KÖR DUMAN
Mara Kırobası'nın Hacpınar Yaylası'nda bulunan çiftlik evimizdeydim. Akşamüstü gün anasına kuvuşurken (batarken) ortalık birden dumanlandı. Büyük babam "yine dağların bekçisi geldi, bugün zorlu (çok fazla) sürgün (sisin akışı) var" dedi. Birden göz gözü görmez oldu. Kör duman çöktü her tarafa, 2 m önümüzü göremez olduk. Sabahleyin kalktık, yine aynı, her taraf duman içinde. Saat 8.30 ile 9.00 arası bir rüzgar gibi savrularak kayboldu duman.
Yine büyük babam anlattı. "Bu dağlar imansız (acımasız) dağlar. 1952'de Ağustos ayında gar yağdı. İnsanlar gırıldı (öldü), çadırlar, evler yıkıldı. Deniz seviyesinden yüksekliği 1800 m, Silifke'ye uzaklığı 90 km olan Torosların en yüksek yaylası, gatıksız hava, su, yılın altı-yedi ayını bu yaylalarda geçirirdik. Baş gatığımız (yiyeceğimiz) ayran, süt ve sütten oluşan şeylerdi. Yiyecekler, tabiiydi, yerdik balı, yağı, ne üşürdük ne de hastalanırdık. Pislikti işimiz ama 80-90'dı yaşımız. Na gaza ne tansiyon, stres, hiçbiri yoktu. Ölüm hangi dağ başında gelirse oracık mezar olurdu ona.
Biz ne ay, ne gün bilirdik. Atların, eşeklerin pisliğine yağmur şeklinde çiğ yağardı. Sonra donardı, ona gırağı derdik. İşte böyle kör duman, sürgün hiç bitmezdi, göç zamanının geldiğini bilirdik." Göçerlermiş Akdeniz'in ılık sahillerine doğru, Toroslar kışa gebe kalmadan inerlermiş ılık sahillere, konarlarmış kış yurduna.
