KEFERETLİK
Her yokuşun bir inişi, her varlığın bir yokluğu vardır. Tıpkı her bolluğun bir darlığı olduğu gibi.
Onlar zaten acın yatıp gücün kalkan, zor yazlıyan insanlarmış. Çünkü fakirlikten çok zenginlermiş. Şadiye hala şöyle anlattı. "Ne vardı da bişirecekdik aç galmazdık ya, tok da olmazdık. Bulgur bulamaç ölemeç bunlardı yediğimiz içtiğimiz.
-Çarşıdan alsaydınız yok muydu?
-Varıdı alırdık yazın yaylaya göçerken Mara'dan bir kilo bekmez alırdık birazını yerdik birazı da dökülürdü galanı da keferetlik olurdu.
Erkekler 15-20 günde çarşıya gedellerdi alacakları birer halfalı (helvalı) külük (ekmek) getirirlerdi, oda çencere gaynatmazdı. Bizler çarşıdan pazardan her şeyin hazırını alırız. Pişirecek taşıracak ne varsa birazını ayırır bir kenara koyardık keferetlik olur diye. Bir oba gelse elimizi ovuştururuz ikram edecek bir şey yoktu, yok! Birer sırtımız olurdu yur(yıkar) geyerdik, birer dabak gaşık onda da yerdik işte bu.
Şimdi yazlık, gışlık, yaylalık, seyillik, gezmelik buna ne para ne de can dayanır. O almış bende alayım, onun var benim neye yok, ekonomik grizde olur streste olur. "Akıllı giye giye, deli yuya yuya eskitirmiş alığı" şimdikiler gibi.
