Çorap Söküğü
Otuz dokuz, kırk, 41
Eskimiş, yıpranmış bir takvim yaprağında şöyle ünlemişim:
- Artık hiçbir şey tat vermiyor bana.
Ne o, ne bu, ne şu, ne meslek, ne kestane şekeri, ne lokma tatlısı artık hiçbir şey tat vermiyor.
Gazete sayfaları yavan.
Haberler soluk.
Yorumlar silik.
Fotoğraflar donuk.
Suretler mat.
Domatesler kokusuz.
Hıyar lezzetsiz mesela.
Her şey boş.
Etraf münasebetsiz.
“Vefa, uzaklarda kalan bir his.
Dost, eski şarkılardan bir iz.
Şefkatse, bardaki sarışın kız.”
*
Sorup duruyorsun ya, işte bu sebeplerden, tam da bu sebeplerden suyu ‘sek’ içmeyi bıraktım Tülay.
Kalmadı tesellisi ne şarkının, ne sazın.
*
Yelkovan kaçtı, akrep kovaladı. Ya da akrep, yelkovanı…
Gazetecilik mesleğinde 40 yılı devirdim.
40+1’den takvim yapraklarını koparmaya başladım.
Ne çok kelime eskittim gazete sayfalarında, takvim yapraklarında kim bilir!
Bilemiyorum Kundera bilemiyorum:
- Ne çok kelime biriktirdim içimde ama hiçbirinin sırası gelmedi.
*
Sonra gün battı, akşam oldu.
“Tarsusi” Belediye Başkanımız Vahap Seçer’in “limoni” otobüsü istasyonu geçti, liman kavşağından döndü, Mersin Büyük Postane önünde göründü.
Sen gelmedin, ben bindim:
Bir şarkı tutturdum Taş Bina’dan Taşucu’na:
“Sanma ki içmişim,
Sanma ki sarhoşum,
Günlerdir, aylardır, yıllardır yorgunum.”
Yorgunum Tülay.
Aşkımla oynama gıdıklanırım.
*
Tam ortasındayken yağmurun...
Otuz dokuz, kırk derken...
41’inci durakta plağı değiştirdim.
Nihavent…
Nefesliler, kaldırın şarkıyı: Biraz kül, biraz duman… O benim işte.
