BAYRAĞIMIZA SALDIRI DEVLETE SALDIRIDIR
"BAYRAKLARI BAYRAK YAPAN ÜSTÜNDEKİ KANDIR EĞER UĞRUNDA ÖLEN VARSA VATANDIR."
Unutanlara bayrak tanımıyla yazıma başlamak istedim.
Bir ulusun birliğini simgeleyen, belli bir topluluğun ya da bir kuruluşun simgesi olarak kullanılan, renk ve biçimi özel olarak tasarlanmış, çoğunlukla dikdörtgen biçiminde olan ve genellikle bir göndere çekilen, bir yere asılandır.
"Türk bayrağı, kırmızı zemin üstüne beyaz ay ve yıldızdan oluşmuştur"

Türk bayrağımız, Türk halkının milli birliği, bağımsızlığı ve onuru için mücadelesini simgeleyen önemli bir semboldür. Türk bayrağındaki beyaz renk; barış, saflık ve özgürlüğü, kırmızı renk ise; Türk halkının kahramanlık, cesaret ve bağımsızlık mücadelesini temsil eder. Namusumuz ve şerefimizdir.
Türk bayrağımızın üzerinde ki al renk şehitlerimizin kanını üzerinde ki Hilal ve Yıldız ise bir efsaneye göre cephede şehit olan askerlerin kanının birikimi üzerine gökyüzünde ki Hilal ve yıldızın yansımasından Türk bayrağının oluştuğu yönündedir ve hatırlatmak istedim.
Türk Bayrağına sözle, yazı veya hareketle veya herhangi bir şekilde hakaret edilemez, saygısızlıkta bulunulamaz. Bayrak yırtılamaz, yakılamaz, yere atılamaz, gerekli özen gösterilmeden kullanılamaz. Bu Kanuna ve tüzüğe aykırı fiiller yetkililerce derhal önlenir ve gerekli soruşturma yapılır.

Bayrak kelime olarak farklı yerlerde kullanıldığında anlam olarak da çok değerlidir. Birkaç örnekle açıklamak istiyorum.
Bir alanda öncülük eden, o alanda önder durumunda olan
"Atatürk, dilimizin özleştirilmesinde de bayrak olmuştur"
Herkesi ülkü çevresinde toplanmaya çağırmak, bir ülküye önderlik etmek.
"Ben bir bayrak açtım, isteyen katılır"
Ya da ayaklanmak, başkaldırmak anlamında:
"Öğrenciler bayrak açmak üzereydi ki, havayı yumuşattık."
Sonuç Türk bayrağı, tarih boyunca Türk milletinin bağımsızlık ve özgürlük mücadelesinin sembolü olmuştur.
Gelelim Mardin’de yaşanan bayrak indirme ve üzerine basma girişimi bir “olay” değildir; adı konulmuş bir ihanet teşebbüsüdür. Bu, ne gençlik hevesiyle ne de anlık bir taşkınlıkla açıklanabilir. Bu doğrudan doğruya Türk devletinin varlığına, milletin onuruna ve ortak kaderine yönelmiş bilinçli bir meydan okumadır. Nusaybin sınırında PKK militanları ve uzantıları tarafından bayrağımıza yapılan bu alçak girişim terörün provokasyonu değil, net düşmanlığıdır.

Türk bayrağı bir bez parçası değildir. O bayrak, Malazgirt’ten Sakarya’ya, Çanakkale’den 15 Temmuz’a kadar toprağa düşen evlatlarımızın emanetidir. Ona uzanan el, bu milletin tarihine, şehidine ve geleceğine uzanmıştır.
Kim bayrağı indiriyorsa, devlet otoritesini yok sayıyordur. Kim üzerine basıyorsa, bu ülkenin hukukunu, düzenini ve birlikte yaşama iradesini çiğniyordur. Devlet böyle bir küstahlığı “ifade özgürlüğü” masalıyla geçiştiremez. Geçiştirmemelidir. Çünkü devletin sembolleri tartışmaya açıldığında, sırada devletin kendisi vardır.
Terör örgütleri ve onların sivil görünümlü aparatları yıllardır aynı oyunu oynuyor: ayrıştır, kışkırt, provoke et. Arkalarında emperyalizmin kirli aklı, önlerinde kullanışlı figüranlar… Ama değişmeyen bir gerçek var: Bu millet tehditle yön değiştirmez. Bu topraklar pazarlık konusu değildir. Türk devleti geri adım atmaz.
Buradan açıkça söylüyorum: Bu tür eylemler “cezasızlık” iklimiyle büyür. Hukuk gecikmez, kararsız kalmaz, sulandırılmaz. Suçu işleyen kim olursa olsun, unvanı, yaşı, kimliği ne olursa olsun hesap verir. Devletin hafızası güçlüdür; notunu tutar, gereğini yapar.
Millete düşen ise öfkeyle savrulmak değil, vakur bir kararlılıkla bayrağına sahip çıkmaktır. Çünkü bayrağa saygı bu ülkede bir tercih değil, bir zorunluluktur. Bu topraklarda birlikte yaşamanın ön şartıdır.
Son söz açık ve tartışmasızdır:
Türk bayrağına saldıranlar kaybeder.
Provokasyon üretenler tarihin çöplüğüne gider.
Türkiye Cumhuriyeti bayrağıyla birlikte Mustafa Kemal Atatürk'ün aydınlığında sonsuza kadarda var olacaktır.
Bayrağımızı indirmeye asla gücünüz yetmeyecek Türk Milleti olarak asla kimseye de diz çökmeyeceğiz.
“Bayrak bir milletin onurudur. Ne olursa olsun yerlere serilemez ve çiğnenemez.”
Mustafa Kemal Atatürk.
