YÜREKTE SÖNMEYEN KÖZ ATEŞİ EVLAT HASRETİ
Bazı acılar vardır; görünmezler ama insanın içine sessizce yerleşirler. Kimse fark etmez, kimse sormaz, kimse konuşmaz. İşte boşanma sonrası birçok babanın yaşadığı evlat hasreti de böyledir.
Toplum boşanmayı genellikle bir kadın ve çocuk hikâyesi olarak görür. Elbette annelerin yaşadığı zorluklar büyüktür, fedakârlıkları tartışılmazdır. Ancak bu hikâyenin çoğu zaman sessiz kalan, göz ardı edilen bir tarafı daha vardır: Babalar…
Boşanma sadece iki insanın yollarını ayırması değildir. Bazı babalar için hayatlarının merkezindeki en büyük sevginin günlük hayattan çekilip alınmasıdır.
Bir sabah uyanırsınız ve dün aynı evde kahvaltı yaptığınız evladınız artık başka bir evde yaşamaktadır.
Bir zamanlar her gün duyduğunuz o küçük sesler, kahkahalar, sorular ve koşuşturmalar yerini derin bir sessizliğe bırakır.
Ve insan bazen en çok sessizliğin sesini duyar.
Çünkü evlat hasreti sadece özlemek değildir.
Bir çocuğun büyümesini uzaktan izlemektir.
Doğum günlerinde yanında olamamaktır.
Okuldaki başarısını telefondan öğrenmektir.
Düştüğünde elinden tutamamak, korktuğunda sarılamamak, sevindiğinde gözlerinin içine bakamamaktır.
Bazı babalar çocuklarının odasını yıllarca olduğu gibi bırakır.
Bir oyuncak yerinde durur.
Bir resim duvarda asılı kalır.
Bir ayakkabı kutunun içinde bekler.
Çünkü insan bazen eşyaları değil, hatıraları saklar.
Toplum çoğu zaman boşanmış babayı yalnızca nafaka ödeyen, masrafları karşılayan bir kişi olarak görmeye eğilimlidir.
Oysa bir babanın çocuğuna vereceği en büyük şey para değildir.
Sevgidir.
Güvendir.
Omzuna koyduğu eldir.
“Ben buradayım evladım” diyebilmesidir.
Çocukların sadece maddi desteğe değil, anne sevgisi kadar baba sevgisine de ihtiyacı vardır.
Bir çocuğun karakterinde, özgüveninde ve hayata bakışında babasının izi sandığımızdan çok daha derindir.
Ne yazık ki bazı babalar çocuklarını görmek için gün sayar.
Takvim yaprakları onlar için görüş günlerine dönüşür.
Birkaç saatlik buluşmaya haftalarca hazırlanırlar.
O kısa zamanın içine aylarca biriken sevgiyi sığdırmaya çalışırlar.
Daha sıkı sarılırlar.
Daha dikkatli dinlerler.
Daha çok gülerler.
Çünkü bilirler ki zaman azdır.
Ama sevgileri asla azalmamıştır.
Toplum erkeklerin ağlamadığını söyler.
Oysa birçok baba gecenin sessizliğinde gözyaşlarını kimse görmeden içine akıtır.
Telefon kapandıktan sonra…
Arabada yalnız kalınca…
Boş bir odanın kapısını açınca…
Çünkü bazı özlemler insanın sesini değil, kalbini ağlatır.
Belki de boşanmış birçok babanın taşıdığı en ağır yük, zamanla bilinçaltına yerleşen şu sessiz korkudur:
“Sevdiğim şeyler benden uzaklaşır.”
İşte gerçek yara çoğu zaman budur.
Bu nedenle birçok baba sadece çocuklarını değil, geleceğe dair umutlarını da korumak için mücadele eder.
Üstelik çoğu zaman alkış almadan…
Takdir edilmeden…
Anlaşılmadan…
Ama yine de vazgeçmeden…
Çünkü gerçek babalık aynı evde yaşamakla değil, koşullar ne olursa olsun evladının kalbinde yaşamaya devam edebilmektir.
Ve yıllar geçer…
Çocuklar büyür…
Hayatı anlamaya başlar…
O zaman birçok şey değişir.
Bir gün dönüp geriye baktıklarında şunu fark ederler:
Belki her gün yanlarında değildi.
Belki her an ellerini tutamadı.
Ama hiçbir zaman vazgeçmedi.
Hiçbir zaman sevgisini eksiltmedi.
Ve aslında o uzak görünen adam, bütün hayatı boyunca evladını yüreğinde taşımaya devam etti.
Çünkü bazı bağlar mesafeyle kopmaz.
Bazı sevgiler zamana yenilmez.
Ve bir babanın evladına duyduğu sevgi, dünyanın en sessiz ama en güçlü sevgilerinden biridir.
Hasretle yanar…
Özlemle büyür…
Ama asla sönmez.
