Kuşak Farkı
Bir masada oturun: Bir yanda gençler, bir yanda yetişkinler. Konu dönüp dolaşıp dile gelir. Gençler kendi aralarında konuşurken rahat, hızlı ve bolca şakalıdır; yetişkinler ise çoğu zaman o konuşmayı kaba, saygısız ya da anlaşılmaz bulur. Aslında tartışma çoğu zaman kelimelerden değil, kelimelere yüklenen anlamlardan çıkar.
Bugün bazı gençler için araya serpiştirilen küfür, bir samimiyet göstergesi ya da mizahın dozu olabilir. Hatta “Şaka yaptık ya” cümlesi adeta sihirli bir silgi gibi kullanılır: Söyleneni geri almasa da ortamı kurtardığı sanılır. Ne var ki yetişkin kulağı aynı kelimeyi duyduğunda, şakayı değil “sınırı” duyar. Gençler “laf olsun diye” dediğini düşünür; yetişkinler “toplumun huzuru bozuluyor” diye kaygılanır. İki taraf da haklı görünür, çünkü ikisi de farklı bir sözlüğe bakıyordur.
Ama mesele sadece kaba konuşma değil. Bazen gençliğin şakası gerçekten ağır gelebiliyor. Siber zorbalık bunun en net örneği: Alay, dışlama, tehdit, birinin bilgilerini yaymak… Ekranın arkasında “kolay” görünen şey, karşı tarafta gerçek bir yaraya dönüşüyor. Yüz yüze “şaka niyetine” vurmak, korkutmak, küçük düşürmek de aynı kapıya çıkar: Şaka, karşıdaki gülebiliyorsa şakadır; aksi hâlde güç gösterisidir.
Olumsuz tabloyu kenara koyup biraz da hakkını verelim: Gençlerin zekâsı ve yaratıcılığı çoğu zaman hayranlık uyandırıcı. Hızlı öğreniyorlar, farklı düşünüyorlar, hayal güçleri geniş. Spora yatkınlıkları, enerjileri, yeniye cesaretleri yüksek. Ne var ki aynı enerji bazen riskli alanlara kayabiliyor: Alkol, sigara, uyuşturucuya daha erken temas, merakla başlayan ama bağımlılığa sürüklenen süreçler… Bir de işin can acıtan kısmı var: Bazı gençlerin zekâsını “iyi” için değil “kötü” için kullanması. Teknolojiyle büyüyen bir kuşak, isterse çok şey inşa eder; isterse çok şey yıkar.
Yetişkinler ise başka bir yerden güçlü: Hayat tecrübesi. Olaylara daha sakin ve mantıklı yaklaşabilmek, sorumluluk bilinciyle ani karar vermemek, sınırları ve sonuçları daha iyi tartabilmek… Toplum kurallarına uyma konusunda daha dikkatli olmak, gençlere yol gösterebilmek… Kısacası yetişkinlik, “daha az hata” değil belki ama “hataların bedelini görmüş olma” hâli.
Peki bunca farklılık neden? Cevabı tek kelimeyle özetlemek mümkün: kuşak farkı. Teknoloji baş döndürücü hızla değişti. Sosyal medya hayatın merkezine yerleşti. Yaşam şartları, gündelik kaygılar, iletişim biçimleri dönüştü. Gençlerin düşünce yapısı da bu değişimle yoğruldu. Yetişkinler ise çoğu zaman kendi büyüdükleri dönemin değerleriyle değerlendirme yapıyor. Bu yüzden gençlere fazla gelen şey, yetişkinlere normal; yetişkinlere “fazla” gelen şey, gençlere “sıradan” olabiliyor.
Burada kilit soru şu: Aynı evin içinde iki farklı çağ yaşanırken, köprü nasıl kurulacak?
“İlk adım etiketlemeyi bırakmak. Gençleri toptan saygısız ilan etmek de yetişkinleri toptan geri kafalı görmek de kolaycılık. İkinci adım dinlemek: Yetişkinler gençleri gerçekten dinlediğinde, o dilin altında bir ihtiyaç görür. Bunlar; ait olma, kabul görme, kendini ifade etme. Gençler de büyüklerini dinlediğinde, tepkinin altında bir korku görür. Bunlar; kontrolü kaybetme, değerlerin erimesi, güvenlik endişesi. Üçüncü adım ise sınırları konuşmak: Mizahın, özgürlüğün ve samimiyetin bile bir eşiği var. “Şaka yaptım” cümlesi ancak karşı tarafın onayıyla anlam kazanır.
Sonuçta mesele şu: Gençlik de yetişkinlik de tek başına doğru değil; birlikte anlamlı. Yetişkinlerin gençleri daha iyi dinlemesi, gençlerin de büyüklerine saygıyı “susmak” sanmadan ama sınırları gözeterek konuşması toplumsal huzur için önemli. İki taraf birbirini anlamaya başladığında kuşak farkı bir çatışma sebebi olmaktan çıkar; deneyimle yeniliğin yan yana durduğu bir zenginliğe dönüşür.
