ACI PATLICANI KIRAĞI ÇALMAZ
Son günlerdeki fiat artışlarıyla tarlada yaşanılan sorunlar giderek artmakta eskiler boşuna söylememiş: "Acı patlıcanı kırağı çalmaz" diye.
Mustafa Kemal Atatürk'ün tarım, köylü ve çiftçiliğin önemini vurgulayan temel sözlerinin millî ekonominin temelinin tarım olduğunu ve gerçek efendinin köylü olduğunu belirttiğini bilmekteyiz. Atatürk, milletin çiftçilik imkânlarının modern tedbirlerle en yüksek seviyeye çıkarılması gerektiğini de vurgulamıştır.
Atatürk Orman Çiftliğini de (AOÇ), köylülere modern tarım tekniklerini öğretmek, ülkenin tarım ve hayvancılığını geliştirmek ve Ankara halkına yeşil alan ile güvenli gıda sağlamak amacıyla 5 Mayıs 1925'te kurulmuştur.
Kuruluş Amacının Temel Unsurları tüm ülke içindi.
Modern Tarımla: Çiftçilere örnek olmak ve bilimi tarımda uygulamak.
Ağaçlandırmak: Ankara'nın bozkır iklimini ve bataklık arazileri ıslah etmekti.
Güvenli Gıdayla: Halkın temiz, ucuz ve hilesiz gıda ihtiyacını karşılamaktı.
Sosyal Yaşamla: Başkentlilere dinlenme ve eğlenme alanları sunmaktı.
Peki biz bu önerilerine dikkat ettik mi?
Kırağı bu yıl mazot oldu. Geldi, tarlanın üstüne çöktü. Tabelada 100 lirayı gördük. Bir zamanlar kasaya 100 lira verip depoyu dolduran adam, bugün aynı parayla bir litre bile alamadan pompadan dönüyor.
Hesabı Toprak Mahsulleri Ofisi'nin kendi fiyatı yapıyor aslında. Tonu 16 bin 500 lira buğday. Yani çiftçi bir litre mazot için altı kilodan fazla buğdayını vermek zorunda. Daha tohumu, gübreyi, elektriği, ilacı vb. saymadık bile.
Peki, ne oluyor? Çiftçi bırakıyor mu? Hayır.
İşte yazımın asıl amacı burada.
Tarsus'ta buğdayını sürüyor. Yılda iki kere pulluk vurması gereken yere, mazot yaksın istemediği için bir kere vuruyor. Erdemli'de limoncu sulama motorunu gece çalıştırıyor, elektrik biraz daha ucuz olsun diye. Silifke'de domatesçi sabahın dördünde hale kendi kamyonetiyle gidiyor, nakliyeciye para vermemek için.
Herkes aynı yangında. Meyve ayrı yanmıyor, sebze ayrı yanmıyor. Tarladaki mazot, yoldaki mazot oluyor, haldeki mazot oluyor, sonra senin pazardaki filedeki fiyat oluyor. Zincir aynı zincir.
Biz şehirde zammı etikette görüyoruz. Çiftçi zammı uykusunda görüyor. Yarın sabah traktör çalışacak mı, depoda kaç litre kaldı, hesabı ona göre yapıyor.
Acı patlıcanı kırağı çalmaz derler ya, doğru. Bizim çiftçimiz acıya alışkın. Kurak gördü, dolu gördü, sel gördü. Ama bu kırağı başka. Bu kırağı alın terini eritiyor. Üretenleri cezalandırıyor.
Tarladaki mazot, yoldaki mazot oluyor, haldeki mazot oluyor, sonra senin pazardaki filedeki fiyat oluyor.
Dayanıyorlar, evet. Yılmadan mücadele ediyorlar. Ama dayanmakla ayakta kalmak aynı şey değil.
Bu işin çözümü sloganda değil. Çiftçinin eline hasattan altı ay sonra gelen destekle değil. Ekim öncesi mazot desteği doğrudan depoya girecek, kooperatifler aynı tarlayı peş peşe sürecek, toprağı daha az yoran ekim yöntemleri teşvik edilecek. Yoksa o acı patlıcan da bir gün kırağıya yenik düşer.
Ve o gün sadece tarla boş kalmaz. Sofra da boş kalır. Çünkü kırağı acı patlıcanı çalmayabilir, ama bu gidişle tarlayı da, çiftçiyi de, soframızdaki ekmeği de çalacak.
Atatürk: "Türkiye'nin gerçek sahibi ve efendisi, gerçek üretici olan köylüdür." ve "Milli ekonominin temeli tarımdır." diyerek tarımın ve köylünün kalkınmadaki hayati rolünü belirtmiştir. "Kılıç ve saban; bu iki fatihten birincisi, ikincisine daima yenildi." sözüyle üretim ve tarımın kalıcı üstünlüğünü ifade etmiştir. Ayrıca modern tarımın önemini vurgulamak için "Ben de çiftçi olduğumdan biliyorum, makinesiz tarım olmaz." ve uygulamalı merkezlerin kurulması gerektiğini de belirtmiştir.
Sonuçta, tarımımıza ve çiftçilerimize sahip çıkmalıyız.
