dağların ardında kalan sevgiliye özlem yanık türkülerle dile gelirken dağ:

“Aşan bilir karlı dağın ardını
Çeken bilir ayrılığın derdini”
“A dağlar ah ulu dağlar
Eşinden ayrılan ağlar”
“Bu yıl bu dağların karı erimez."
Türkülerde geniş ölçüde yer alan dağ kavramı mânilerde de büyük yer tutmuştur. O kadar geniş anlamlı bir konu olunca bu kış gününde dağı ve karı kısaca açıklamak istedim.
Karaların yaklaşık dörtte birini oluşturan dağlar dünya için bir denge unsuru olmanın yanı sıra ekolojik denge için de gereklidir. İklim için de önemli yararları bulunan dağlar canlılar için yaşam alanları oldukları gibi canlıların yaşamlarının sürdürülmesi için gerekli olan besinlerin de bulunduğu alanlardır.
Dağlar havayı tarak gibi tarayıp temizlerken, bir yandan da madenlere ve sulara hazine ve ambarlık yaparlar. Yeryüzünü sarsıntıdan korurlar. Yeryüzüne çakılmış birer direk vazifesi görürler.
Dağlar olmasaydı, birçok nehir ve göl kuruyabilir ve su kıtlığı yaşanabilirdi. Bu da tarım, içme suyu ve enerji üretimi gibi birçok alanda ciddi sorunlara yol açardı. Ekonomik ve kültürel olarak da etkilidir. Dağlar, turizm ve spor gibi ekonomik faaliyetler için de önemli alanlardır.
Yağan yağmurlar ve yağan karlar zirvede doğanın sonsuz güzelliklerini yaşatırlar. Dağları yerine göre dört mevsim yalnız bırakmayan tabiatın canlıları dışında en güzeli bembeyaz örtüsüyle karlardır.
Kar, yeryüzü ve yeraltı su rezervlerinin en önemli kaynağıdır. Kar sayesinde barajlar dolar ve enerji olarak bize döner. Kar olmasaydı su kaynakları azalırdı.

Kar yağışının azaldığı ya da erimek üzere yere inmediği bir dünya, su kaynaklarında büyük eksikliklere yol açar. Nehirlerin ve barajların su seviyesi düşer; bu da hem içme suyu hem de tarım sulaması açısından ciddi sorunlara neden olur.
Karın, tarım toprağını koruması ve nemli tutmasında önemi büyüktür. Kar, yeryüzü ve yeraltı su rezervlerinin ana kaynağıdır. Kar, -8 °C'de, bitkilerin üzerinde ince bir hava tabakası bırakarak, bu bölgeyi 0 °C olacak şekilde örter. Böylece karda bulunan amonyak, karın erimesiyle birlikte toprakta kalır. Amonyak, azot bakterileri tarafından kalsiyum nitrat gibi azot tuzlarına çevrilerek bitkilerin azot ihtiyacını karşılamış olur.
Soğuk karlı kış günlerinin içinde yetişen "Kardelen" karda açan tek çiçektir. Kardelen, karlı günlerde çiçek açtığı için ilkbaharı müjdeleyen ve yılın ilk açan çiçeği olarak bilinir. Endemik türler arasında yer alır. Şifalı bir bitki türüdür. Açan çiçeğini karlar yerdeyken eksi 15 dereceye kadar muhafaza eder. Nergis gibi mis kokulu soğangillerden kış çiçeklerini de unutmamalıyız. Karın insanoğluna sunduğu faydaları da yazmak istedim.
Karla kaplı manzaralar, stresin azalmasına ve zihinsel dinginliğin sağlanmasına katkıda bulunur. Kar, insanları doğayla daha yakından bağ kurmaya teşvik eder. Kar yağışıyla birlikte doğada gözle görülür bir değişim yaşanır ve bu değişimi gözlemlemek, insanın doğa ile bütünleşmesini sağlar.
Kar yağışı havayı temizler, insana zarar veren mikrop ve bakterileri temizler.
Yani kar, yere düşmeden havadan kirleniyor. Her türlü kirletici ve ağır metallere bulaşmış kar kristalleri birçok hastalığı da getirebilmekte. Bizim buralarda pekmezle yenilen kar tatlısı için dağların zirvesinden en temizinden getirilmektedir. Her yerden kar yenmez.
Kar yağışlı havalardan keyif alan, mutlu olan insanlara verilen adda Çiniofildir. Dağın eteğinde sıcaklık yıl boyunca yüksekken, zirvesi çok daha serindir ve bu nedenle karla kaplıdır.
Kutuplarda sıcaklık düşük olduğundan buharlaşma ile atmosfere karışan nem azdır. Dolayısıyla yağışlar son derece az ve her zaman kar şeklindedir.
Dağların yüksek kesimlerindeki karların erimemesinin sebebi sıcaklıkla ilgilidir. Bir dağ yamacında yükseklere çıktığımızı düşünürsek sıcaklık her 200 metrede 1 °C azalır. Buna bağlı olarak da dağların yüksek kesimlerinde sıcaklığın 0 °C'nin altında olduğu alanlarda bulunan karlar erimemektedir.
Dağlar güneş'e daha yakın olmasına rağmen güneş ışığına maruz kalsada kar erimez. Kar beyazdır ve oldukça yansıtıcıdır; yani güneş ışığından kolayca ısınmaz. Hava sıcaklığı arttığında ise çok daha hızlı erir.

Halk ozanlarımızda Karacaoğlan, Köroğlu, Seyrani, Dadaloğlu, Aşık Veysel vb. dağ, kar, aşk, sevgili, konularını çok güzel işlemişlerdir.
Atasözlerimizde:
“Dağ dağa kavuşmaz, insan insana kavuşur.”
“Dağdan gelir, bağdakini kovar.”
“Allah dağına göre kar verir.”
Dağ, kar, insan sözleri önemlidir.
Büyük işler insanlarla dağlar karşılaşınca meydana gelir.
William Blake
Yazımı Mustafa Kemal Atatürk'ün sözüyle tamamlıyorum.
"Arkadaşlar! Gidip, Toros Dağları'na bakınız, eğer orada bir tek Yörük çadırı görürseniz ve o çadırda bir duman tütüyorsa, şunu çok iyi biliniz ki bu dünyada hiçbir güç ve kuvvet asla bizi yenemez."
